Geh gavta-hâr-ı kulzüm-i Ummân-ı gurbetiz
Dokuz beytin dokuzu da “-ı gurbetiz” redifiyle kapanıyor ve gurbeti sırayla deniz, cehennem ateşi, çöl ve zindan olarak tanımlıyor. Şair kendinden hep çoğul konuşur; makta'da vatanı topraktan çıkarıp sevgilinin bulunduğu yere taşır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Geh -ı -i Ummân-ı gurbetiz
Geh sîne-sûz-ı âteş-i -ı gurbetiz
1Bazen gurbetin Umman denizine dalıp batanız
2Bazen gurbet cehenneminin ateşiyle bağrı yananız
- 2
-i muvâfık u bî-yâr-ı gam-güsâr
Yâ Rab ne -ı garîbân-ı gurbetiz
1Uygun bir arkadaşı, derdini paylaşan bir dostu olmayanız
2Ya Rab, gurbet gariplerinin ne kara bahtlısıyız
Beyit iki olumsuzluk ekiyle açılıyor — “bî-hem-dem”, “bî-yâr” — ve yoksunluğu mekân değil muhatap eksikliği olarak tanımlıyor: gurbette asıl kayıp, derdi paylaşacak kişidir. İkinci dize ilk kez Allah'a dönüyor, şikâyetin adresi sevgiliden talihe kayıyor. “Tîre-baht” kara baht demek, gurbetin rengini de veriyor.
- 3
Diller be-hem-nişîn-i ser-i zülf-i ham-be-ham
Biz târ mâr-ı vâdi-i hicrân-ı gurbetiz
1Gönüller kıvrım kıvrım saçın ucunda yan yana oturmuş
2Bizse gurbet ayrılığının vadisinde darmadağınız
Beyit iki dağınıklığı karşı karşıya koyuyor: başkalarının gönlü sevgilinin zülfünde kıvrım kıvrım ama bir arada, şair gurbet vadisinde savrulmuş. “Ham-be-ham” süslü bir düzensizlik, “târ mâr” ise perişanlık. Kaynakta ikisini ayıran bağlaç düşmüş ve dize bir hece kısa kalmış; dizgiye dokunulmadı.
- 4
Geh çetr-i bî-tınâb kurup dûd-ı âhtan
Deşt-i belâda hâne-be-dûşân-ı gurbetiz
1Bazen ahımızın dumanından ipsiz bir çadır kurup
2Belâ çölünde evini sırtında taşıyan gurbetzedeleriz
Ah dumanı çadıra dönüşüyor, ama “bî-tınâb”: gergisi, ipi yok — yani ayakta durmayan bir barınak. İkinci dize sürgünü göçebeliğe bağlıyor; “hâne-be-dûş” evi sırtında olan demek. Çölde ipsiz çadır tek görüntüde hem mekânsızlığı hem barınağın dumandan yapıldığını söylüyor.
- 5
Hûrşîd olur dehânımıza nemçegân-ı lûtf
Kim -ı ser-i beyâbân-ı gurbetiz
1Ağzımıza uzanan lütuf damlası güneş olur
2Çünkü gurbet çölünün başındaki susuzlarız
Beyit susuzluğu kozmik ölçeğe çıkarıyor: yardım diye gelen şey güneştir, yani suyu kurutan şeyin kendisi. “Teşnegân” susuzlar, “beyâbân” çöl; ikisi bir arada gurbeti bir kuraklık coğrafyası yapıyor. Kaynaktaki “nemçegân” biçimi çözülemedi, beklenen “nem-çekân” (nem damlatan) yerine böyle dizilmiş.
- 6
Olsak aceb mi hem-reviş-i ömr-i bî-sebât
Şimdi reh-i fütâde-şitâbân-ı gurbetiz
1Kararsız ömürle aynı yürüyüşü tutmuşsak şaşılır mı
2Şimdi gurbet yoluna düşüp koşanlarız
Ömrün yerinde durmayışı ile sürgünün yol alışı aynı hareket sayılıyor: gurbet burada bir ceza değil, zamanın kendi hızına ayak uydurmak. “Aceb mi” kalıbı beyti savunmaya çeviriyor — şair kendini haklı çıkarmak için tanık olarak ömrü gösteriyor.
- 7
Savruldı hâk olup tenimiz rûzgârdan
Ây vây hasretinle perîşân-ı gurbetiz
1Bedenimiz toprak olup rüzgârda savruldu
2Ah vah, hasretinle gurbette darmadağınız
Toprak olmak ölümün, savrulmak ise mezarsızlığın imgesi: gurbette ölen bedenin kalacak bir yeri de yok. “Perîşân” kelimesi kelime kelime dağılmış demek ve önceki dizedeki savrulmayı ikinci kez söylüyor. Kaynakta bu beytin iki dizesi de kalıptan kısa dizilmiş, hece eklenmedi.
- 8
Oldukça dilde dâg-ı iştiyâk
Pertev-firûz-ı kûşe-i zindân-ı gurbetiz
1Özlem yarası gönülde alev saçtıkça
2Gurbet zindanının köşesini aydınlatanız
Yara bir ışık kaynağına dönüşüyor: iştiyâk dağı alev saçınca zindanın köşesi görünür oluyor. Acının tek faydası kendi karanlığını aydınlatması. “Şu'le-feşân” ile “pertev-firûz” aynı işi iki kez adlandırıyor; gurbet de artık çöl değil zindan, mekân daralıyor.
- 9
Olmazsa kûy-ı yârda Ekrem vatan nasîb
Tâ rûz-ı haşr kadime-cünbân-ı gurbetiz
1Ey Ekrem, sevgilinin mahallesinde bir vatan nasip olmazsa
2Kıyamet gününe kadar gurbette adım atıp duranlarız
Makta gazelin bütün coğrafyasını tek şarta bağlıyor: vatan bir toprak parçası değil, sevgilinin bulunduğu yer. O nasip olmazsa yürüyüş haşre kadar sürer — yani gurbet ölümle bile kapanmaz. Kaynak “kadem-cünbân” yerine “kadime-cünbân” dizmiş ve dize bir hece kısa kalmış; ikisine de dokunulmadı.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142865 numaralı sürüm esas alındı; Nağme-i Seher'in gazeliyyât bölümünün ilk gazeli. Bölüm başlığı (“İbtidâ-yı Gazeliyyât”) ile kitabın dizdiği kafiye künyesi (“Kâfiye-i zâ aded-i gazel 8”) dize olmadığı için alınmadı. Kaynakta beş dize kalıptan bir ya da iki hece kısa dizilmiş: “Biz târ mâr-ı vâdi-i hicrân-ı gurbetiz” (beklenen “târ u mâr”), “Geh çetr-i bî-tınâb kurup dûd-ı âhtan”, “Savruldı hâk olup tenimiz rûzgârdan”, “Ây vây hasretinle perîşân-ı gurbetiz” ve makta'daki “Tâ rûz-ı haşr kadime-cünbân-ı gurbetiz” (beklenen “kadem-cünbân”); hiçbirine hece eklenmedi. Beşinci beyitteki “nemçegân” biçimi de sözlüklerde karşılıksız, muhtemelen “nem-çekân” dizilmesi gerekirken bozulmuş; düzeltilmedi. Mahlası çevreleyen yıldız işaretleri atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Matla iki karşıt unsur üzerine kurulu — su ve ateş — ve ikisinin de adı gurbet. “Geh… geh” yapısı sürgünü bir hâl değil bir nöbet değişimi yapıyor: boğulma ile yanma sırayla geliyor. Redif daha ilk beyitte özneyi çoğullaştırıyor; şair tek başına yaşadığı şeyden “biz” diye söz ediyor.