Gel Vuhûş U Tuyûru Bir Yâd Edelim
Âşık Ömer, aslandan karıncaya, deveden kuşlara uzanan geniş bir canlılar kataloğu kurar. Her hayvanı gücü, huyu veya yaratılıştaki yeriyle anarken ibret bakışını canlı tutar; görünür eksik dizelerde ise kaynak yüzeyinin sınırını aşmaz.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gel u tuyûru bir yâd edelim
Her birin ismiyle edelim
1Gelin, yaban hayvanlarıyla kuşları analım.
2Her birini adıyla açıkça anlatalım.
- 2
Gör neler halketmiş Taâlâ
Ayn-ı ibret ile eyle temâşâ
1Yüce Yaradan’ın neler yarattığına bak.
2Hepsini ibret gözüyle seyret.
Yaradan’ın meydana getirdiği canlılara bakmak, ikinci dizede “ibret gözü” şartına bağlanıyor. Seyir burada eğlence değil; çeşitlilik içinden ilahî kudreti ve düzeni kavrama çağrısıdır.
- 3
Zûr u kuvvet düşer arslan şânına
Yüce taht kurup fil istühânına
1Güç ve kuvvet aslanın şanına yakışır.
2Filin kemiği üzerine yüce bir taht kurar.
Aslanın gücü kendi şanına yakıştırılırken fil kemiği üstüne kurulan yüksek taht, hayvanlar dünyasını hükümdarlık diliyle anlatıyor. Kudret ile yücelik iki ayrı canlı üzerinden yan yana geliyor.
- 4
Ancak karakulak varır yanına
Demir mıh kakarlar kâretmez aslâ
1Yalnız karakulak onun yanına yaklaşabilir.
2Demir çivi çaksalar bile ona hiç işlemez.
Karakulağın yanına varabilmesi onun çevikliğini öne çıkarırken demir mıhın bile işlememesi dayanıklılık fikrini büyütüyor. Beyit, küçük görünen bir canlının erişilmez ve dirençli niteliğini anlatıyor.
- 5
Ayıya hor bakma ateştir özü
Gergedan bir hayvan onun boynuzu
1Ayıyı hor görme; özü ateş gibidir.
2Gergedan da boynuzuyla tanınan bir hayvandır.
Ayının özü ateşe benzetildiği için ona hor bakılmaması isteniyor; görünüşle gerçek güç arasındaki fark vurgulanıyor. Gergedanın boynuzu da savunma ve heybetin somut işareti olarak ekleniyor.
- 6
Gerçek kurdun dahi soğuktur yüzü
Zehir nûşeyleyen canlara şifâ
1Kurdun yüzü gerçekten soğuktur.
2Zehir içmiş canlara şifa olur.
Kurdun soğuk yüzü ürkütücü yaradılışı gösterirken zehir içene şifa verilmesi beklenmedik bir karşıtlık kuruyor. Şair, zararlı görünenle yararlı sonucun aynı yaratılış düzeninde bulunabileceğini düşündürüyor.
- 7
Tavuşan tutamaz bu kûhisârı
Pârsı alır asla kaçırmaz avı
1Tavşan bu dağlık yerde tutunamaz.
2Pars onu yakalar ve avını asla kaçırmaz.
Tavşanın dağlık alanı aşamadığı söylenirken parsın avını kaçırmaması yırtıcı üstünlüğü belirliyor. Aynı coğrafyada biri sınırına çarpar, öteki çeviklik ve güçle avına egemen olur.
- 8
Tazı diriğ etmez eldeki varı
Çakal hırsızlıkta cümlenen a’lâ
1Tazı elinden geleni esirgemez.
2Çakal hırsızlıkta hepsinden üstündür.
Tazının eldeki varı esirgememesi av köpeğinin hizmetini, çakalın hırsızlıktaki üstünlüğü ise fırsatçı huyunu anlatıyor. İki hayvan, sadakat ile yağmacılık bakımından karşıt karakterler kazanıyor.
- 9
Kepçe kuyruk dersen âteş-i sûzan
Dâim bulut ile cengeder kaplan
1Kepçe kuyruk denilen akrebin ateş gibi yakan zehrini düşün.
2Kaplan durmadan bulutlarla savaşır.
Kepçe kuyruklunun yakıcı ateşi olağanüstü bir özellik gibi sunuluyor. Kaplanın bulutla sürekli savaşması da hayvan davranışını göksel ölçekte büyüterek doğayı mücadele sahnesine çeviriyor.
- 10
Maymuna her fenni öğredir insan
Parsile hasımdır bî bâk ü pervâ
1İnsan maymuna her türlü hüneri öğretir.
2Leoparla düşmandır; korkusuz ve pervasızdır.
İnsanın maymuna türlü hünerler öğretmesi taklit yeteneğine işaret ediyor. Parsla düşmanlığın korkusuzca sürmesi ise maymunun yalnız taklitçi değil, tehlike karşısında pervasız bir canlı sayıldığını gösteriyor.
- 11
Hudâ’nın emriyle geldi cihâna
Hak hidâyet etti Veysel Karân’a
1Allah’ın emriyle dünyaya geldi.
2Hak, Veysel Karanî’ye doğru yolu gösterdi.
Veysel Karânî’nin dünyaya gelişi doğrudan Allah’ın emrine ve hidayetine bağlanıyor. Hayvan kataloğu içinde insan velisinin anılması, yaratılış anlatısını manevi rehberlik düşüncesine açıyor.
- 12
Hidmet etmek için benî insâna
Deve feriştehtir hayvan sûretâ
1İnsanoğluna hizmet etmek için yaratıldı.
2Deve görünüşte hayvandır ama melek huyludur.
Deve insanoğluna hizmet eden bir canlı olarak tanımlanırken görünüşte melek sayılıyor. Ağır yük ve yol arkadaşlığı, hayvanın gündelik faydasını kutsal bir benzetmeyle yüceltiyor.
- 13
Bak kelerle kirpilerin derdine
Atmasalar Kaf dağının ardına
1Kertenkeleyle kirpinin derdine bak.
2Onları Kaf Dağı’nın ardına atmasalardı,
Kelerle kirpinin derdi Kaf Dağı’nın ardına atılma ihtimaliyle abartılı ölçekte anlatılıyor. Şair küçük canlıların sıkıntısını masal coğrafyasına taşıyarak hem merak hem mizah doğuruyor.
- 14
Tâ beseher kurbağanın virdine
Yıkardı âlemi heman ejderhâ
1Kurbağanın sabaha kadar süren tekrarlarıyla
2ejderha dünyayı hemen yıkardı.
Kurbağanın sabaha kadar süren tekrarı, ejderhayı bile dünyayı yıkmaya sürükleyecek kadar güçlü gösteriliyor. Sesin ısrarı, küçücük bir canlının çevresinde büyük bir etki kuruyor.
- 15
Meşhurdur müşgü ceylânın zâhir
Hınzîr-i murdârı bulsa bir kâfir
1Ceylanın miski herkesçe bilinir.
2Bir inkârcı murdar domuzu bulsa,
Ceylanın miski dışarıdan duyulan hoş kokuyla övülürken murdar domuzu arayan inkârcı aşağılanıyor. Koku ve yiyecek tercihi, zarafet ile bayağılık arasında ahlâkî bir karşıtlığa dönüşüyor.
- 16
Sırtlan dahi kefen soymağa mâhir
Can verir bir lokma etine amma
1Sırtlan da kefen soymakta ustadır.
2Ama bir lokma et uğruna canını verir.
Sırtlanın kefen soymakta usta olması onu ölüm çevresinde dolaşan uğursuz bir canlı yapıyor. Bir lokma et için can vermesi ise oburluğunun hem davranışını hem sonunu belirlediğini anlatıyor.
- 17
. . . daldan dala yelip gezmede
Gelincik bulduğun çalup gezmede
1Basılı dize eksiktir: “… daldan dala koşup geziyor.”
2Gelincik, bulduğunu çalıp dolaşıyor.
İlk dizedeki görünür kayıp, daldan dala sıçrayan canlının adını kesinleştirmeye izin vermiyor. Gelinciğin bulduğunu çalıp gezmesi ise hareketli görüntüyü açık bir hırsızlık huyuna bağlıyor.
- 18
Sıçan dıvarları delip gezmede
Hudâ köstebeği yaratmış a’mâ
1Sıçan duvarları delip dolaşıyor.
2Allah köstebeği kör yaratmış.
Sıçanın duvar delmesi barınağa sızan ısrarlı hareketi gösterir. Köstebeğin kör yaratılmasıyla birlikte yer altı hayatı, görmeden yol bulma ve kapalı mekânda ilerleme özellikleri üzerinden anlatılıyor.
- 19
Yaban eşeğine eyledim nazar
Sığır her tarafı otlayıp gezer
1Yaban eşeğine dikkatle baktım.
2Sığır her yanı otlayarak dolaşır.
Şair yaban eşeğine özellikle baktığını belirtirken sığırın her yanı otlayarak gezmesini kaydediyor. Beyit, gösterişli bir hüküm vermek yerine iki otçulun dolaşma ve beslenme biçimini gözlemliyor.
- 20
Beğendiği yerde dolaşır gezer
Câmus gölde sürer zevk ile safâ
1Beğendiği yerde gezinip durur.
2Manda gölde keyif ve sefa sürer.
Hayvanın beğendiği yerde serbestçe dolaşması, mandanın gölde keyif sürmesiyle tamamlanıyor. Suya yerleşen manda, özgür hareketin sonunda rahatlık ve ferahlık bulan bir canlı gibi çiziliyor.
- 21
Koyun mübarektir çıktı cennetten
Keçide bulmadım eser lezzetten
1Koyun kutludur; cennetten çıkmıştır.
2Keçideyse lezzetten bir iz bulamadım.
Koyunun cennetten çıkmış kutlu bir hayvan olduğu söylenirken keçide aynı tat ve değer bulunmuyor. İki sürü hayvanı arasındaki ayrım, şairin fayda ve bereket ölçüsüne dayanıyor.
- 22
Katır eşek dönmez düşen hizmetten
At yanında ester misâl-i sabâ
1Katırla eşek üstlendikleri hizmetten kaçınmaz.
2Katır, atın yanında saba yeli gibi kalır.
Katırla eşek üzerlerine düşen hizmetten kaçmaz; atın yanındaki katır da sabah yeli gibi hızlıdır. Yük taşıma görevi ile hareket kabiliyeti, melez hayvanın küçümsenmemesi gerektiğini düşündürüyor.
- 23
Kedi ne kaşmerdir gör küçücükten
Hele hakikatli var mı köpekten
1Kedinin küçücükken bile ne maskara olduğuna bak.
2Köpekten daha sadık bir hayvan var mı?
Kedinin küçüklükten beri soytarıca davranışı sevimli bir şaşkınlıkla veriliyor. Köpeğin “hakikatli” oluşu ise eğlenceli görünüşün karşısına bağlılık ve güvenilirlik ölçüsünü çıkarıyor.
- 24
Porsuğu öldürsen almaz kötekten
Nan yediği yere eyler can fedâ
1Porsuğu öldürsen bile dayaktan ders almaz.
2Ekmeğini yediği yer uğruna canını verir.
Porsuk dayakla bile bildiğinden vazgeçmezken ekmeğini yediği yer uğruna canını verir. İnatçılık ile vefa aynı canlıda birleşir; sert mizacın altında güçlü bir bağlılık bulunduğu söylenir.
- 25
Mikdârı küçüktür gerçi karınca
Gör kaplumbağayı âdem görünce
1Karınca gerçi küçücüktür.
2Kaplumbağanın insanı görünce yaptığına bak.
Karıncanın küçük bedeni özellikle belirtilirken kaplumbağanın insanı görünce verdiği tepkiye geçiliyor. Boyut küçüklüğü, yaratılıştaki davranış çeşitliliğini önemsizleştirmeyen bir gözlem başlangıcıdır.
- 26
Niydüğün bilirsin zahmın uranca
Hacâbetle başın çeker hırkaya
1Yarasına dokununca ne olduğunu anlarsın.
2Utancından başını kabuğuna çeker.
Kaplumbağa yaralanınca ne yaptığını gösterir ve utanarak başını kabuğuna çeker. Kabuk yalnız fiziksel sığınak değil, korku ve mahcubiyetin dışarıdan görülen hareketine dönüşüyor.
- 27
Örümcek tel çeker görünmez hayâl
Çekirge de yağar misâl
1Örümcek, hayal gibi görünmez bir ağ örer.
2Çekirgeler de yağmur gibi yağar.
Örümceğin ince teli görünmez bir hayal gibi uzanırken çekirge yağmur misali çoğalır. Biri sessiz ve narin, öteki gökten inen kalabalık gibi çizilerek iki farklı yayılma biçimi karşılaştırılır.
- 28
Akreb kimi soksa olur
Akıl irişmez hikmetine ammâ
1Akrep kimi sokarsa onu mecalsiz bırakır.
2Ama insan aklı bunun hikmetine ermez.
Akrep soktuğu kişiyi güçsüz bırakır; fakat şair bunun yaratılış hikmetine aklın erişemediğini ekler. Tehlikeli özellik, anlamsız kötülük değil insan kavrayışını aşan düzenin parçası sayılıyor.
- 29
Zehirde galibdir yılana çıyan
. . . ise merk-i âfet-i can
1Çıyan, zehir bakımından yılanı bile geçer.
2Basılı dize eksiktir: “… ise ölümcül bir can belasıdır.”
Çıyanın zehrinin yılanı bile geçtiği söylenirken ikinci dizedeki kayıp canlı ve hüküm tamamlanmıyor. Görünür “can afeti” parçası, karşılaştırmanın ölümcül tehlike çevresinde kurulduğunu gösteriyor.
- 30
Sokunca öldürür âdemi‘yılan
Kertenkele durur kırlarda hakka
1Yılan insanı sokunca öldürür.
2Kertenkele gerçekten kırlarda yaşar.
Yılanın sokması insanı öldüren açık tehdittir; kertenkele ise kırda duran daha sakin bir canlıdır. Ölümcül saldırı ile hareketsiz kır görüntüsü art arda getirilerek sürüngenler ayrıştırılıyor.
- 31
Kande ise kürkçü dükkânın bulur
Kürk olur bunların kürkü giyilür
1Nerede olsalar kürkçü dükkânını bulurlar.
2Bunların postları kürk yapılır ve giyilir.
Kürkçünün bu hayvanları nerede olursa bulması, onların postunun insan kullanımına girdiğini anlatır. Canlı beden, av ve ticaret yoluyla giyilecek kürke dönüşür.
- 32
Bahâ vü kıymetin ekâbir bilür
Biri vaşak, kakum samur zerdüva
1Değerlerini seçkin kişiler bilir.
2Bunlar vaşak, kakum, samur ve zerdevedir.
Vaşak, kakum, samur ve zerdüva değerli kürkleriyle sıralanır; kıymetlerini özellikle ileri gelenler bilir. Beyit, hayvan bilgisinin yanında dönemin tüketim ve statü dünyasını da kaydeder.
- 33
Ömer hayvânâtın kadri bilindi
Dile gelenleri takrir olundu
1Ömer, hayvanların değeri böylece anlaşıldı.
2Dile gelenler tek tek anlatıldı.
Ömer hayvanların değerini anlattığını ve dile gelen özellikleri kayda geçirdiğini söyler. Bu ara sonuç, şiirin rastgele benzetmelerden değil bilinçli bir tasnif isteğinden doğduğunu açıklar.
- 34
Cümle eylediğim karar bilindi
Kuşların da vasfın edeyim şehâ
1Hepsi hakkında verdiğim hüküm belli oldu.
2Ey şah, şimdi de kuşların özelliklerini anlatayım.
Kara hayvanları hakkında verilen karar tamamlanınca sıra kuşların niteliklerine gelir. Şair doğrudan dinleyiciye seslenerek kataloğun yeni bölümünü belirgin bir geçişle açar.
- 35
Mürg-i kebîr iki Kaf dağınca var
Süleyman’dan biat almış yolu var
1Büyük kuşun iki Kaf Dağı kadar olduğu söylenir.
2Süleyman’a bağlılık bildirmiş bir yolu vardır.
Büyük kuşun iki Kaf Dağı kadar olduğu söylenerek masalsı ölçü kuruluyor. Süleyman’dan biat almış olması da kuşu sıradan canlı değil peygamber hükmünü tanıyan kudretli varlık yapıyor.
- 36
Hümâ kuşu bulut içre bîşümâr
Sultân-ı mürgandır sîmürg-i anka
1Bulutların içinde sayısız hüma kuşu bulunur.
2Simurg Anka, kuşların sultanıdır.
Hüma bulutlar arasında sayısız görünürken Simurg Anka kuşların sultanı sayılır. Gökyüzü kalabalığı ile tek hükümdar imgesi, efsanevi kuşlar arasında bir mertebe düzeni kuruyor.
- 37
Tavus kuşunun ömürü firâvan
Ana da gıdâyı eyledi ihsan
1Tavus kuşunun ömrü çok uzundur.
2Yaradan onun yiyeceğini de bağışlamıştır.
Tavus kuşuna uzun ömür ve bol rızık verilmesi ilahî ihsan olarak yorumlanıyor. Gösterişli görünüşün yanında yaşam süresi ve beslenme de onun ayrıcalığının parçalarıdır.
- 38
Yetmiş şehir dolusu gıdâdır inan
Kendi kereminden Bari Taâlâ
1İnan, yiyeceği yetmiş şehri dolduracak kadardır.
2Bunu Yüce Yaradan kendi cömertliğinden verir.
Yetmiş şehir dolusu yiyecek ölçüsü, tavusun rızkını inanılması güç bir bolluğa çıkarır. Bu bereketin kaynağı açıkça Yaradan’ın keremi olduğundan abartı, ilahî cömertliği büyütür.
- 39
İshak kuşu dâim Hak’kadır ünü
Lâklâkla geçiyor leyleğin günü
1İshak kuşunun sesi hep Hakk’a yönelir.
2Leyleğin günü “lak lak” diyerek geçer.
İshak kuşunun sesi sürekli Hakk’a yönelirken leyleğin günü “laklak” sesiyle geçer. İki kuşun ötüşü, biri zikir çağrışımı taşıyan diğeri kendi adıyla oynayan farklı sesler olarak yorumlanır.
- 40
Horus nidâ eder ömrünce sonu
Bin yaşında ihtiyardır Akbaba
1Horoz ömrünün sonuna dek öter.
2Akbaba bin yaşında yaşlı bir kuştur.
Horoz hayatı boyunca çağrıda bulunur; akbaba ise bin yıllık ihtiyar olarak gösterilir. Sesle zamanı duyuran kuş ile uzun ömürlü kuş, yaşamın iki ayrı ölçüsünü temsil eder.
- 41
Tâvus mâlik idi aceb nefese
Giriftâr etmişler bend-i kafese
1Tavus eskiden olağanüstü bir sese sahipti.
2Onu kafese kapatıp bağladılar.
Tavusun olağanüstü sesi olmasına rağmen kafese tutsak edildiği söylenir. Güzel yetenek ile özgürlük kaybı yan yana gelerek hayranlığın içinde acı bir kapanma duygusu yaratır.
- 42
Pâyini gördükte gelir bu sese
Dudu kumru eyler derûnî nidâ
1Ayaklarını görünce böyle seslenir.
2Papağanla kumru içten içe ses verir.
Tavus ayağını görünce ses değiştirir; papağanla kumru da içten bir çağrı çıkarır. Görünüş karşısındaki mahcubiyet ile diğer kuşların ötüşü, kuş seslerine duygusal anlam yükler.
- 43
Deve kuşunun darbı yeğin sakın
Beğendinse tüyün başına takın
1Deve kuşunun güçlü tekmesinden sakın.
2Tüyünü beğenirsen başına tak.
Deve kuşunun güçlü darbesinden sakınılması istenirken tüyü baş süsü olarak beğenilir. Aynı hayvan hem yaklaşılması tehlikeli beden hem uzaktan değer verilen güzellik kaynağıdır.
- 44
Görürsen yanma uğrama sakın
Bileğinden olur bir güzel çığa
1Onu görünce yanına yaklaşmamaya dikkat et.
2Bileğinden güzel bir süs yapılır.
Kuşa yanından yaklaşmama uyarısı onun savunma gücünü sürdürür. Buna karşılık bileğinden yapılan güzel çığa, canlı bedenin insan elinde süs veya araç değerine dönüşmesini gösterir.
- 45
Bülbül bu fenâda geçmez gülünden
Baykuş üzlet etmiş halkın elinden
1Bülbül bu geçici dünyada gülünden vazgeçmez.
2Baykuş insanlardan uzaklaşıp yalnızlığa çekilmiştir.
Bülbül geçici dünyada gülünden vazgeçmez; baykuş ise insanlardan uzaklaşıp yalnızlığı seçer. Bağlı aşk ile toplumdan çekilme, iki kuşun hayat tarzı üzerinden karşılaştırılıyor.
- 46
Çakır ile balabanın elinden
Balıkçın eylemiş yurdunu deryâ
1Çakır kuşuyla balaban yüzünden
2balıkçıl denizi kendine yurt edinmiştir.
Çakırla balabanın baskısından söz edilirken balıkçılın denizi yurt seçtiği belirtilir. Avcı kuşların tehdidi, su kuşunun kendine özgü yaşam alanıyla dengeleniyor.
- 47
Karabatak yurdu ummana benzer
Kuğunun burunu mercana benzer
1Karabatağın yurdu engin denize benzer.
2Kuğunun burnu mercana benzer.
Karabatağın yurdu engin denize, kuğunun burnu mercana benzetilir. Birinde mekânın büyüklüğü, ötekinde bedenin rengi ve biçimi öne çıkar; su kuşları iki ayrı güzellik ölçüsü kazanır.
- 48
Seyfîle tavşancıl düşmana benzer
Bıldırcınla keklik ağlar dâimâ
1Seyfi ile tavşancıl düşman gibi görünür.
2Bıldırcınla keklik durmadan ağlar.
Seyfiyle tavşancıl düşmana benzetilirken bıldırcınla keklik sürekli ağlayan kuşlardır. Saldırganlık ve hüzün, kuşların ötüş ve davranışlarından çıkarılan karşıt karakterler hâline gelir.
- 49
Çaylak karakuştan döner mi meğer
Âdet olmuş sakankur kuşun değer
1Çaylak, karakuştan geri kalır mı hiç?
2Sakankur kuşuna değer vermek gelenek olmuştur.
Çaylağın karakuştan geri dönmeyeceği sorusu cesaret ve rekabeti öne çıkarır. Sakankur kuşuna verilen değerin gelenekleşmesi ise kuş bilgisini yerleşik insan hükmüne bağlar.
- 50
Dâimâ gergenes serçeyi öğer
Ölüsü dirisi bin altın bahâ
1Gergenes kuşu serçeyi sürekli över.
2Bu kuşun ölüsü de dirisi de bin altın eder.
Gergenesin serçeyi sürekli övmesi küçük kuşlar arasında bir değer ilişkisi kurar. Ölüsüyle dirisinin bin altın etmesi, bu övgüyü şaşırtıcı bir maddî kıymet ölçüsüne taşır.
- 51
Sarı asma kıl kuyruk satarlar kandin
Ateş-ı hicrâna yakmakta kendin
1Sarıasma ile kılkuyruğu nerede bulsalar satarlar.
2Kendini ayrılık ateşinde yakmaktadır.
Sarı asma ile kılkuyruğun satılması kuşları pazar dünyasına sokar. Ayrılık ateşinde kendini yakma sözü ise ticari görüntüden bir anda duygusal ve simgesel kuş anlatısına geçer.
- 52
Darı kuşu böyle tutmazken bendin
Pervâne uşşaka eyleyip salâ
1Darı kuşu böyleyken bağ altında durmaz.
2Pervane de âşıklara çağrıda bulunur.
Darı kuşu tutsaklığı kabul etmezken pervane âşıklara açıkça çağrı yapar. Özgürlük arayışı ile ateşe gönüllü yöneliş, aşkın birbirine zıt iki hareketini yan yana getirir.
- 53
Ebâbilin nedir dâğile kârı
Cihanda bal için zâr oldu arı
1Ebabilin dağla ne işi var?
2Arı dünyada bal uğruna inleyip durur.
Ebabilin dağla ne işi olduğu sorulurken arının bal için dünyada inlediği söylenir. Kutsal çağrışımlı kuşla çalışkan böcek, görev ve emek üzerinden farklı dünyalara yerleştirilir.
- 54
Süğlün ile çakır kuşunun varı
Eyyub kurdlarından aslı ibtidâ
1Sülünle çakır kuşunun bütün varlığı
2başlangıçta Eyyûb’un kurtlarına dayanır.
Sülünle çakır kuşunun bütün varlığı anılır; ardından başlangıçları Eyyûb’un kurtlarına bağlanır. Kuşlar ile dinî kıssa arasında kurulan soy bağı, kataloğun efsanevi yönünü güçlendirir.
- 55
İpek seyreyleme serde
Uyhudan uyarır beni seherde
1Basılı dize eksiktir: “İpek … başta seyretme.”
2Beni seher vakti uykudan uyandırır.
İlk dizedeki geniş boşluk ipekle ilgili hükmü kesin biçimde okumaya izin vermiyor. Seherde uykudan uyandıran ses ise eksik görüntünün ardından sabah vaktini belirleyen işitsel bir işaret bırakıyor.
- 56
Dürrac mekân tutmaz değme bir yerde
Kârban kuşu da verince sadâ
1Turaç her yerde yuva kurmaz.
2Kervan kuşu da ses verdiğinde,
Turaç her yerde yuva tutmayan seçici bir kuştur; kervan kuşunun sesi de yolculuk atmosferi doğurur. Yerleşememe ile hareket hâli, göç ve geçicilik duygusunda birleşir.
- 57
Câhile...... görmemiş râhı
Ağaç kakan serde o şebkülâhı
1Basılı dize eksiktir: “Cahile … yolu görmemiş.”
2Ağaçkakanın başında o gece başlığı vardır.
İlk dizedeki kayıp, cahilin görmediği yol hakkındaki sözü eksik bırakıyor. Ağaçkakanın başındaki gece külahı imgesi ise kuşun görünüşünü dervişçe ve karanlık bir başlıkla belirginleştiriyor.
- 58
Darcan kılmaktadır derd ile zârı
Dembedem burnuna eder ol ezâ
1Darcan kuşu dert içinde inleyip durur.
2Burnuna durmadan eziyet verir.
Darcan kuşunun dertle inlemesi acı çeken bir ses olarak yorumlanır. Burnuna durmadan verilen eziyet, bu feryadın soyut kederden değil sürekli bedensel rahatsızlıktan doğduğunu düşündürür.
- 59
Martı sakakuşu kaşıkçı toygar
Lori istühanı ölçer de yutar
1Martı, saka kuşu, kaşıkçı ve toygar;
2Lori, kemiği ölçüp sonra yutar.
Martı, saka, kaşıkçı ve toygar adları hızlı bir kuş kalabalığı kurar. Lori kuşunun kemiği ölçüp yutması ise toplu sayımın içinde tek ve tuhaf bir beslenme davranışını öne çıkarır.
- 60
Sığırcık ta bulmuş epey iştihâr
Âhırın fehmeder özge temâşâ
1Sığırcık da epey ün kazanmıştır.
2Sonunu anlayan, bambaşka bir manzara görür.
Sığırcığın ün kazanması onun insan çevresinde tanınmışlığını gösterir. Sonunu anlayan kişinin farklı bir seyir göreceği sözü, sıradan kuş gözlemini ibret düşüncesine doğru çevirir.
- 61
Hüdhüdün dillerde söylenir ismi
Doğandır kaz ile ördeğin hasmı
1Hüdhüdün adı dillerde anılır.
2Doğan, kazla ördeğin düşmanıdır.
Hüdhüdün adının dillere yerleşmesi Süleyman kıssası çağrışımını taşır. Doğanın kazla ördeğe düşman sayılması da kuşlar arasındaki avcı-av ilişkisini açık biçimde belirtir.
- 62
Kırlangıcın dahi nâziktir resmi
Şâhinin önünce uçar mı turna
1Kırlangıcın görünüşü de zariftir.
2Turna şahinin önünde uçabilir mi?
Kırlangıcın görünüşü narin bulunurken turnanın şahinin önünde uçup uçamayacağı sorulur. Zarafet ile yırtıcı tehlike, gökyüzündeki hareketin güzellik kadar risk taşıdığını gösterir.
- 63
Sarı ile fahte yasdanır dağı
Gâh inip ovaya gezer alçağı
1Sarı kuşla üveyik dağa yaslanır.
2Bazen ovaya inip alçak yerlerde dolaşırlar.
Sarı kuşla üveyik dağa yaslanır, zaman zaman ovaya inerek alçak yerlerde gezer. Dağ ve ova arasındaki iniş çıkış, kuşun yaşam alanını durağan değil mevsimlik bir dolaşım olarak çizer.
- 64
kılmakta bir an ferağı
Perin açıp eyler seyr ile sahrâ
1Basılı dizede özne eksiktir: “… bir an dinlenmektedir.”
2Kanadını açıp kırda süzülür.
İlk dize öznesi kayıp olduğu için “bir an dinlenme” hükmü tamamlanmıyor. Kanat açıp kırda gezinme görüntüsü ise kuşun boşlukta kalan adından bağımsız olarak özgür hareketini koruyor.
- 65
Çalı kuşu bir an eylemez karâr
Çayır kuşları da bulmuş iştihâr
1Çalı kuşu bir an bile durmaz.
2Çayır kuşları da ün kazanmıştır.
Çalı kuşu bir an durmaz; çayır kuşları da ün kazanmıştır. Sürekli hareket ile tanınmışlık yan yana gelerek küçük kır kuşlarının canlı ve görünür dünyasını kurar.
- 66
Samancı kuşu
Yelkovanı seyret sahrâ be sahrâ
1Basılı dize yalnız “Samancı kuşu” sözlerini içerir.
2Yelkovanı kırdan kıra dolaşırken seyret.
Samancı kuşu yalnız adıyla kaldığı için hakkında ek hüküm kurulamaz. Yelkovanın kırdan kıra seyredilmesi, eksik ilk çizginin ardından geniş ve kesintisiz bir uçuş görüntüsü bırakır.
- 67
Bu Ömer u tuyûru verdi
Her kese hâlince hil’at giyirdi
1Ömer, yaban hayvanlarıyla kuşları anlattı.
2Her birine durumuna uygun bir kaftan giydirdi.
Ömer yaban hayvanlarıyla kuşları anlattığını, her birine hâline uygun bir kaftan giydirdiğini söyler. Kaftan mecazı, canlılara verdiği nitelikleri edebî birer kimlik olarak yorumlar.
- 68
Hep ismi resmiyle çekti çevirdi
Elinden geleni eyledi icrâ
1Hepsini adı ve görünüşüyle göz önüne serdi.
2Elinden geleni yerine getirdi.
Şair bütün canlıları adları ve görünüşleriyle ele aldığını belirterek kataloğu kapatır. “Elinden geleni yaptı” sözü, kapsamlı anlatının eksik olabileceğini kabul eden ölçülü bir sonuçtur.
Metnin kaynağı
Ergun’un Âşık Ömer dizisinde basılı No. 1; görünür Ömer mahlası ve bağımsız bir okuyucunun kaynakla birebir karşılaştırması birlikte doğrulandı.
Atıf kanıtını aç ↗Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri, Sadeddin Nüzhet Ergun, 1936; basılı No. 1; PDF 99–100–101; 68 birim/136 dize. Görünür mahlas, sınırlar, aparat ve kanıt kaydı korunmuştur; tarama yeniden dağıtılmaz.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Hâl-i sevdâ ile pür inkisârımÂşık Ömer · Koşma→
Şair yaban hayvanlarıyla kuşları topluca anacağını bildirirken onları adsız bir kalabalık olarak bırakmıyor. “Her birini adıyla” söyleme kararı, şiiri dikkatli bir yaratılış kataloğu hâline getiriyor.