Sarhoşluk şiirleri
18 şiir · 12 şair
Divan şiirinde sarhoşluk bir eğlence hâli değil, bir bilme iddiasıdır. Fuzûlî'nin “Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir” gazelinde mestlik önce kimliği siler — şair kendinin, sâkinin ve şarabın ne olduğunu bilemez hâle gelir — sonra bilgiyi tersine çevirir: ârif, dünyayı bilen değil bilmeyendir. Sarhoşluk burada aklın kaybı değil, aklın reddidir.
Nef'î'de aynı hâl bir kamu kimliğine dönüşür. “Yazanlar peykerim destimde bir peymâne yazmışlar” dizesiyle açılan gazelde şairin resmini çizenler eline kadeh vermiştir; zâhid akıllı, şair deli yazılmıştır. Mestlik artık şairin iç hâli değil, şehrin ona verdiği sıfattır — ve şair sıfatı reddetmez, üstlenir.
Tanzimat'ta kadeh masadan kalkar. Recaizade Mahmut Ekrem'in “Mestâne-i peymâne-i meyhâne-i aşkım” gazelinde meyhane de kadeh de aşkın malıdır; “Neşve-i lâ'l-i lebin ser-germ-i şevk eyler beni” gazelinde sarhoşluğun kaynağı şarap değil sevgilinin dudağıdır ve Cem'in kadehi açıkça geri çevrilir. “Câm-ı aşkın cür'asın erbâb-ı gam nûş ettiler”de tek yudum iki dünyayı unutturur. Şarabın adı durur, şarabın kendisi yoktur.
Bu mecazın son adımı, içilenin ne olduğunun önemsizleşmesidir: “Gamzesi olmaz cüdâ bir dem dil-i dîvâneden” gazelinde şarap zehir bile olsa gönlü neşelendirir, çünkü etkiyi yapan içki değil kadehteki ateş rengidir. Bu sayfadaki şiirler sarhoşluğun sırayla nasıl bir bilgi iddiası, bir şöhret ve nihayet şarapsız bir mecaz hâline geldiğini gösteriyor.
18 şiir



