DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Recaizade Mahmut Ekrem/Geh gavta-hâr-ı kulzüm-i Ummân-ı gurbetiz
Gazel · 19. yüzyıl

Geh gavta-hâr-ı kulzüm-i Ummân-ı gurbetiz

Dokuz beytin dokuzu da “-ı gurbetiz” redifiyle kapanıyor ve gurbeti sırayla deniz, cehennem ateşi, çöl ve zindan olarak tanımlıyor. Şair kendinden hep çoğul konuşur; makta'da vatanı topraktan çıkarıp sevgilinin bulunduğu yere taşır.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Geh -i Ummân-ı gurbetiz

    Geh sîne-sûz-ı âteş-i -ı gurbetiz

    1Bazen gurbetin Umman denizine dalıp batanız

    2Bazen gurbet cehenneminin ateşiyle bağrı yananız

    Matla iki karşıt unsur üzerine kurulu — su ve ateş — ve ikisinin de adı gurbet. “Geh… geh” yapısı sürgünü bir hâl değil bir nöbet değişimi yapıyor: boğulma ile yanma sırayla geliyor. Redif daha ilk beyitte özneyi çoğullaştırıyor; şair tek başına yaşadığı şeyden “biz” diye söz ediyor.

  2. 2

    -i muvâfık u bî-yâr-ı gam-güsâr

    Yâ Rab ne -ı garîbân-ı gurbetiz

    1Uygun bir arkadaşı, derdini paylaşan bir dostu olmayanız

    2Ya Rab, gurbet gariplerinin ne kara bahtlısıyız

    Beyit iki olumsuzluk ekiyle açılıyor — “bî-hem-dem”, “bî-yâr” — ve yoksunluğu mekân değil muhatap eksikliği olarak tanımlıyor: gurbette asıl kayıp, derdi paylaşacak kişidir. İkinci dize ilk kez Allah'a dönüyor, şikâyetin adresi sevgiliden talihe kayıyor. “Tîre-baht” kara baht demek, gurbetin rengini de veriyor.

  3. 3

    Diller be-hem-nişîn-i ser-i zülf-i ham-be-ham

    Biz târ mâr-ı vâdi-i hicrân-ı gurbetiz

    1Gönüller kıvrım kıvrım saçın ucunda yan yana oturmuş

    2Bizse gurbet ayrılığının vadisinde darmadağınız

    Beyit iki dağınıklığı karşı karşıya koyuyor: başkalarının gönlü sevgilinin zülfünde kıvrım kıvrım ama bir arada, şair gurbet vadisinde savrulmuş. “Ham-be-ham” süslü bir düzensizlik, “târ mâr” ise perişanlık. Kaynakta ikisini ayıran bağlaç düşmüş ve dize bir hece kısa kalmış; dizgiye dokunulmadı.

  4. 4

    Geh çetr-i bî-tınâb kurup dûd-ı âhtan

    Deşt-i belâda hâne-be-dûşân-ı gurbetiz

    1Bazen ahımızın dumanından ipsiz bir çadır kurup

    2Belâ çölünde evini sırtında taşıyan gurbetzedeleriz

    Ah dumanı çadıra dönüşüyor, ama “bî-tınâb”: gergisi, ipi yok — yani ayakta durmayan bir barınak. İkinci dize sürgünü göçebeliğe bağlıyor; “hâne-be-dûş” evi sırtında olan demek. Çölde ipsiz çadır tek görüntüde hem mekânsızlığı hem barınağın dumandan yapıldığını söylüyor.

  5. 5

    Hûrşîd olur dehânımıza nemçegân-ı lûtf

    Kim -ı ser-i beyâbân-ı gurbetiz

    1Ağzımıza uzanan lütuf damlası güneş olur

    2Çünkü gurbet çölünün başındaki susuzlarız

    Beyit susuzluğu kozmik ölçeğe çıkarıyor: yardım diye gelen şey güneştir, yani suyu kurutan şeyin kendisi. “Teşnegân” susuzlar, “beyâbân” çöl; ikisi bir arada gurbeti bir kuraklık coğrafyası yapıyor. Kaynaktaki “nemçegân” biçimi çözülemedi, beklenen “nem-çekân” (nem damlatan) yerine böyle dizilmiş.

  6. 6

    Olsak aceb mi hem-reviş-i ömr-i bî-sebât

    Şimdi reh-i fütâde-şitâbân-ı gurbetiz

    1Kararsız ömürle aynı yürüyüşü tutmuşsak şaşılır mı

    2Şimdi gurbet yoluna düşüp koşanlarız

    Ömrün yerinde durmayışı ile sürgünün yol alışı aynı hareket sayılıyor: gurbet burada bir ceza değil, zamanın kendi hızına ayak uydurmak. “Aceb mi” kalıbı beyti savunmaya çeviriyor — şair kendini haklı çıkarmak için tanık olarak ömrü gösteriyor.

  7. 7

    Savruldı hâk olup tenimiz rûzgârdan

    Ây vây hasretinle perîşân-ı gurbetiz

    1Bedenimiz toprak olup rüzgârda savruldu

    2Ah vah, hasretinle gurbette darmadağınız

    Toprak olmak ölümün, savrulmak ise mezarsızlığın imgesi: gurbette ölen bedenin kalacak bir yeri de yok. “Perîşân” kelimesi kelime kelime dağılmış demek ve önceki dizedeki savrulmayı ikinci kez söylüyor. Kaynakta bu beytin iki dizesi de kalıptan kısa dizilmiş, hece eklenmedi.

  8. 8

    Oldukça dilde dâg-ı iştiyâk

    Pertev-firûz-ı kûşe-i zindân-ı gurbetiz

    1Özlem yarası gönülde alev saçtıkça

    2Gurbet zindanının köşesini aydınlatanız

    Yara bir ışık kaynağına dönüşüyor: iştiyâk dağı alev saçınca zindanın köşesi görünür oluyor. Acının tek faydası kendi karanlığını aydınlatması. “Şu'le-feşân” ile “pertev-firûz” aynı işi iki kez adlandırıyor; gurbet de artık çöl değil zindan, mekân daralıyor.

  9. 9

    Olmazsa kûy-ı yârda Ekrem vatan nasîb

    Tâ rûz-ı haşr kadime-cünbân-ı gurbetiz

    1Ey Ekrem, sevgilinin mahallesinde bir vatan nasip olmazsa

    2Kıyamet gününe kadar gurbette adım atıp duranlarız

    Makta gazelin bütün coğrafyasını tek şarta bağlıyor: vatan bir toprak parçası değil, sevgilinin bulunduğu yer. O nasip olmazsa yürüyüş haşre kadar sürer — yani gurbet ölümle bile kapanmaz. Kaynak “kadem-cünbân” yerine “kadime-cünbân” dizmiş ve dize bir hece kısa kalmış; ikisine de dokunulmadı.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 142865 numaralı sürüm esas alındı; Nağme-i Seher'in gazeliyyât bölümünün ilk gazeli. Bölüm başlığı (“İbtidâ-yı Gazeliyyât”) ile kitabın dizdiği kafiye künyesi (“Kâfiye-i zâ aded-i gazel 8”) dize olmadığı için alınmadı. Kaynakta beş dize kalıptan bir ya da iki hece kısa dizilmiş: “Biz târ mâr-ı vâdi-i hicrân-ı gurbetiz” (beklenen “târ u mâr”), “Geh çetr-i bî-tınâb kurup dûd-ı âhtan”, “Savruldı hâk olup tenimiz rûzgârdan”, “Ây vây hasretinle perîşân-ı gurbetiz” ve makta'daki “Tâ rûz-ı haşr kadime-cünbân-ı gurbetiz” (beklenen “kadem-cünbân”); hiçbirine hece eklenmedi. Beşinci beyitteki “nemçegân” biçimi de sözlüklerde karşılıksız, muhtemelen “nem-çekân” dizilmesi gerekirken bozulmuş; düzeltilmedi. Mahlası çevreleyen yıldız işaretleri atıldı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirGeldi zamân-ı geşt-i bagRecaizade Mahmut Ekrem · Şarkı

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

gavta-hâr

suya dalan, batan

kulzüm

büyük deniz

nîrân

cehennem ateşleri

bî-hem-dem

arkadaşsız, dertleşecek kimsesi olmayan

tîre-baht

bahtı kara

hâne-be-dûş

evi sırtında olan, göçebe

teşnegân

susuzlar

şu'le-feşân

alev saçan