Gözlerin kör olsun ey kanlu Yezid
Sekiz dörtlük aynı soruyu farklı adlarla yeniler: Ali çıkarıldıktan sonra meydanda er, el, baba, rehber, hatta Kur'an olarak ne kalır. Aradaki dörtlükler Kırklar, Miraç ve Selman anlatılarından sahneler getirir; bunlar tarih değil menkıbedir. Şiir bir lanetle açılıp bir kulluk beyanıyla kapanır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gözlerin kör olsun ey kanlu Yezid
Bu meydanda ne var Ali’den gayri
On iki imâm’ın kapısın açan
İmamlar değildir Ali’den gayrı
1Gözlerin kör olsun ey kanlı Yezid
2Bu meydanda Ali'den başka ne var
3On iki imamın kapısını açan
4İmamlar değildir — Ali'den başkası değildir
- 2
Güvercin donuyla Urûma uçan
İmamlar evinün kapusun açan
Cümle evliyalar üstünden geçen
Var mıdır hiçbir er Ali’den gayrı
1Güvercin kılığında Anadolu'ya uçan
2İmamlar evinin kapısını açan
3Bütün evliyaların üstünden geçen
4Ali'den başka hiçbir er var mıdır
“Don” kılık demektir; güvercin donunda uçmak Bektaşî menakıbnamelerinin bilinen motifidir ve burada Ali'ye bağlanır. Bu bir tarih kaydı değil menkıbedir. Üç dize üst üste sıfat-fiille kurulur — uçan, açan, geçen — soru ancak dördüncüde düşer: yığılma cevabı geciktirmenin aracıdır.
- 3
Sofî Abdal erkânını yürüden
Aynıcemde sevdüklerün sürüden
- Selman kırk vücudü bireden
Var mıdır hiçbir el Ali’den gayrı
1Sofu ile abdalın erkânını yürüten
2Ayn-ı cemde sevdiklerini süren
3Neşterle, Selman'la kırk vücudu bir eden
4Ali'den başka hiçbir el var mıdır
Dörtlük Kırklar anlatısının iki ayrıntısını tek dizede toplar: bir kişiye vurulan neşterin kırkından kan akıtması ve Selman'ın getirdiği payın kırka bölünmesi. Redifin ismi de değişir — önceki dörtlükte “er”di, burada “el”. Sorulan artık kişi değil, işi gören eldir.
- 4
Muhammed Miracın yoluna girdi
Bu sır gayet sır içinde sır idi
donunun mührünü verdi.
Bu sırrı kim eder Ali’den gayri
1Muhammed Miracın yoluna girdi
2Bu sır, sır içinde sır olacak kadar sırdı
3Aslan kılığında olan, hâtem mührünü verdi
4Bu sırrı Ali'den başka kim yapar
Miraç yolunu kesen aslan ve ona verilen mühür yüzük, Bektaşî anlatısında Ali'nin kimliğini sonradan açığa çıkaran işarettir; “şîr” Farsça aslandır ve Ali'nin sıfatlarından biridir. İkinci dize “sır” kelimesini üç kez kullanarak anlatmayı reddetmeyi kendi biçimine dönüştürür.
- 5
Cümle evliyalar, imamlar bunda
İkrar alan kimse düşer mi derde
Yeknefesle durma meydan-ı erde
Kimdür baba rehber Ali’den gayri
1Bütün evliyalar, imamlar burada
2İkrar alan kimse derde düşer mi
3Er meydanında bir nefeslik bile durma
4Ali'den başka baba, rehber kimdir
“İkrar” yola girerken verilen sözdür; ikinci dize onu bir güvenceye çevirir. Üçüncü dizenin sözdizimi açık kalır: “yeknefes” tek soluk da olabilir aynı nefesi paylaşan birlik de. Son dize Bektaşî yolunun iki makamını, babayı ve rehberi, Ali'nin adında birleştirir.
- 6
Her kimin çırağın yaksa Hak yakar
Rızâya baş koyub teslimin takar
Aslımız on iki imama çıkar
Babamız her kim var Ali’den gayrı
1Kimin çırasını yakarsa Hak yakar
2Rızaya baş koyup teslimini takar
3Aslımız on iki imama çıkar
4Ali'den başka babamız kim var
Çırağ uyandırmak tekkenin fiilî törenidir; dize o töreni Hakk'ın işi sayıp insanın elinden alır. “Teslimin takar” soyut bir hâli takılabilir bir nesneye çevirir; Bektaşîlerin boyna geçirdiği on iki dilimli teslim taşı bu okumanın somut karşılığı sayılabilir. Üçüncü dize soyu on iki imama bağlar.
- 7
Selman bir deste gül şâha uzattı
Kendi tabutuna kendüzi yattı
Cemi-i mushafdan nikabın attı
Kurân yok gördüler Ali’den gayrı
1Selman bir deste gülü şaha uzattı
2Kendi tabutuna kendisi yattı
3Bütün mushaflardan perdeyi attı
4Ali'den başka Kur'an olmadığını gördüler
Selman'ın sunduğu pay burada üzüm değil bir deste güldür. İkinci dize “ölmeden önce ölmek” düsturunu harfine indirir: tabuta yatan, taşınan değil kendisidir. Dördüncü dize şiirin en cesur hükmüdür; Alevî-Bektaşî dilinde Ali'ye verilen “konuşan Kur'an” sıfatını bir görgü sahnesine çevirir.
- 8
Erenler erkânı gerçek bellidir
Abdal Mûsa fakir anın kuludur
İmamlar sırrıyla gönlü doludur
Var mıdır hiç bir er Ali’den gayrı
1Erenlerin erkânı gerçektir, bellidir
2Abdal Musa fakir onun kuludur
3Gönlü imamların sırrıyla doludur
4Ali'den başka hiçbir er var mıdır
Mahlas dörtlüğü övünmeyi bırakıp “fakir” der; bu, Ergun'un andığı kaynakların Abdal Musa'yı içine kattığı “Yesevî fukarası” tabiriyle aynı kelimedir. Son dize ikinci dörtlüğün sorusunu birebir tekrarlayıp şiiri halkaya çevirir; kaynak burada “hiç bir”i ayrı dizmiştir.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 143956 numaralı sürüm (Sadettin Nüzhet Ergun, “Bektaşî Şairleri ve Nefesleri”) esas alındı. Kaynağın “—4—” bölüm numarası metne alınmadı. Üçüncü ile dördüncü dörtlük arasındaki bölünme kaynakta sayfa sonuna denk gelir; otuz iki dize kafiye düzenine göre sekiz dörtlüğe ayrıldı, dize sırasına dokunulmadı. “Şir donunun Hatem mührünü verdi.” dizesinin sonundaki nokta, “Nişter - Selman” arasındaki boşluklu tire ve son dörtlükte ayrı dizilmiş “hiç bir” kaynağın dizgisidir, düzeltilmedi. Mahlasın italik işaretleri atılıp kelimeler bırakıldı. “gayri” ile “gayrı”nın dönüşümlü yazımı da kaynağa aittir.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Şiir dua ile değil lanetle açılır; Yezid, Alevî-Bektaşî geleneğinin sabit muhatabıdır ve “kanlu” sıfatı onu Kerbelâ'ya bağlar. Redif de övgü değil eleme yapar: her dörtlük Ali çıkarıldıktan sonra ortada ne kaldığını sorar. Üçüncü dize Ali'yi imamların akranı değil kapısı sayar.