Gittim ey rûh-i revânım zâra mı düşsün gönül
Sevgilinin gidişi karşısında şair, gönlün ağlamaya, işini bırakıp avareliğe ve sevgilinin ayağına kapanarak yalvarmaya mı sürükleneceğini sorar. Aklı sevgilinin peşine giderse gönlünü ona ve Tanrı’ya emanet eder; ayrılık ateşini unutmak için göğsünü dağlama, yakasını yırtma, içip meyhane köşesine düşme ihtimallerini sıralar. Adlî adıyla anılan muhatap padişah olarak yüceltilir. Son beyit, Âşık Ömer’in öğüt isterken soyunup dağlara çıkma sınırına geldiğini gösterir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gittim ey rûh-i revânım zâra mı düşsün gönül
Kâr u kisbinden geçüb âvâre mi düşsün gönül
1Ey yürüyen ruhum, sen gidince gönül ağlayıp inlemeye mi düşsün?
2İşini ve kazancını bırakıp başıboş mu kalsın?
- 2
Hasretile ben garîbi gel koyup gitme deyu
Hâkipâye yüz sürüp yalvara mı düşsün gönül
1Hasretinle bu garibi bırakıp gitme diye,
2Ayağının toprağına yüz sürüp yalvarmak zorunda mı kalsın gönül?
Âşık sevgiliyi hasretle seslenerek gitmemeye çağırır ve kendisini garip diye niteler. Ayağın toprağına yüz sürmek son derece alçakgönüllü yalvarış biçimidir; gönlün bu noktaya düşüp düşmeyeceği sorusu onur ile bağlılık arasındaki gerilimi taşır.
- 3
Akl ü fikrim çün gidüp hemrâh olursam şâh ile
Gönlümü şâhım sana ısmarladım Allah ile
1Aklım ve düşüncem gidip o hükümdara yoldaş olursa,
2Ey şahım, gönlümü sana ve Tanrı’ya emanet ettim.
Aklın ve fikrin sevgiliye yoldaş olması, beden burada kalırken zihnin onunla gitmesini anlatır. Gönül hem sevgiliye hem Allah’a ısmarlanır; şah hitabı dünyevi aşkın üstün tarafını belirlerken ilahî emanet sözü korunma dileğini güçlendirir.
- 4
Yâ seni aldıkça feryâd ü figanım âh ile
Döğünüp taşlar ile yollara mı düşsün gönül
1Basılı ‘Yâ seni aldıkça’ yüzeyiyle başlayan dize, ah ve feryadı birlikte anar;
2Dövünüp taşlarla birlikte yollara mı düşsün gönül?
İlk dizedeki ‘Yâ seni aldıkça’ söz dizimi, apparatus veya ikinci tanık bulunmadığından ‘yâdına aldıkça’ ya da ‘andıkça’ diye tamamlanmaz; kesin olan, devamında ah ile feryat ve figanın anılmasıdır. İkinci dize gönlün dövünüp taşlarla yollara düşmesini soru olarak kurar.
- 5
Dâğ çeksem sîneme hecrin ferâmûş eylesem
Eylesem dembedem cûşeylesem
1Göğsümü dağlayıp ayrılığını unutmaya çalışsam,
2Yakamı yırtıp her an coşsam,
Göğse dağ çekmek ayrılığı başka bir acıyla bastırma girişimidir; unutma arzusu bedende kalıcı iz bırakır. Yakanın yırtılması ve durmadan coşmak, düzenli yasın ötesinde denetimini kaybeden âşığın görünüşünü tamamlar.
- 6
Lâ’l-i nâbın hâlile kim bâdeler nûşeylesem
Mest olup çün gûşe-i hammâra mı düşsün gönül
1Saf yakut dudağının beniyle şaraplar içsem,
2Sarhoş olup meyhane köşesine mi düşsün gönül?
Yakut dudağın beniyle şarap içme hayali, sevgilinin yüz ayrıntısını meclis zevkine bağlar. Sarhoşluk sonunda meyhane köşesine düşme ihtimali huzur değil çözülüş getirir; gönül ayrılık acısından kaçarken başka bir düşkünlüğe sürüklenir.
- 7
Nâm ile Adlî demişler şol Ömer üftâdene
Dâğ u taşlar hâil olmaz bil Ömer üftâdene
1Adıyla ona Adlî demişler; şu Ömer senin düşkünündür.
2Bil ki dağlar ve taşlar Ömer adlı düşkününe engel olamaz.
Adlî adı muhatabın mahlası ya da övgü adı olarak belirtilir; Ömer ise kendisini onun üftadesi sayar. Dağ ve taşın engel olamayacağı iddiası, sevgiliye yönelen hareketin coğrafi sınırları aşacağını ve bağlılığın yol kesmeyeceğini vurgular.
- 8
Pâdişâhım bir nasîhat kıl Ömer üftânene
Soyunup üryân olup dağlara mı düşsün gönül
1Padişahım, düşkünün Ömer’e bir öğüt ver.
2Gönül soyunup çıplak hâlde dağlara mı düşsün?
Padişah diye yüceltilen sevgiliden istenen son şey nasihattir; karar verme gücü bütünüyle ona bırakılır. Soyunup dağlara düşmek toplum düzeninden ve benlik örtülerinden kopuşun uç görüntüsüdür; şiir gönlün delilik eşiğinde duran sorusuyla kapanır.
Metnin kaynağı
Tam gövdede görünür Âşık Ömer mahlası: 13. dize: “Nâm ile Adlî demişler şol Ömer üftâdene”; 14. dize: “Dâğ u taşlar hâil olmaz bil Ömer üftâdene”; 15. dize: “Pâdişâhım bir nasîhat kıl Ömer üftânene”. Basılı koleksiyon yerleşimi destekleyici kanıttır.
Atıf kanıtını aç ↗Sadeddin Nüzhet Ergun’un 1936 tarihli Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri baskısındaki 385 numaralı metin, 306 ve 307 numaralı PDF sayfalarından aktarılmıştır. Sabit kayıt sürümü ergun1936-n385-A4AE2DDE5DC7 olarak belirtilmiştir. Şiirin 8 birimi ve 16 özgün dizesi basılı biçimiyle korunmuş, tarama görseli yeniden dağıtılmamıştır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Sevgili rûh-i revân, bedeni canlı tutan yürüyen ruh gibi görülür; onun gidişi gönlü zâr içinde bırakır. Kâr ve kazançtan vazgeçip avareliğe düşme sorusu, ayrılığın yalnız duyguya değil gündelik çalışma düzenine de zarar vereceğini belirtir.