Fürkat
Ansızın gelen ayrılığı gönlü yıkan bir deprem olarak anlatır; kırdan denize uzanan yolculuk, kalmakla gitmek arasındaki çıkmaz ve sönmeyen kavuşma umuduyla ilerler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Al yine bir mihnet-i !
Ben bilirim baht-ı gam-îcâdımı,
Eyledi vîrân dil-i âbâdımı
Zelzele-i fürkat-i .
1Al, yine ansızın beliren bir sıkıntı!
2Keder üreten bahtımı ben bilirim;
3Bayındır gönlümü yıktı
4Ansızın beliren ayrılık depremi.
- 2
Bilmiyor ârâm nedir yâ ki hâb
Aşk ile bildim ki bilişmiş gönül,
Belli ki bir zülfe ilişmiş gönül,
Bî-sebeb olmaz bu kadar .
1Ne dinlenme biliyor ne uyku;
2Gönlün aşkla tanıştığını anladım.
3Belli ki bir saç kıvrımına takılmış;
4Bu kadar kıvrılıp bükülmesi sebepsiz olmaz.
Uykusuzluk gönlün aşkla tanışmasının belirtisidir. Saç kıvrımına takılan gönül, pîç ü tâb sözüyle hem fiziksel kıvrımı hem de iç sıkıntısını birlikte taşır.
- 3
Gönlümü etdi yine mahzûn zamân
Girye verir seyr-i çemen çeşmime,
Ârızını gâib eden çeşmime
-ı gamdır safahât-ı cihân.
1Zaman gönlümü yine hüzünlendirdi;
2Bahçeyi seyretmek gözüme yaş getiriyor.
3Yanağını göremeyen gözüme
4Dünyanın sayfaları birer keder sergisidir.
Bahçe normalde ferahlık vermesi gerekirken gözyaşı doğurur. Sevgilinin yanağını göremeyen göz için dünya, manzara olmaktan çıkar ve sayfa sayfa açılan bir keder sergisine dönüşür.
- 4
Âşık-ı âlâm-nasîbin yine
Oldu dûçâr-ı sademât-ı mihen,
Yâ neden olursun seni bulmuş iken
Hicrete mecbûr garîbin yine?
1Acılardan payını alan âşığın
2Yine mihnet darbelerine uğradı.
3Seni bulmuşken senin garibin niçin
4Yine göç etmek zorunda kalsın?
Âşığın acı payı, yeni bir göç zorunluluğuyla ağırlaşır. Dörtlüğün sorusu sevgiliyi bulmuş olmanın kavuşmaya yetmediğini, dış koşulların garibi yeniden uzaklaştırdığını gösterir.
- 5
Hayli dem olmuş idi
Mel'anet-i tâli'-i merdûd ile,
Eşk-i revân u dil-i pür-dûd ile
Olmadadır şimdi de .
1Uzun zamandır kırları dolaşıyordu;
2Lanetli ve reddedilmiş talih yüzünden,
3Akan gözyaşı ve duman dolu gönülle
4Şimdi de denizleri dolaşıyor.
Kırları dolaşan yolcu denizlere geçer; mekân değişir fakat talihin laneti, akan yaş ve dumanlı gönül değişmez. Sahrâ-neverd ile deryâ-neverd paralelliği sürgünün alanını genişletir.
- 6
Etsem ikâmet olurum mübtelâ
Şiddet-i sevdâ denilen âfete,
olsam düşerim mihnete,
Bence sefer derd, ikâmet belâ!
1Kalsam tutulurum
2Sevdanın şiddeti denen afete;
3Gurbete çıksam sıkıntıya düşerim.
4Bence yolculuk dert, kalmak beladır!
Kalmak da gitmek de kurtuluş sunmaz. İkamet sevdanın şiddetine, gurbet mihnete bağlanınca âşık iki seçenek arasında değil, iki ayrı bela biçimi arasında sıkışır.
- 7
Zihne gelir fikr-i saâdet mi var?
Gelse de ümmîd-i visâlin gelir,
Pürsiş-i ahvâle hayâlin gelir,
Hasta ki yoksa kim arar kim sorar?
1Zihne mutluluk düşüncesi gelir mi?
2Gelse gelse kavuşma umudun gelir;
3Hâlimi sormaya hayalin gelir.
4Kimsesi yoksa hastayı kim arar, kim sorar?
Mutluluk düşüncesinin zihne gelip gelmeyeceği sorgulanır; geriye yalnız kavuşma umudu ve sevgilinin hayali kalır. Hasta benzetmesi, gerçek bir ziyaretçinin yokluğunu hayalin hâl sormasıyla telafi eder.
- 8
Âh o itâb, ol sühan-ı şekkerîn
Bezm-i visâlinde ne devlet idi!
Hîn-i vedâında ne hâlet idi
Âh o tagayyür, o nigâh-ı hazîn!
1Ah o azarlayış, o şeker gibi söz!
2Kavuşma meclisinde ne büyük nimetti!
3Veda anında ne tuhaf bir hâldi;
4Ah o değişme, o hüzünlü bakış!
Sevgilinin azarı bile kavuşma meclisinde tatlı bir nimet olarak hatırlanır. Vedalaşma anındaki değişmiş, hüzünlü bakış geçmiş mutluluğun içine yaklaşan ayrılığı yerleştirir.
- 9
Gerçi dolaşmadayım âvâre-vâr
Dönmedi mizâc-ı sedîdim henüz,
Sönmedi -ı ümîdim henüz
Gerçi eritdi tenimi rûzigâr.
1Gerçi başıboş dolaşıyorum;
2Sağlam ve kararlı mizacım henüz değişmedi,
3Umut kandilim henüz sönmedi;
4Gerçi zaman bedenimi eritti.
Rüzgâr gibi zaman bedeni eritmiş olsa da iki iç direnç sürer: sağlam ve kararlı mizaç dönmemiş, umut kandili sönmemiştir. Ses benzerliği, fiziksel aşınma ile ruhsal direnci karşı karşıya getirir.
- 10
Dilde vefâ fıtratı bâkî olur
Gezse de hicrânın ile serseri,
Bir gün o ümmîd-perestin yeri
Sadr-ı -ı telâkî olur!
1Gönülde vefa yaradılışı kalıcı olur;
2Ayrılığınla başıboş dolaşsa da
3Bir gün o umut tutkununun yeri
4Kavuşma sevincinin başköşesi olur!
Son dörtlük vefayı geçici davranış değil yaradılış sayar. Ayrılıkta serseri gezen umut tutkunu, şiirin geleceğinde kavuşma sevincinin başköşesine yerleştirilir.
Metnin kaynağı
Sabit kaynak kimliği atespare-pdm-pdf28-30. Muallim Nâci'nin Âteşpâre adlı eserinin PDM taramasında PDF28–30, basılı s. 24–26; başlıktan terminal süse kadar 40 görünür şiir satırı elle aktarıldı. Basılı s. 25 görsel denetiminde okuma “Zihne gelir” olarak saptandı. Çevrimiçi Latin tanık yalnız araştırma karşılaştırmasıdır ve taramayı geçersiz kılamaz. Kaynakta şiir düzeyinde adlandırılmış bir aruz kalıbı yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bilsem şu kuzu neden gam almışMuallim Nâci · 16 dörtlük→
Ayrılık, bayındır gönlü yıkan ani bir depremdir. Şair felaketi şaşkınlıkla karşılamaz; keder üreten talihini önceden tanıdığını söyleyerek sarsıntıyı kaderinin devamı sayar.