DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Gider oldum sağ esen kalasın ey yâr elvedâ
Şiir · 17. yüzyıl

Gider oldum sağ esen kalasın ey yâr elvedâ

Giden şair sevgiliye esenlik diler, gönlünü emanet bırakır ve yaptığı cefalar için helallik ister. Allah, Muhammed ve dört halife aşkına yılda bir kez yüz görmeyi diler; sevgilinin güneş ve ay parlaklığındaki güzelliğini över. Hâtiften gelen sesle matem duyurulur ve iki kişi ayrı yönlere gider.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Gider oldum sağ esen kalasın ey yâr elvedâ

    Senin içün çekmişim çok elvedâ

    1Gidiyorum; sağ ve esen kal ey sevgili, elveda.

    2Senin için çok gayret göstermiş, çok utanç yüklenmişim, elveda.

    “Gider oldum” kesin hareketi, sevgiliye yönelen “sağ esen kalasın” duasıyla karşılanır; giden kişi geride kalanın iyiliğini ister. “Gayret ü âr” uğruna çekilenler aşkın yalnız özlem değil onur ve utanma yükü taşıdığını gösterir; elveda bu hesabı suçlamadan dile getirir.

  2. 2

    Gönlümü verdim sana dursun sevdiğim

    Gelüp isbât eyler isem etme inkâr elvedâ

    1Gönlümü sana emanet verdim, sende dursun sevdiğim;

    2dönüp bunu kanıtlarsam inkâr etme, elveda.

    Gönül sevgiliye bırakılan bir “emânet”tir; ayrılık bedenleri ayırsa da iç varlığın onda durması istenir. “Gelüp isbât eyler isem” dönüşü koşula bağlar, “etme inkâr” ise gelecekte sevgilinin bu emaneti tanımama ihtimalinden korkar. Veda, geri dönüş için saklanan bir tanıklık bırakır.

  3. 3

    Kıldığım çoktur sana yüz bin cefâyı günde ben

    Ettiğim cevri helâl et bana ey

    1Sana bir günde yüz bin eziyet ettiğim çoktur;

    2yaptığım cefayı bağışla ey yasemin servi.

    Konuşan günde yüz bin “cefâ” kıldığını söyleyerek kendi davranışını da kusursuz göstermeye çalışmaz; hesap tek yönlü değildir. “Serv-i semen” sevgiliyi uzun servi ile beyaz yasemine benzetirken “helâl et” talebi, övgüyü bağışlanma isteğine dönüştürür ve ayrılığı karşılıklı haklaşma anı yapar.

  4. 4

    Rûz ü şeb seyr ü güzâr eder isem hep cümle ben

    Bulmadım ben sencileyin yâr vefadâr elvedâ

    1Gece gündüz bütünüyle gezip dolaşsam da

    2senin gibi vefalı bir sevgili bulmadım, elveda.

    Gece gündüz bütün dünyayı dolaşma ihtimali “rûz ü şeb” ve “hep cümle” sözleriyle genişletilir. Buna rağmen sevgili gibi “yâr-ı vefâdâr” bulunmaz; seyahat, yeni bir eş aramaktan çok mevcut eşsizliği sınayan bir ölçüdür. Dolaşan bedenin hükmü yine geride kalana döner.

  5. 5

    Âlemi var eyleyen ol yek Hudâ’nın aşkına

    Âlemin fahri Muhammed Mustafâ’nın aşkına

    1Âlemi var eden tek Allah’ın aşkına,

    2âlemin övüncü Muhammed Mustafa’nın aşkına;

    Merhamet talebi önce “âlemi var eyleyen” tek Hudâ’nın aşkına bağlanır, sonra “âlemin fahri” Muhammed Mustafa ile güçlendirilir. Yaratıcıdan peygambere uzanan yemin dizisi, kişisel ricayı kutsal isimlerin hürmetine sunar; sevgiliye yönelen söz böylece daha yüksek bir aracılık dili kazanır.

  6. 6

    Merhamet kıl ’nın aşkına

    Yılda bir kez yüzünü ben göreyim yâr elvedâ

    1Safalı dört halifenin aşkına merhamet et;

    2yılda bir kez yüzünü göreyim sevgili, elveda.

    “Çâriyâr-ı bâ-safâ” anışı önceki kutsal aracılık zincirini dört halifeyle tamamlar. İstenen merhametin somut karşılığı çok küçüktür: yılda bir kez sevgilinin yüzünü görmek. Büyük dinî hürmetler ile seyrek bir bakış talebi arasındaki oran, ayrılığın yoksunluğunu ve âşığın beklentisini belirginleştirir.

  7. 7

    Gelmedi mislin cihâna ey

    Bulmadım bir sencileyin ey cemâli âfitâb

    1Ey yüce soylu şah, benzerin dünyaya gelmedi;

    2ey yüzü güneş olan, senin gibisini bulmadım.

    Sevgili “şeh-i âlîcenâb” diye yüce yaradılışlı hükümdar konumuna çıkarılır; “gelmedi mislin cihâna” onun benzersizliğini tarih boyunca genişletir. Cemalin güneşe benzetilmesi bu hükmü ışık imgesiyle destekler. Bulamama fiili, övgüyü konuşanın dünyadaki arama deneyimine bağlar.

  8. 8

    Ger cihâna zâhir olsan ey

    Bu güzellik hükmünü hoş eyle izhâr elvedâ

    1Ey ay ışıklı alın, dünyaya görünsen;

    2bu güzellik hükmünü güzelce açığa vur, elveda.

    Ay ışıklı alın “cihâna zâhir” olursa güzellik hükmünün ilan edilmesi istenir; görünmek ile hüküm sürmek aynı sahnede birleşir. “Hoş eyle izhâr” buyruğu sevgilinin güzelliğini saklı nitelikten kamusal bir egemenliğe taşır, fakat elveda bu muhtemel görünüşe konuşanın katılamayacağını sezdirir.

  9. 9

    Der ki bu Âşık Ömer çün geldi

    Sırr-ı mâtemden bize kıldı

    1Bu Âşık Ömer der: görünmezden bir ses gelince

    2matemin sırrından çağırıcılar bize seslendi.

    “Der ki bu Âşık Ömer” mahlaslı bildirimin ardından sesin kaynağı “hâtif”, yani görünmeyen bir çağırıcıdır. Matem sırrından gelen haber “münâdîler”in nidasıyla çoğalır; görünmeyen tek ses kamusal duyuruya dönüşür. Böylece kişisel ayrılığın üzerinde kaderi haber veren işitsel bir sahne kurulur.

  10. 10

    Ayrı düştük bir birimizden olup hayfâ cüdâ

    Sevdiğim sen bir yana ben bir yana var elvedâ

    1Yazık, birbirimizden ayrı düştük;

    2sevdiğim, sen bir yana git, ben bir yana; elveda.

    Ayrılık son birimde soyut imgelerden arınır: “sen bir yana ben bir yana” iki kişinin zıt yönlere yürüdüğü sade bir yerleşimdir. “Bir birimizden” sözü önceki birlikteliği, “hayfâ” ise kopuşun acısını taşır. Son elveda, yönleri ayrılmış iki beden arasında kalan tek ortak sözdür.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Ergun 1936 şiir No.254 Âşık Ömer bölümündedir; gövdede “Der ki bu Âşık Ömer çün geldi hâtiften sadâ” mahlası görünür.

Atıf kanıtını aç ↗

Kaynak sürümü ergun1936-n254-34E7064D4C0F. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.254, PDF 217–218; 10 iki dizelik birim/20 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirGiriftâr olanlar bir özge derdeÂşık Ömer · Şiir

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

gayret ü âr

Gayret ve utanma, namus kaygısı.

emânet

Korunmak üzere bırakılan gönül.

serv-i semen

Servi boylu, yasemin tenli sevgili.

Çâriyâr-ı bâ safâ

Safalı dört halife.

şeh-i âlîcenâb

Yüce soylu hükümdar.

cebîn-i mâhitâb

Ay ışığı gibi parlak alın.

hâtiften sadâ

Görünmeyen kaynaktan gelen ses.

münâdîler nidâ

Çağırıcıların duyurduğu ses.