Gamzeler kim cân iline tîr-i müjgân yağdurur
Baştan sona “yağdurur” redifi üzerine kurulu gazel. Ok, gözyaşı, kan, dolu, can ve inci — hepsi sırayla yağar; şiir bir hava durumu gibi ilerler.
- 1
Gamzeler kim cân iline tîr-i müjgân yağdurur
Benzer ol Tâtâra kim sihr ile bârân yağdurur
Günümüz Türkçesi +
1Can ülkesine kirpik oklarını yağdıran gamzeler,
2büyüyle yağmur yağdıran Tatar'a benzer.
- 2
Fürkatünden gözlerüm geh yaş akıdur gâh kan
Yoluna îsâr içün dürr ile mercan yağdurur
Günümüz Türkçesi +
1Ayrılığından gözlerim bazen yaş akıtır bazen kan;
2yoluna saçmak için inci ile mercan yağdırır.
Beyit yorumu +
Gözyaşı inciye, kan mercana dönüşüyor. Acı burada değere çevriliyor: âşık ağladığı için değil, ağlamasını armağana dönüştürebildiği için değerli.
- 3
Dûd-ı ahumdan duyar ağladuğum halk-ı cihan
Kara yil esdükce bilürler ki tûfân yağdurur
Günümüz Türkçesi +
1Âhımın dumanından cihan halkı ağladığımı anlar;
2kara yel estikçe bilirler ki fırtına yağdırır.
Beyit yorumu +
Halk hava işaretlerinden âşığın hâlini okuyor. “Kara yel” gerçek bir meteoroloji bilgisi ve Necâtî onu şiirin içine tereddütsüz alıyor — divan şiirinin gündelik bilgiyle uzlaşması.
- 4
Ol kadar akdi gözümün yaşları kim geldi kan
Şimdiden gerû akan seyl-âbı kandan yağdurur
Günümüz Türkçesi +
1Gözümün yaşları o kadar aktı ki kan geldi;
2bundan sonra akan sel suyunu kandan yağdırır.
Beyit yorumu +
Fizyolojik bir mantık: yaş tükenince kan gelir. Şair mecazı bir süreç olarak kuruyor, tek bir imge olarak değil — ağlamanın bir sonu ve ötesi var.
- 5
Leblerünün sâğarından sâki-i îsî-nefes
Cür'a diyu ehl-i meclis üstine cân yağdurur
Günümüz Türkçesi +
1Dudaklarının kadehinden İsa nefesli sâkî,
2yudum diye meclis halkının üstüne can yağdırır.
Beyit yorumu +
İsa'nın ölüleri dirilten nefesi anılıyor: sâkînin dağıttığı şey şarap değil hayat. Meclis bir ayin sahnesine dönüşüyor.
- 6
İşiğünde âhum işiden döker göz yaşların
Nitekim kıble yili esse firâvân yağdurur
Günümüz Türkçesi +
1Kapında âhımı duyan gözyaşı döker;
2nasıl ki kıble yeli eserse bol yağmur yağdırır.
Beyit yorumu +
İkinci bir rüzgâr adı: kıble yeli. Necâtî iki farklı yeli iki farklı sonuca bağlıyor — biri fırtına, biri bereket. Âhın etkisi bulaşıcı: duyan da ağlıyor.
- 7
San yağar bârân-ı hışm ile tegerg-i pür-belâ
Ol kemân-ebrû kaçan tir ile peykân yağdurur
Günümüz Türkçesi +
1O yay kaşlı, ok ve temren yağdırdığında
2sanki öfke yağmuruyla belâ dolusu yağar.
Beyit yorumu +
Dolu tanesi ok ucuna benzetiliyor. Gazelin başındaki “ok yağdıran gamze” burada tam bir fırtınaya büyümüş — redif altı beyitte şiddetini artırarak ilerledi.
- 8
Zülfün ucından gönüller düşdüğin gören sanur
Ejdehâdur kim ağızdan nâr-ı sûzan yağdurur
Günümüz Türkçesi +
1Saçının ucundan gönüllerin düştüğünü gören,
2ağzından yakıcı ateş yağdıran bir ejderha sanır.
Beyit yorumu +
Saç bir ejderhaya dönüşüyor ve düşen gönüller onun ağzından çıkan ateş gibi görünüyor. İmge bakışı yanıltma üzerine kurulu: gören yanlış anlıyor, ama yanlış anlaması manzarayı doğru tarif ediyor.
- 9
Ey Necati kilk-i gevher-bâruna kıymet mi var
Dürr olur her katre kim ol ebr-i nisan yağdurur
Günümüz Türkçesi +
1Ey Necâtî, cevher yağdıran kalemine paha biçilir mi?
2Nisan bulutunun yağdırdığı her damla inci olur.
Beyit yorumu +
Mahlas beytinde redif son kez dönüyor ve bu kez yağdıran şey şairin kalemi. Halk inanışına göre nisan yağmurunun damlası istiridyeye düşünce inci olur; Necâtî kendi sözünü o damlaya benzetiyor. Gazel boyunca yağan ok, kan ve ateş, sonunda inciye dönüşüyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 141040 numaralı sürüm esas alındı; şairin 15. yüzyıl imlâsı korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Beyit yorumu +
Redif ilk beyitte kuruluyor ve bir doğa olayı gibi çalışacak. Tatar büyücüsü benzetmesi dönemin halk inanışına dayanıyor; bakış bir hava olayına, saldırı bir büyüye dönüşüyor.