DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Mehmet Âkif Ersoy/Fatih Kürsüsü'nden
Vaaz biçimli manzume · 19.–20. yüzyıl

Fatih Kürsüsü'nden

Mehmet Âkif toplumu uyuyan avam, ümitsizliğe kapananlar ve Batı’nın bilgisini değil kusurlarını taklit eden züppeler üzerinden eleştirir. İnanç adına ataleti, modernlik adına ahlaki çözülmeyi reddeder; Batı’dan bilim, edebiyat, sanat ve eğitim taşınmasını gerçek ilerlemenin yolu olarak gösterir.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Birinci zümreyi teşkil eden zavallı ,

    Bıraksalar devam edecek tatlı uykusuna devam.

    1Birinci topluluğu oluşturan zavallı halk,

    2Bırakılsa tatlı uykusunu sürdürüp gidecek.

    İlk topluluk ‘zavallı avam’ diye tanıtılır; asıl kusuru yoksulluğu değil, tatlı uykusunu sürdürmeye razı oluşudur. Uyku imgesi toplumsal sorumluluktan uzak, kendiliğinden devam eden ataleti görünür kılar.

  2. 2

    Bugün nasibini yerleştirince kursağına;

    'Yarın' nedir? Onu bilmez, yatar dönüp sağına.

    1Bugünkü payını midesine yerleştirince,

    2‘Yarın’ nedir bilmez; sağ yanına dönüp yatar.

    Günübirlik yiyeceğini bulan kişinin ‘yarın’ı bilmemesi, düşünce ufkunu karnıyla sınırlar. Sağına dönüp yatması yalnız dinlenme değil, gelecek için hazırlık yapmayan rahat bir kayıtsızlık hareketidir.

  3. 3

    Yıkılsa arş-ı hükümet, tıkılsa kabre vatan,

    Vazifesi değil; çünkü 'hepsi Allah'tan!'

    1Hükümetin tahtı yıkılsa, vatan mezara gömülse,

    2Bunu görev saymaz; çünkü ona göre ‘hepsi Allah'tandır!’

    Hükümet tahtının ve vatanın yıkılması en büyük kamusal felaketler olarak sıralanır; buna rağmen kişi bunları görev alanının dışında görür. ‘Hepsi Allah'tan’ sözü burada teslimiyet değil sorumluluktan kaçış bahanesidir.

  4. 4

    Ne hükmü var ki, esasen yalancı dünyanın?

    Ölürse, yan gelip yatacak cennetinde Mevla'nın.

    1Zaten şu yalancı dünyanın ne önemi var?

    2Ölünce Tanrı'nın cennetinde yan gelip yatacaktır.

    Dünyayı yalancı diye değersizleştiren konuşucu, ölümden sonra cennette rahat edeceğine güvenir. Âkif inancı eleştirmez; dünyadaki çalışma borcunu silmek için cennet beklentisini kullanan rahatçılığı hedef alır.

  5. 5

    Fena kuruntu değil! Ben derim, sorulsa bana:

    'Kabul ederse cehennem ne mutlu, amca, sana!'

    1Fena bir kuruntu değil! Bana sorulsa derim ki:

    2‘Cehennem seni kabul ederse ne mutlu sana, amca!’

    Şair ‘fena kuruntu değil’ diyerek beklentiyi önce onaylar görünür, sonra cehennemin bile kabulüne bağlı sert bir alayla tersine çevirir. ‘Amca’ hitabı yargıyı soyut bir tipe değil gündelik hayattaki tanıdık kişiye yöneltir.

  6. 6

    İkinci zümreyi teşkil eden cemaat ise,

    Hayata küskün olandır ki: saplanıp ,

    1İkinci topluluğu oluşturanlar ise,

    2Hayata küsmüş ve umutsuzluğa saplanmış kişilerdir.

    İkinci topluluk hayata küsmüş ve umutsuzluğa saplanmış kişilerden oluşur. Birinci grubun rahat uykusundan farklı olarak burada hareketsizliğin duygusal kaynağı yeistir; sonuç yine toplumdan çekilmedir.

  7. 7

    'Selametin yolu yoktur... Ne yapsalar boşuna!'

    Demiş de hırkayı çekmiş bütün bütün başına.

    1‘Kurtuluş yolu yok; ne yapsalar boşuna!’

    2Deyip örtüyü bütünüyle başlarına çekmişlerdir.

    Kurtuluş yolunun kalmadığını söylemek her türlü girişimi daha başlamadan anlamsızlaştırır. Hırkayı başa çekme hareketi dış dünyayı görmeyi reddeder; sözle kurulan umutsuzluk bedensel kapanmayla tamamlanır.

  8. 8

    Bu türlü bir hareket olur, zira:

    Talepte amir olurken bir ayetinde Huda;

    1Böyle davranmak düpedüz inkârdır; çünkü

    2Tanrı bir ayetinde çabalamayı emrederken,

    Ümitsizlik düpedüz inkâr sayılır, çünkü ilahi emir insana talepte bulunma ve çabalama yükümlülüğü verir. Şair kaderci din dilini yine dinî bir dayanakla çürütür; iman, pasiflik değil hareket gerekçesi olur.

  9. 9

    Buyurdu: 'Kesmeyiniz ruh-u rahmetimden ümid;

    Ki müşrikin olur ancak o nefhadan nevmid.'

    1‘Rahmetimin ruhundan ümidinizi kesmeyin;

    2O esintiden yalnız Tanrı'ya ortak koşan umutsuz kalır’ buyurmuştur.

    Rahmetten umut kesmeme buyruğu, kapanmış kişinin önüne manevi bir çıkış açar. ‘Nefha’ sözü rahmeti canlandıran bir esinti gibi düşündürür; bundan umutsuz kalmak şiirde ağır bir inanç sapması sayılır.

  10. 10

    Bu bir; ikincisi: ye'sin ne olsa esbabı,

    Onun ki icabı,

    1Bu birincisi; ikincisi, umutsuzluğun sebebi ne olursa olsun,

    2Onun doğurduğu sonuç bütünüyle hareketsizliktir.

    İlk gerekçenin ardından umutsuzluğun toplumsal sonucu açıklanır: Sebebi ne olursa olsun bütünüyle hareketsizlik doğurur. Böylece yeis yalnız kişinin ruh hâli değil, ortak işleri durduran pratik bir tehlikedir.

  11. 11

    Teressübâtını etmiştik önceden tahlil.

    Üçüncü zümreyi kimlerdir eyleyen teşkil?

    1Bunun birikintilerini daha önce çözümlemiştik.

    2Peki üçüncü topluluğu kimler oluşturuyor?

    Ataletin birikintilerinin daha önce çözümlendiği hatırlatılır ve üçüncü gruba geçilir. Soru biçimindeki geçiş, kürsü konuşmasının düzenini korur; konuşucu toplumu sınıflandırarak eleştirisinin yeni hedefini hazırlar.

  12. 12

    Evet, denen şu nesl-i sefih.

    - Fakat nezihini borcumdur eylemek tenzih-

    1Evet, ‘aydın gençlik’ denen şu sorumsuz nesil.

    2Ama içlerindeki temiz kişileri ayırmayı borç bilirim.

    ‘Aydın gençlik’ adıyla sorumsuz nesil arasındaki karşıtlık, unvanın davranışla doğrulanmadığını gösterir. Parantez niteliğindeki ikinci dize temiz gençleri ayırır; hüküm bütün bir kuşağa değil belirli taklitçi tipe yönelir.

  13. 13

    Bu züppeler acaba hangi cinsin efradı?

    Kadın desen, geliyor arkasından erkek adı;

    1Bu züppeler acaba hangi cinse mensuptur?

    2Kadın desen ardından erkek adı geliyor.

    Züppelerin cinsiyeti üzerine kurulan alay, dönemin görünüş ve toplumsal rol ölçülerini taşır. Kadın ya da erkek adının tek başına tipe uymaması, şairin onu kimliksiz ve taklit içinde biçimsizleşmiş göstermesine hizmet eder.

  14. 14

    Hayır, kadın değil; erkek desen, nedir o kılık?

    Demet demetken o saçlar ne muhtasar o bıyık?

    1Hayır, kadın değil; erkek desen, bu nasıl kılık?

    2Saçları demet demetken bıyıkları ne kadar kısa!

    Uzun saç ile kısacık bıyık yan yana getirilerek kılık bir uyumsuzluk tablosuna dönüştürülür. Eleştiri dış görünüşte kalmaz; sonraki birimlerde bu yapay görüntünün ahlak ve eğitim alanındaki taklitçiliğe bağlı olduğu açılır.

  15. 15

    Sadası baykuşa benzer, hiramı saksağana;

    Hülasa, züppe demiştim ya, artık anlasana!...

    1Sesi baykuşa, yürüyüşü saksağana benzer;

    2Kısacası, züppe demiştim ya; artık anlasana!

    Baykuş sesi ve saksağan yürüyüşü, züppeyi iki kuşun itici bulunan özellikleriyle karikatürleştirir. ‘Artık anlasana’ hitabı, dinleyiciyi ortak gözleme çağırır ve kürsüdeki konuşmanın canlı, tartışmacı tonunu sürdürür.

  16. 16

    Fakat bu kukla herif bir büyük seciyye taşır,

    Ki, haddim olmıyarak, 'Aferin!' desem yaraşır.

    1Fakat bu kukla adam büyük bir özellik taşır;

    2Haddim olmayarak ‘Aferin!’ desem yeridir.

    Kukla benzetmesi kişinin kendi iradesiyle değil dışarıdan taklit ettiği hareketlerle yaşadığını düşündürür. Şair ‘aferin’ sözünü gerçek övgü gibi hazırlasa da bunun hemen ardından gelecek ironik özelliğe zemin kurar.

  17. 17

    Nedir mi? Anlatayım: öyle bir metaneti var,

    Ki en savılmıyacak ye'si tek birayla savar.

    1Nedir mi? Anlatayım: Öyle bir dayanıklılığı vardır ki,

    2Dağıtılması en güç umutsuzluğu tek bir birayla savar.

    Züppenin dayanıklılığı ahlaki direnç değildir; en ağır umutsuzluğu bir bira ile uzaklaştırabilmesidir. ‘Metanet’ kelimesi içkinin sağladığı geçici uyuşmaya uygulanınca övgü bütünüyle alaya dönüşür.

  18. 18

    Sinirlerinde teessür denen fenalık yok,

    Tabiatında utanmakla aşinalık yok.

    1Sinirlerinde etkilenmek denen kötü huy yoktur;

    2Yaradılışında utanmayla hiçbir tanışıklık yoktur.

    Etkilenme ve utanma insani duyarlılıklar olduğu hâlde metin bunları züppenin bulunmayan ‘fenalıkları’ gibi söyler. Ters değer sıralaması, kişinin vicdan yoksunluğunu kendi rahatlığının şartına çevirdiğini gösterir.

  19. 19

    Bilirsiniz, hani, insanda bir damar varmış,

    Ki yüzsüz olmak için mutlaka o çatlarmış,

    1Bilirsiniz, insanda bir damar varmış;

    2Yüzsüz olabilmek için mutlaka o damarın çatlaması gerekirmiş.

    Yüzsüzlük için çatladığı söylenen damar halk arasındaki bir deyimi bedensel açıklamaya dönüştürür. Utanmanın kaybı sonradan oluşan bir arıza gibi anlatılır; sonraki dize bu arızayı daha da ileri götürecektir.

  20. 20

    Nasılsa 'Rabbim utandırmasın!' duası alan,

    Bu arsızın o damar zaten eksik alnından!

    1Nasıl olduysa ‘Rabbim utandırmasın!’ duasını alan

    2Bu arsızın alnında o damar zaten eksiktir!

    ‘Rabbim utandırmasın’ duası normalde onur korunmasını ister; züppenin alnında utanma damarı baştan eksik sayılınca dua karanlık bir ironi kazanır. Utanacak yetinin yokluğu, dışarıdan gelen korunmaya ihtiyaç bırakmaz.

  21. 21

    Cebinde gördü mü üç tane çil kuruş nazlım,

    Tokatlıyan'da satar mutlaka, gider de çalım.

    1Nazlım cebinde üç parlak kuruş gördü mü,

    2Tokatlıyan'a gidip mutlaka çalım satar.

    Üç parlak kuruş bile züppeyi Tokatlıyan gibi seçkin bir mekânda gösteriş yapmaya götürür. Para miktarının küçüklüğü ile çalımın büyüklüğü arasındaki fark, tüketim üzerinden kurulan sahte itibarı açığa çıkarır.

  22. 22

    Eğer dolandırabilmişse istenen parayı;

    Görür mahalleli ta karnavaldan maskarayı!

    1İstenen parayı dolandırıcılıkla bulabilmişse,

    2Mahalleli maskarayı ancak karnavalda görür!

    Eğlence parasının dolandırıcılıkla bulunması, gösterişin ardındaki ahlaki borcu açık eder. Mahallenin maskarayı ancak karnavalda görmesi, kişinin kendi çevresine dönmeyip kostümlü bir gösteri hayatına karıştığını anlatır.

  23. 23

    Beyoğlu'nun o mülevves muhit-i fahişine

    Dalar gider, takılıp bir sefilin peşine.

    1Beyoğlu'nun o kirli ve fuhuş dolu çevresine

    2Bir düşkünün peşine takılıp dalar gider.

    Beyoğlu kir ve fuhuşla tanımlanırken züppe de bir düşkünün peşine takılır. Kendi başına yön seçemeyen kukla görüntüsü yeniden belirir; Batılılaşma burada bilgi arayışı değil kötü örneğin izinden gitmektir.

  24. 24

    'Haya, edeb gibi sözler ;

    Vatanla aile, hatta, .'

    1‘Utanma ve edep gibi sözler bozuk geleneklerdir;

    2Vatanla aile bile gereksiz bağlardır.’

    Utanma ve edep ‘bozuk gelenek’, vatan ve aile ‘gereksiz bağ’ diye adlandırılır. Züppenin modernlik dili, kişiyi sınırlayan her ahlaki ve toplumsal ilişkiyi ilerlemeye engel sayan köksüz bir özgürlük anlayışını temsil eder.

  25. 25

    Diyor da hepsine birden kuduzca saldırıyor...

    'Ayıp değil mi?' demişsin... Acep kim aldırıyor!

    1Diyerek hepsine kudurmuşçasına saldırıyor.

    2‘Ayıp değil mi?’ demişsin; acaba kim aldırıyor!

    Değerlere kudurmuşçasına saldırmak, düşünsel eleştiriyi ölçüsüz bir öfkeye dönüştürür. ‘Ayıp değil mi?’ sorusuna kimsenin aldırmaması, utanma damarının eksikliğiyle kurulan önceki portreyi davranış düzeyinde doğrular.

  26. 26

    Namaz, oruç gibi şeylerle yok alış verişi;

    Mukaddesat ile eğlenmek en birinci işi.

    1Namaz ve oruç gibi şeylerle hiçbir ilişkisi yoktur;

    2Kutsal değerlerle eğlenmek birinci işidir.

    Namaz ve oruçla ilişkisizlik kişisel bir tercih olarak bırakılmaz; kutsal değerlerle eğlenme alışkanlığıyla birleşir. Şairin hedefi uygulamayan kişiden çok, başkasının inancını küçümsemeyi kimlik gösterisine çeviren tavırdır.

  27. 27

    Duyarsanız 'kara kuvvet' bilin ki: imandır.

    'Kitab-ı köhne' de -haşa- Kitab'ı Yezdan'dır.

    1‘Kara kuvvet’ sözünü duyarsanız bilin ki kastedilen imandır.

    2‘Köhne kitap’ da —hâşâ— Tanrı'nın kitabıdır.

    ‘Kara kuvvet’ ve ‘köhne kitap’ ifadelerinin ardındaki gerçek karşılıklar açıklanır: iman ve Tanrı'nın kitabı. Züppenin sözlüğü nesneleri tarafsız tanımlamaz; onları peşinen karanlık ve eskimiş gösteren ideolojik etiketler üretir.

  28. 28

    Üşenmeden ona Kur'anı anlatırsan eğer,

    Şu ezberindeki esmayı muttasıl geveler:

    1Üşenmeyip ona Kur'an'ı anlatırsanız,

    2Ezberindeki şu adlandırmaları durmadan geveler:

    Kur'an anlatıldığında karşılık olarak ezberlenmiş adlandırmaların gevelenmesi, gerçek tartışmanın kurulamadığını gösterir. Bilgiyle yüzleşmek yerine hazır kavramları tekrarlayan kişi, aydın görünse de düşünsel olarak mekaniktir.

  29. 29

    'Kurun-u maziyeden kalma cansız evradı

    Çekerse, doğru mu yirminci asrın evladı?'

    1‘Geçmiş çağlardan kalma cansız duaları

    2Yirminci yüzyılın çocuğunun okuması doğru mudur?’

    Züppe geçmişten kalan duaları cansız sayar ve yirminci yüzyıl çocuğuna yakıştırmaz. Soru ilerleme ölçüsünü yalnız zamana bağlar; bir düşüncenin anlamını tartmak yerine eski oluşunu reddetme gerekçesi yapar.

  30. 30

    Nedir alakası yirminci asr-ı irfanla

    Bu şaklaban herifin? Anlamam ayıp değil a!

    1Bu şaklaban adamın yirminci yüzyıl bilgisiyle

    2Ne ilgisi var? Ayıp değil ya, anlayamıyorum!

    Şair bu kişinin yirminci yüzyıl bilgisiyle ilgisini doğrudan sorgular. ‘Ayıp değil a’ sözü, züppenin sürekli başvurduğu çağ unvanının altında bilimsel ya da düşünsel bir içerik bulunmadığını alayla belirtir.

  31. 31

    Meta'-i fazli mi varmış elinde gösterecek?

    Nedir meziyeti, görsek de bari öğrensek.

    1Elinde gösterecek bir erdem birikimi mi var?

    2Üstünlüğü nedir; görüp hiç olmazsa öğrenelim.

    Elinde gösterecek bir erdem ve üstünlük olup olmadığı sorulur; cevap için somut kanıt istenir. Böylece kılık, slogan ve çağ adı yerine kişinin gerçekten ürettiği değer ölçü alınır.

  32. 32

    Hayır! birinde yok hevesi;

    Rezail, oldu mu lakin, şiarıdır hepsi!

    1Hayır! Batı'nın güzelliklerinden hiçbirine hevesi yoktur;

    2Kötülüklerine gelince hepsini ilke edinmiştir.

    Batı'nın iyi yanlarına heves etmeyen züppe, kötü yanların tümünü hayat ilkesi yapar. Beyit şiirin merkez hükmünü açıklar: Sorun dışarıdan öğrenmek değil, seçici olmadan yalnız rezaletleri medeniyet diye benimsemektir.

  33. 33

    Bütün tiryaki bir kopuk tanırım.

    -Ne oldu bilmiyorum şimdi, sağ değil sanırım-

    1Bütün büyük günahlara bağımlı bir serseri tanırım.

    2Şimdi ne oldu bilmiyorum; sanırım artık yaşamıyor.

    Bütün büyük günahlara ‘tiryaki’ olmak, kötülüğü tek seferlik davranıştan bağımlılığa çevirir. Araya giren ölüm ihtimali, anlatılan kişiyi yalnız bir soyut tip olmaktan çıkarıp şairin gerçekten tanıdığı geçmiş bir örneğe yaklaştırır.

  34. 34

    Kumar, senaatin akşamı, , içki...

    Hulasa defter-i a'mali öyle kapkara ki:

    1Kumar, kötülüğün türlü biçimleri, yolsuzluk ve içki...

    2Kısacası amel defteri öylesine kapkaradır ki,

    Kumar, kötülük çeşitleri, yolsuzluk ve içki aynı amel defterinde toplanır. ‘Şenaatin aksamı’ biçimi kötülüğün türlü kollarını anlatır; kararan defter dinî hesap imgesini gündelik suçlarla birleştirir.

  35. 35

    Yanında leyl-i cehennem, sabah-ı cennettir!

    'Utanmıyor musun. Ettiklerin rezalettir!'

    1Yanında cehennem gecesi, cennet sabahı gibi kalır!

    2‘Utanmıyor musun? Yaptıkların rezalettir!’

    Kişinin amel defteri o kadar karadır ki cehennem gecesi yanında cennet sabahı gibi aydınlık kalır. Bu aşırı karşılaştırmanın ardından yöneltilen utanma sorusu, önceki damar imgesini yeniden ahlaki yargıya bağlar.

  36. 36

    Denirse kendine, milletlerin ekabirini

    Sayardı göstererek hepsinin kebairini:

    1Denildiğinde, milletlerin ileri gelenlerini

    2Onların büyük günahlarını göstererek sayardı:

    Eleştirilince kendi davranışını savunmak yerine milletlerin ileri gelenlerini ve onların günahlarını sıralar. Başkasının kusurunu delil yapmak, sorumluluğu dağıtan bir karşılaştırma oyunudur.

  37. 37

    'Filan içerdi... Filan fuhşa ...' diye

    Mülevvesatını bir bir rical-i maziye

    1‘Falan içerdi, filan fuhşa düşkündü...’ diyerek

    2Kendi pisliklerini geçmişin devlet adamlarına

    İçki ve fuhuş örnekleri seçilerek tarihî kişilerin özel kusurları öne çıkarılır. Züppe geçmişi bütünüyle incelemez; kendi davranışına mazeret sağlayacak kirli parçaları özellikle ayıklar.

  38. 38

    İzafe etmeye başlardı paye vermek için.

    'Peki! Fezaili yok muydu söylediklerinin?'

    1Bağlamaya başlar, böylece onlara değer kazandırmak isterdi.

    2‘Peki, saydıklarının hiç erdemi yok muydu?’

    Kendi pisliklerini geçmiş devlet adamlarına bağlamak, kötü davranışa saygın bir soy kütüğü üretme girişimidir. ‘Paye vermek’ sözü günahı azaltmaz; yalnız onu ünlü adlarla süsleyerek olağanlaştırır.

  39. 39

    Diyen çıkarsa 'müverrihlik etmedim!' derdi.

    Şu züppeler de, bugün aynı ruhu gösterdi.

    1Diye sorulursa ‘Ben tarihçilik yapmadım!’ derdi.

    2Bugünün züppeleri de aynı ruhu gösteriyor.

    Geçmiş kişilerin erdemleri sorulduğunda ‘tarihçilik yapmadım’ cevabı verilir. Seçici anlatım böylece açığa çıkar: Kusurlar işine geldiğinde tarih delildir, iyilikler hatırlatıldığında aynı tarih görev alanının dışında bırakılır.

  40. 40

    Fransız'ın nesi var? Fuhşu, bir de ilhadı;

    Kapıştı bunları 'yirminci asrın evladı!'

    1Fransız'ın neyini aldılar? Fuhşunu ve inançsızlığını;

    2‘Yirminci yüzyılın çocuğu’ bunları hemen kapıştı.

    Fransız kültüründen alınanlar fuhuş ve inançsızlıkla sınırlandırılır. ‘Yirminci yüzyılın çocuğu’ unvanı yine ironiktir; çağdaşlık, düşünce ve üretim yerine en kolay tüketilen kusurları kapışmak biçiminde yaşanır.

  41. 41

    Ya Alman'ın nesi var zevki okşayan? Birası;

    Unuttu ayranı, ma'tuda döndü kahrolası!

    1Alman'ın zevk okşayan nesi var? Birası.

    2Ayranı unuttu; kahrolası, birayı alışkanlık edindi!

    Almanlardan seçilen tek zevk biradır; yerli ayranın unutulması taklidin gündelik içeceğe kadar indiğini gösterir. Alışkanlık değişimi küçük görünür, fakat şiirde seçici olmayan hayranlığın somut ve gülünç işaretidir.

  42. 42

    Heriflerin, hani dünya kadar var:

    Ulumu var, edebiyyatı var, sanayii var.

    1Oysa bu insanların dünyalar kadar güzel üretimi var:

    2Bilimleri, edebiyatları ve sanatları var.

    Batı'nın bilim, edebiyat ve sanat gibi dünyalar dolusu güzel ürünü bulunduğu açıkça teslim edilir. Bu kabul, eleştirinin yabancı kültüre bütünüyle kapanmadığını kanıtlar; şair ahlaki seçim ve yararlı aktarım ister.

  43. 43

    Giden birer avuç olsun getirse memlekete;

    Döner muhitimiz elbet muhit-i .

    1Gidenler bunlardan birer avuç olsun ülkeye getirse,

    2Çevremiz elbette bilgi ve eğitim çevresine dönüşür.

    Yurt dışına gidenlerin bu birikimden az da olsa getirmesi çevreyi bilgi ortamına dönüştürebilir. ‘Bir avuç’ sözü büyük dönüşüm için gereken başlangıcın mütevazı olduğunu, asıl engelin imkânsızlık değil yanlış tercih olduğunu gösterir.

  44. 44

    Kucak kucak taşıyor olmadık ;

    Beğenmesek 'medeniyyet!' diyor; inandık iyi!

    1Ama kucak kucak olmadık kötülükleri taşıyor;

    2Beğenmeyince ‘Medeniyet!’ diyor; iyi, inandık!

    Züppenin kucak kucak taşıdığı şey bilim değil kötülüktür; eleştirilince buna ‘medeniyet’ adını verir. Şairin ‘inandık iyi’ cevabı sahte etiketi kabul eder görünerek onun içini boşaltan açık bir alaydır.

  45. 45

    'Ne var, biraz da maarif getirmiş olsa...' desek

    Emin olun size 'hammallık etmedim?' diyecek.

    1‘Biraz da eğitim getirseydin’ desek,

    2Emin olun bize ‘Ben hamallık yapmadım!’ diyecektir.

    Biraz eğitim getirmesi istendiğinde ‘hamallık etmedim’ diyeceği öngörülür. Taşıma benzetmesi önceki kucaklarla birleşir: Kötülükleri yüklenmek seçkinlik sayılırken bilgi taşımak zahmet ve aşağı iş gibi görülür.

Kavram sözlüğü (14) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Mehmet Âkif Ersoy kimliği sabit revizyon yazar alanı ve bağımsız kaynak denetimiyle bağlandı.

Atıf kanıtını aç ↗

Türkçe Vikikaynak sabit oldid 140475; 45 birim/90 dize.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirKocakarı ile Ömer
Üstad-ı necibim Ali Ekrem Bey'e
Mehmet Âkif Ersoy · Manzum hikâye

Kavram sözlüğü

14 kavram bulundu.

avam

Toplumun geniş, eğitim imkânı sınırlı halk kesimi.

ye'se

Derin umutsuzluğa.

mahz-i küfr

Düpedüz inkâr, inançla bağdaşmayan tutum.

atalet-i külliyedir

Bütünüyle hareketsizlik ve iş göremezlik hâlidir.

şebâb-I münevver

Aydın diye nitelenen gençlik.

rüsum-u fasidedir

Bozuk ve geçersiz geleneklerdir.

kuyud-u zaidedir

Gereksiz bağlar ve sınırlamalardır.

mehasin-i Garb'ın

Batı'nın güzel ve yararlı yönlerinin.

kebaire

Büyük günahlara.

irtikap

Görevi veya yetkiyi kötüye kullanarak çıkar sağlama, yolsuzluk.

münhemikti

Aşırı derecede düşkündü.

bedayii

Güzel ve hayranlık uyandıran eserleri.

mesaviyi

Kötülükleri ve kusurları.

ma'rifete

Bilgiye, eğitime ve kültürel yetkinliğe.