Ey Resûl-i Hazret-i Hakk Kıl Şefâ‘at Bendeñe
Fahrî, âlemlere rahmet saydığı peygamberden mahşerde utandırılmamak için şefaat diler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ey Resûl-i Hazret-i Hakk kıl şefâ‘at bendeñe
Vey Habîb-i kıl şefâ‘at bendeñe
1Ey Yüce Hakk'ın elçisi, kuluna şefaat et;
2ey Mutlak Varlık'ın sevgilisi, kuluna şefaat et.
- 2
Ümmetüñden bir günâhkâr mücrim-i ‘âsî benim
Zât-ı Bârî hakkı içün kıl şefâ‘at bendeñe
1Ümmetinden asi ve suçlu bir günahkârım;
2Yaratan'ın zatı hakkı için kuluna şefaat et.
İkinci beyitte konuşan kendini üç sıfatla birden suçlar; günahkâr, mücrim ve âsî arasındaki fark değil yığılmanın kendisi önemlidir. İsteğin gerekçesi kulun hâli değil, hakkı için yemin edilen Zât'tır.
- 3
Cürmüm efzûn bî-kıyâsdır lutfuña yokdur şumâr
El-meded ey kıl şefâ‘at bendeñe
1Suçum ölçüsüzce artmıştır, lütfunun ise sayısı yoktur;
2yardım et ey âlemin övüncü, kuluna şefaat et.
Sayılamayan iki şey karşılaştırılır: ölçüsüzce artan suç ile hesabı tutulamayan lütuf. El-meded nidası beyti bir muhakeme olmaktan çıkarıp imdat çağrısına çevirir.
- 4
zât-ı şerîfüñle iderler iktibâs
‘Rahmeten li’l-‘âlemînsin’ kıl şefâ‘at bendeñe
1Dokuz gök senin yüce zatından ışık alır;
2âlemlere rahmetsin, kuluna şefaat et.
Övgü kozmik ölçeğe çıkar: dokuz gök, ışığını övülenin zatından alacak kadar ona bağlanır. Ardından gelen Arapça iktibas, bu yükseltmeyi şairin kendi iddiası olmaktan çıkarıp bir metne dayandırır.
- 5
Ol mübârek makdemüñle buldı hem ‘arş ‘izzeti
‘İzz ü şânuñ hürmetine kıl şefâ‘at bendeñe
1O kutlu gelişinle arş da onur buldu;
2onurun ve şanın hürmetine kuluna şefaat et.
Arşın onuru bile bir gelişe bağlanır; makdem sözcüğü ayak basmayı başlı başına bir olay hâline getirir. İstek de bu onurun hatırına söylendiği için kul kendi payına hiçbir değer eklemez.
- 6
Enbiyâ vü mürselîne muktedâsın şübhesiz
Hem şefî‘u’l-müznibînsin kıl şefâ‘at bendeñe
1Peygamberlere ve elçilere kuşkusuz öndersin;
2günahkârların şefaatçisisin, kuluna şefaat et.
Peygamberlere önderlik ile günahkârlara şefaatçilik aynı beyitte durur; en yüksek makam, en düşkün için aracılıkla tanımlanır. İki sıfat arasındaki bu mesafe, şiirin isteğini mümkün kılan boşluktur.
- 7
Rûz-ı mahşerde günâhkâr Fahrî’yi lutfuñ ile
itme efendim kıl şefâ‘at bendeñe
1Mahşer gününde günahkâr Fahrî'yi lütfunla
2utandırma efendim, kuluna şefaat et.
Yedi beyit boyunca yükselen övgü sonda tek bir somut isteğe iner: mahşerde utandırılmamak. Şerm-sâr sözcüğü acıdan çok mahcubiyeti öne çıkardığı için, korkulan şeyin azap değil rezil olmak olduğu anlaşılır.
Metnin kaynağı
Sabit kaynak DEU-AVESIS.173d4472-4f1c-42be-8afc-48c2c8ea7a0d:pdf179-printed170-n146. Bu görüntü aralığında 146 numarasıyla başlayan kayıt, sonraki numaraya kadar tam 14 dizedir; basılı ölçü satırı aynı sınırdadır. AVESİS profili dosyanın yanında CC BY 4.0 bağlantısı verir; PDF içinde gömülü lisans cümlesi yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Ez-cân u dil peygambere âşık iseñ sallû aleyhMehmed Fahrî-i Sünbülî · Gazel→
Matla iki ayrı unvanı üst üste koyar: elçilik Hakk'a nispetle, sevgililik Mutlak Zât'a nispetle söylenir. Ey ve vey ile açılan iki yarım aynı kişiyi iki ayrı ilişkiden çağırdığı için övgü daha ilk beyitte katmanlanır.