Ey Nâme Sen Ol Mâh-likaadan mı Gelürsün
Mektup, bakış, uyku, kalem, göz, gözyaşı ve rüzgâra art arda nereden geldiklerini soran gazel; her varlığı sevgiliden haber getiren bir elçiye dönüştürür.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ey nâme sen ol mâh-likaadan mı gelürsün
Ey Sebâ'dan mı gelürsün
1Ey mektup, o ay yüzlü sevgiliden mi geliyorsun?
2Ey umut hüdhüdü, Sebâ ülkesinden mi geliyorsun?
- 2
Âlûde-i hûndur yine dâmân ü girîbân
Ey gazâdan mı gelürsün
1Eteğin ve yakan yine kana bulanmış;
2ey kan dökücü yan bakış, savaştan mı geliyorsun?
Sevgilinin yan bakışı öldürücü bir savaşçı olarak kişileştirilir; kana bulanmış etek ve yaka onun geride bıraktığı âşıkları düşündürür. Soru, güzellik unsurunu masum olmaktan çıkarır ve aşkın bakışla başlayan yaralanmasını gerçek bir savaş meydanı görüntüsüne dönüştürür.
- 3
Şevkin var alub satmağa erbâb-ı niyâzı
Sevdâ-geri-i 'dan mı gelürsün
1Yalvaran âşıkları alıp satmaya pek heveslisin;
2Mina pazarının aşk tüccarlığından mı geliyorsun?
Aşk ilişkisi pazar diline çevrilir: muhtaç âşıklar alınıp satılan mala, karşıdaki varlık da sevda tüccarına dönüşür. Mina hem hac mekânını hem kurban fikrini çağrıştırdığı için ticaret mecazı yalnız çıkarı değil, sevgili uğruna kendini sunan âşığın kurban oluşunu da taşır.
- 4
Teşrîfe bu şeb va'di var ol şem'-i ümîdin
Ey hâb-ı siyeh-baht aşâdan mı gelürsün
1O umut mumunun bu gece gelme sözü var;
2ey kara bahtlı uyku, daha akşamdan mı geliyorsun?
Sevgilinin gelişi karanlığı aydınlatacak bir mum gibi beklenirken uyku erkenden bastırır ve buluşmayı tehdit eder. Âşık uykuyu ‘kara bahtlı’ diye azarlayarak kendi talihsizliğini ona yükler; gece, ümit ile gaflet arasındaki zamansal yarışa dönüşür. ‘Aşâ’ hem yatsı vaktini hem akşam yemeğini karşıladığı için soru iki yönde de okunabilir.
- 5
Bu secde-i bî-hûde nedir her kademinde
Ey likaadan mı gelürsün
1Her adımında yaptığın bu boşuna secdeler nedir?
2Ey akılsız kalem, bir yüz yüze görüşmeden mi geliyorsun?
Kalemin kâğıda her eğilişi secdeye, ilerleyişi adıma benzetilir. ‘Bî-hûde’ ve ‘bî-mağz’ sözleri bu mekanik hareketi bilinçsiz bir ritüel gibi gösterir; ‘likādan mı gelürsün?’ sorusu kalemi sevgiliyle yüz yüze gelmiş bir haberciye dönüştürür.
- 6
İtmiş sana dil-hastelerin hâleti te'sir
Ey çeşm-i siyeh dâr-ı şifâdan mı gelürsün
1Gönül hastalarının hâli seni de etkilemiş;
2ey kara göz, şifa yurdundan mı geliyorsun?
Sevgilinin kara gözü hem âşıkları hasta eden sebep hem de şifa merkezinden gelen bir varlık gibi sunulur. Hastaların hâlinin göze geçmesi, etki yönünü tersine çevirir: yaralayan bakış bu kez yaralıların belirtisini taşır ve aşkın karşılıklı bulaşıcılığını sezdirir.
- 7
Her bir yere mûyundan akar âb-ı letâfet
Deryâ-yı letâfetde şınâdan mı gelürsün
1Saçının her telinden güzellik suyu akıyor;
2güzellik denizinde yüzmekten mi geliyorsun?
Saç tellerinden su akması, sevgiliyi güzellik denizinden henüz çıkmış bir yüzücü gibi gösterir. Soyut ‘letafet’ önce suya, sonra uçsuz bir denize dönüştürülür; beden ayrıntısı ile enginlik aynı görüntüde birleşerek güzelliğin taşan ve çevreye yayılan niteliğini kurar.
- 8
Zâhid bizi tahvîf ile teşvîşe düşürme
Sen mahkeme-i rûz-i cezadan mı gelürsün
1Ey zahit, bizi korkutup kaygıya düşürme;
2sen hesap günü mahkemesinden mi geliyorsun?
Zahidin cehennem ve hesap günü uyarıları, görgü tanıklığına dayanmayan bir korkutma olarak sorgulanır. ‘Oradan mı geliyorsun?’ sorusu onun kesin konuşma yetkisini sarsar; gazelin haber arayan yapısı burada dinî otoritenin bilgisini sınayan nükteli bir itiraza dönüşür.
- 9
Bilsem ne içün varmış idin kûyuna ey eşk
Tahrîk-i gazabdan mı recâdan mı gelürsün
1Ey gözyaşı, sevgilinin semtine niçin gittiğini bir bilsem;
2onun öfkesini kışkırtmaktan mı, yoksa bir umuttan mı geliyorsun?
Gözyaşı âşıktan ayrılıp sevgilinin mahallesine giden bağımsız bir elçi olur. Dönüş sebebinin öfke mi umut mu olduğu bilinmez; iki ihtimal arasındaki soru, âşığın her haber karşısında korkuyla beklentiyi aynı anda yaşadığını görünür kılar.
- 10
Nâbî gazeli gibi hoş-âyendeliğin var
Ey bâd-ı revân-bahş 'dan mı gelürsün
1Nâbî'nin gazeli gibi kulağa hoş gelen bir akışın var;
2ey can bağışlayan rüzgâr, Ruhâ'dan mı geliyorsun?
Mahlas beytinde rüzgârın hoş esişi gazelin ahengiyle özdeşleştirilir; şair kendi sözünü överken bunu doğrudan değil, yelin niteliği üzerinden yapar. Doğum yeri Ruhâ'nın anılması kişisel kökeni şiirin kaynağına bağlar ve gazeli memleketten gelen diriltici bir nefes sayar.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'ın 141016 numaralı sabit revizyonundaki on beyit esas alındı; eser sahibi şablonda Nâbi'dir. Özgün metindeki ‘alub’, ‘te'sir’, ‘içün’ ve ‘letâfetde’ biçimleri korundu. Kaynak şablonu kalıbın son tef'ilesini ‘faûlün’, kategori adı ise ‘faulün’ yazar; iki biçim aynı üç heceli tef'ileyi gösterir.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bezm-i safâya sâgar-ı sahbâ gelür giderNâbî · Gazel→
Mektup, Süleyman ile Sebâ melikesi Belkıs arasında haber taşıyan hüdhüde benzetilir. Âşık henüz mektubun içeriğini açmadan geliş yönünü sorar; ay yüzlü sevgili ile efsanevî Sebâ yan yana gelince sıradan haber, dinî ve efsanevî çağrışımlar taşıyan uzak bir habere dönüşür.