Mehemmed, Gel Yetiş
Şiir, Mehemmed adlı sevgiliye doğrudan ve ısrarlı bir yardım çağrısıdır. Güçsüzlük, ayrılık, canın bedenden çıkma eşiği ve kıyamet imgeleri giderek ağırlaşır; son bentte Ömer hem sevgilinin bakışından yakınır hem şefaat ister.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gel ferah bahş et cânım Mehemmed gel yetiş
Gel kadim kıl cânım Mehemmed gel yetiş
1Gel, ferahlık ver genç canım; Mehemmed, gel yetiş.
2Gel, canımı “kadim/kadem rencîde” kıl; tamlamanın anlamı kesinleştirilmemiştir. Mehemmed, gel yetiş.
- 2
Bir sâhibi ehl-i kerem gördüm seni
Ey benim devletli sultânım Mehemmed gel yetiş
1Seni iyilik sahibi, cömert bir kişi olarak gördüm.
2Ey benim kutlu sultanım Mehemmed, gel yetiş.
Çağrının gerekçesi sevgilinin bilinen cömertliğidir. “Sultanım” hitabı aradaki güç farkını ve yardım beklentisini pekiştirir. Mürüvvet ve kerem sözleri, Mehemmed’in yetişmesinin yalnız arzu değil kendi ahlâkının gereği olduğunu ima eder.
- 3
Gelmedi zerrece tâkat bende sende sevdiğim
Yok tahammül yok bende sende sevdiğim
1Bende zerre kadar güç kalmadı; bu da senin yüzünden, sevdiğim.
2Bende dayanma gücü, sende de acıma yok, sevdiğim.
“Bende/sende” paralelliği iki tarafın durumunu karşı karşıya koyar: âşık tükenmiş, sevgili ise merhametsiz görünmektedir. Tekrarlanan “sevdiğim” hitabı, bu sert karşılaştırmanın içinde yakınlık talebini yine de korur.
- 4
Bâri öldür kurtulayım ben de sen de sevdiğim
Gel helâl ettim sana kanım Mehemmed gel yetiş
1Hiç değilse öldür de ikimiz de kurtulalım, sevdiğim.
2Kanımı sana helâl ettim; Mehemmed, gel yetiş.
Ölüm isteği gerçek bir eylem önerisinden çok dayanılmaz ayrılığın abartılı dili olarak kurulur; “kanımı helâl ettim” teslimiyeti sertleştirir.
- 5
Ol zaîfim derd-i aşk u hem firâkından yana
Kalmadı vaktim benim arzedeyim hâlim sana
1Ben, aşk ve ayrılık derdinden yana çok zayıf düştüm.
2Hâlimi sana anlatmaya bile vaktim kalmadı.
Daha önceki abartı burada zamansal bir sınıra dönüşür. Söyleyen, açıklama yapacak vakti bile tükenmiş biri gibi konuşur. Hâli arz edememek, sözün yetersizliğinden çok ölümün yakınlığını bildiren son bir zaman baskısıdır.
- 6
Ey tabîbim leblerin em tez yetiş benden yana
Kılca kaldı çıkmağa cânım Mehemmed gel yetiş
1Ey tabibim, ilaç gibi dudaklarınla hemen bana yetiş.
2Canımın çıkmasına bir kıl kaldı; Mehemmed, gel yetiş.
Sevgili tabip, dudakları ilaçtır. “Bir kıl kaldı” ölçüsü ölüm eşiğini somutlaştırarak nakaratın aciliyetini en yüksek noktaya taşır. “Tez” ve “gel yetiş” buyrukları, tabip benzetmesini gecikmeye tahammülü olmayan bir çağrıya bağlar.
- 7
Başıma koptu kıyâmet düşeli bu firkate
Haşre dönmüştür cihan halkı düşüptür mihnete
1Bu ayrılığa düşünce başıma kıyamet koptu.
2Dünya mahşere döndü, halk sıkıntıya düştü.
Kişisel ayrılık kıyamet ve mahşer ölçeğine büyür. İkinci dize, âşığın iç felaketini bütün dünyaya yayılmış gibi gösteren bir abartıdır. Halkın da mihnete düşmesi, bireysel acının konuşanın gözünde ortak bir felakete dönüştüğünü gösterir.
- 8
Ömer’i gamzen komak ister -i hasrete
Kıl çoktur isyânım Mehemmed gel yetiş
1Bakışın Ömer’i hasret cehennemine atmak istiyor.
2Şefaat et; isyanım çoktur Mehemmed, gel yetiş.
Son bentte gamze cezalandırıcı, sevgili ise şefaat edebilecek iki yönlü bir güçtür. Mahlas, bağışlanma talebiyle birlikte kapanışı kişiselleştirir.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 basılı No. 580 gövdesindeki görünür Ömer/Âşık Ömer mahlası ve bağımsız bir okuyucunun kaynakla birebir karşılaştırmasıyla doğrulandı.
Atıf kanıtını aç ↗Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri, Sadeddin Nüzhet Ergun, 1936; basılı No. 580, PDF 444–445; 8 birim/16 dize. Kaynak dizeleri harfi harfine korundu, tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
İsimle yinelenen çağrı şiirin muhatabını belirginleştirir. İlk dizedeki ferahlık isteği açıktır; ikinci dizedeki “kadim/kadem rencîde” yüzeyine kaynakta bulunmayan bir onarma eylemi eklenmez.