Kafiye-i Nûn / Ez-kafiye-i nûn 2
Kafiyesi "-âneden" üzerine kurulu zengin bir gazel. Her beyit bir vazgeçmeyi reddeder: gamze deli gönülden, âşık cânâneden, sarhoş gönül gam yarasından ayrılmaz.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gamzesi olmaz bir dem dil-i dîvâneden
Geçmez ol safâ-yı kûşe-i meyhâneden
1Yan bakışı bir an olsun deli gönülden ayrılmaz;
2o kan dökücü, meyhane köşesinin sefasından vazgeçmez.
- 2
Hâtır-ı eyler neşât-âbâd-ı şevk
Yâd-ı lâ'lin kim geçer gâhî dil-i vîrâneden
1Gönlü Cemşîd'inki gibi şevkin şenlik yurduna çevirir
2viran gönülden ara sıra geçen dudağının hatırası.
Dudağın hatırası viran gönülden geçince, gönlü Cemşîd gibi şevkin şenlik yurduna çevirir. ‘Lâ‘l’ hem kırmızı dudak hem yakut çağrışımı taşır; beyit dönüşümü doğrudan hatıranın geçişine bağlar.
- 3
Hayf kim cevrinle hâlâ imtihân eyler kazâ
Biz ki dûr olsak da cândan geçmeyiz cânâneden
1Yazık ki kaza hâlâ senin eziyetinle sınıyor bizi;
2biz candan uzak düşsek de sevgiliden vazgeçmeyiz.
"Cân" ile "cânâne" aynı kökten türer; beyit ikisini karşı karşıya koyup tercihini açıkça yapar. Sevgilinin cevri burada kişisel bir kaprisi olmaktan çıkar, kazânın elindeki sınav sorusuna dönüşür — eziyet eden sevgili değil, onu araç edinen kaderdir.
- 4
Mey değil olursa neş'e-yâb eyler dili
Zâhir oldukça o reng-i âteşîn peymâneden
1Şarap değil zehir olsa bile gönlü neşelendirir,
2o ateş rengi kadehte göründükçe.
Renk burada içeriğin yerine geçer: kadehte görünen ateş rengi, içindekinin zehir olması ihtimalini önemsizleştirir. Rindâne bir tavırla tat değil görüntü öne alınır. "Zehr-âb" ile "neş'e-yâb" aynı dizede zıt uçları tutar ve şartın altını çizer: yeter ki kırmızı olsun.
- 5
Tîgına cân vermege âmâdeyim ammâ gönül
Cevher-i aşkın nice hıfz eylesin bîgâneden
1Kılıcına can vermeye hazırım, ama gönül
2aşkının cevherini yabancıdan nasıl saklasın?
Ölmeye razı olan âşığın tek kaygısı sır tutmaktır; beyit fedakârlığı kolay, ketumluğu zor gösterir. "Cevher" hem öz hem mücevher demektir, bu yüzden kılıç dizesinin ardından saklanması gereken bir hazineye benzer. Bîgâne, aşk ehli olmayan yabancı, yani ağyârdır.
- 6
Ekrem ol rûh-ı revânıñ neş'e-i zahm-ı gamı
Tâ kıyâmet zâ'il olmaz hâtır-ı mestâneden
1Ekrem, o akıp giden ruhun gam yarasının neşesi
2kıyamete kadar sarhoş gönülden silinmez.
Makta beyti "zahm" (yara) ile "neş'e"yi birleştirir: acı burada katlanılan bir hâl değil, sarhoşluk gibi tadılan bir hâldir. Süresi de dünyevî değil uhrevîdir, kıyamete bağlanır. "Rûh-ı revân" hem akıp giden ruh hem sevgili için kullanılan bir sıfattır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142905 numaralı sürüm esas alındı. Baştaki "İbtidâ-yı Gazeliyyât" satırı kitabın bölüm künyesidir, dize değildir; alınmadı. Kalan on iki dize altı beyte bölündü. Mahlas kaynakta "* Ekrem *" biçiminde yıldızlı ve boşluklu dizilmiştir; yıldızlar ve onların açtığı boşluk temizlendi. "Revânıñ" yazımındaki geniz n'si kaynağa uygun bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Gamze burada sevgiliden kopup kendi başına iş gören bir fâile dönüşür; "hûnî" (kan dökücü) sıfatı da sevgiliye değil doğrudan bakışa verilir. Deli gönül ise gamzenin uğradığı meyhane köşesi gibi düşünülür. İki dize de olumsuz fiille biter: ayrılmaz, geçmez.