Gel ey dil eyleme ömrün cihan içinde sen hebâ.
Şair gönlüne, vefasız sevgili uğruna ömrünü tüketmemesini öğütler. Her gördüğüne yaklaşan, âşıkları hoş sözlerle oyalayıp görmezden gelen güzel karşısında mesafe ister; yine de mahlaslı kapanış, şikâyeti ayıp sayıp kavuşmanın sevinç getirebileceği ihtimalini açık bırakır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gel ey dil eyleme ömrün cihan içinde sen .
Ne lâyıktır gönül vermek derûn-i yâra bî vefâ
1Gel ey gönül, dünyada ömrünü boş yere harcama.
2İçi vefasız olan sevgiliye gönül vermek yakışır mı?
- 2
Kimi görse ana yâr olmak ister anlarım kârı
Ger aklın var ise serde sakın sen olma âşinâ
1Kimi görse ona sevgili olmak ister; işini böyle anlıyorum.
2Başında aklın varsa sakın sen onunla tanış olma.
Sevgilinin “kimi görse” ona yâr olmak istemesi süreklilik taşıyan bir davranış diye sunulur; konuşan “anlarım kârı” sözüyle bunun hesabını çözdüğünü ileri sürer. “Ger aklın var ise serde” koşulu, gönle seslenen şiire akıl ölçüsü getirir ve “âşinâ olma” buyruğuyla yakınlığı kesmeye çalışır.
- 3
İder uşşâkı gördükçe niçe bin dürlü
Ki zira ana âlemde demâdem öldürür âdet
1Âşıkları gördükçe onlara bin türlü hoş geldin der;
2çünkü dünyada durmadan öldürmek onun âdetidir.
Âşıklar her görüldüğünde söylenen “niçe bin dürlü hoş âmed”, sıcak bir karşılama bolluğu kurar; hemen ardından “öldürür âdet” gelince bu nezaket ölümcül bir alışkanlığın maskesine dönüşür. “Demâdem” sözü öldürme fiilini tek olay olmaktan çıkarıp tekrar eden sevgili tavrı olarak sertleştirir.
- 4
Eğer gönlünü aldıysa ki ol dildar senin şâyet
Uzaktan idesin her dem gerek sen ana merhabâ
1O sevgili senin gönlünü aldıysa şayet,
2her zaman ona uzaktan selam vermen gerekir.
Gönlün sevgili tarafından alınmış olması “eğer” ve “şâyet” ile iki kez koşula bağlanır; konuşan kesin bir aşk hikâyesi kurmak yerine olasılık üzerinden tedbir verir. Çözüm bütünüyle susmak değildir: “uzaktan” söylenecek “merhabâ”, saygıyı korurken bedeni ve gönlü tehlikeli yakınlıktan uzak tutan ölçülü bir temas biçimidir.
- 5
Hâtâdır âşık olmak ger olursa bed fial şânı
eylemiş hiç bilmeye anı
1Huyu kötü, işi kötü olana âşık olmak hatadır;
2varının nakdini saçıp onu hiç tanımamış olur.
“Bed-fiâl” ile sevgilinin kötü huyu, “hâtâdır” hükmünün doğrudan gerekçesi olur. Ardından “nukûd-i var” imgesi insanın bütün varlığını harcanabilir paraya çevirir; bunu “bezl” eden âşık sonunda sevgiliyi “hiç bilmeye”cek duruma düşer. Harcama ile bilgisizlik yan yana gelerek kaybın hem maddi hem zihinsel yönünü açar.
- 6
Heman fırsatı düştükçe sakın andan ki kendini
Muhakkak sözümü gûş et
1Fırsat buldukça ondan kendini hemen sakın;
2sözümü kesinlikle dinle; nice işler görür, ‘sezâ’ bağı açık değildir.
“Fırsatı düştükçe” sakınma buyruğu, tehlikenin tek seferlik değil her karşılaşmada yenilenen bir dikkat istediğini belirtir. İkinci dizedeki “gûş et” konuşanın sözünü işitmeye çağırırken “nice işler görür sezâ” yüzeyi açık bir nesne ya da sonuç vermeden kalır; yorum, görme fiili ile “sezâ” arasındaki kapalı bağı tanıksız tamamlamaz.
- 7
Görürse seni görmez eder
Ederse âşinâlık bizzarûr itmededir pek nâz
1Seni yolunda görürse görmezden gelip göz yumar;
2tanışıklık gösterse de zorunluymuş gibi pek çok naz eder.
Yol üzerinde karşılaşma “rehgüzâr” sözüyle somutlaşır; sevgili âşığı gördüğü hâlde “görmez eder” ve ardından “iğmâz” ile göz yumar. Tanışıklık gösterse bile bunun “bizzarûr” oluşu samimiyeti bozar; “pek nâz” ise zoraki yakınlığın içindeki üstünlük gösterisini belirginleştirir.
- 8
Adû-yi bed likalarla olur her subh u şam demsâz
Vücûdun eyleme ifnâ yolunda sen anın hayfâ
1Kötü yüzlü düşmanlarla her sabah akşam arkadaş olur;
2yazık, onun yolunda varlığını yok etme.
Sevgilinin yoldaşları “adû-yi bed-likâ” diye hem düşman hem kötü yüzlü ilan edilir; “subh u şâm” birlikteliğin bütün güne yayıldığını anlatır. Buna karşı konuşana yönelen “vücûdun eyleme ifnâ” buyruğu, aşk uğruna yok oluşu durdurmaya çalışır; “hayfâ” ünlemi tehlikenin farkına geç varılmış bir acımayı taşır.
- 9
Ömer Âşık bu yolda âh ü zar bir başka hâlettir
Güzellerden şikâyet etmeğe ancak kabâhattir
1Âşık Ömer, bu yolda ah edip inlemek başka bir hâldir;
2güzellerden şikâyet etmek ise ancak kabahattir.
Mahlasın “Ömer Âşık” biçiminde öne gelişi, yaşananı doğrudan aşk ehlinin tecrübesi olarak adlandırır. “Âh ü zâr” bu yolda “başka hâlet” sayılırken güzellerden şikâyet “kabâhat” olur; acı çekmek meşru, sevgiliyi suçlamak kusur kabul edilerek öğüdün ahlaki sınırı çizilir.
- 10
Sakın bu şekvâ bir saâdettir
Ne bildin belki âlemde visâl-i yârı pür safâ
1Ey aldanmış kişi, bu şikâyeti sakın yitirme; bu bir saadettir;
2ne bilirsin, belki dünyada sevgiliye kavuşmak dopdolu sevinçtir.
“Mağbun” sözü aldanmış kişiye bir hitap ya da rol olarak okunabilir; onu “aldanmışken” diye kesin zaman zarfına çevirmek yüzeyi daraltır. “Gayb eyleme” şikâyeti yitirmemeyi ister ve şaşırtıcı biçimde onu “saâdet” sayar; son dizedeki “ne bildin belki” ise visal sevincini hüküm değil umut olarak açık bırakır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 şiir No.250 Âşık Ömer bölümündedir; gövdede “Ömer Âşık bu yolda âh ü zar bir başka hâlettir” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n250-383846F1825B. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.250, PDF 214–215; 10 iki dizelik birim/20 dize. U6 ‘nice işler görür sezâ’ nesne/uygunluk bağı ve U10 ‘gayb eyleme mağbun’ hitap rolü kapalı tutuldu. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Gel ferah bahş et cevan cânım Mehemmed gel yetişÂşık Ömer · Musammat→
“Gel ey dil” hitabı, öğüdün dışarıdaki bir kişiye değil konuşanın kendi gönlüne yöneldiğini gösterir. “Ömrün” ile “hebâ” arasındaki kayıp duygusu ikinci dizede ahlaki bir soruya dönüşür; vefasız içe sahip sevgiliye gönül vermenin “ne lâyık” olduğu sorgulanarak aşkın bedeli daha başta tartılır.