Gülşen-i cennet cemâlin yâra benzer benzemez
Şair sevgilinin yüzünü cennet bahçesi, boyunu Tuba servisi, benini amber ve saçını sümbülle karşılaştırır; her benzetmeyi ‘benzer benzemez’ tereddüdüyle sınar. Aşk uğruna can sermayesi harcanır, sırrın işaretleri manevî bir hâlle kavranır. Son bölümde Ömer mahlası görünür; sevgilinin yabancı tavrı, nazla sarhoş gözleri ve zor konuşulan mağrur edası övgüyü erişilmezlikle tamamlar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
cemâlin yâra benzer benzemez
mihr-i hoş reftâra benzer benzemez
1Cennet bahçesini andıran yüzün sevgiliye benzer mi, benzemez mi?
2Tuba servisi, güneş gibi güzel yürüyüşlü sevgiliye benzer mi, benzemez mi?
- 2
Hâl-i fülfül hâk-i anber bâra benzer benzemez
Şekl-i sünbül turra-i tarrâra benzer benzemez
1Karabiber tanesi gibi benin, amber toprağı ve meyvesi bir şeye benzer mi, benzemez mi?
2Sümbül biçimli, gönül çelen saç kıvrımın bir şeye benzer mi, benzemez mi?
Benin karabiber ve amberle, saç kıvrımının sümbülle sınanması renk ile kokuyu aynı güzellik portresinde birleştirir. Benzetmeler nesneyi açıklamaz; sevgilinin bu örnekleri aşıp aşmadığını sorar.
- 3
Kân-ı aşk içinde cânın nakdini kıldım telef
Bu rümûz-ı sırrı hâl-i vahy ile buldum şeref
1Aşk madeninde can sermayemi harcadım.
2Bu sırrın işaretlerini vahiy hâliyle kavrayıp şeref buldum.
Canın bir maden içindeki nakit gibi harcanması, aşkı hem servet hem tüketim alanı yapar. İkinci dizedeki sır işaretleri ve vahiy hâli, bu kaybı manevî bir kavrayış kazancına çevirir.
- 4
Zâhidâ incitme şol medhettiğim
Hokka-i lâ’lindeki şehvâra benzer benzemez
1Ey zahit, övdüğüm sedef incisini incitme.
2Lal renkli ağzındaki iri inciye benzer mi, benzemez mi?
Zahide yöneltilen “incitme” buyruğu, övülen kişiyi sedefte saklı inci gibi korur. Lal renkli ağız ve iri inci karşılaştırması, dış görünüşten söze uzanan değerli taş sözlüğünü sürdürür.
- 5
Said-i sîmînine reşk etti kıldı yâsemen
Güldüğünce lebleri teprenmeyüp aslâ dehen
1Yasemin, gümüş renkli kolunu kıskandı.
2Güldüğünde dudakları kıpırdamaz; ağız ise hiç görünmez.
Yasemin, sevgilinin gümüş renkli kolu karşısında kıskanan bir varlığa dönüşür. Gülüşte dudakların bile kıpırdamaması ve ağzın görünmemesi, güzelliği göstererek değil saklayarak büyütür.
- 6
Nâfe-i dehri muattar eyleyen
Kâkül-i hoşbûyine bir pâre benzer benzemez
1Dünyayı güzel kokutan Hoten miski bile
2Güzel kokulu kâkülünün bir parçasına benzer mi, benzemez mi?
Hoten miskinin bütün dünyayı kokutması bile kâkülün yalnızca bir parçasıyla yarışmaya yetmez. Birinci dizedeki geniş ölçek, ikinci dizedeki küçük saç parçası karşısında bilerek küçültülür.
- 7
Gördüm ey Âşık Ömer ol dilberi bîgâne hâl
Hem şerâb-ı nâzdan mestâne gözler âl âl
1Ey Âşık Ömer, o sevgiliyi yabancı bir hâlde gördüm.
2Naz şarabından sarhoş gözleri kıpkırmızıydı.
Mahlaslı ses sevgiliyi yabancı ve uzak bulurken gözleri naz şarabıyla sarhoş ve kıpkırmızı gösterir. İlgisizlik ile bedensel coşkunluk arasındaki gerilim, erişilemez sevgili tipini keskinleştirir.
- 8
Cünbişi bir vechile söyleşmek muhâl
Tarz-ı müşkil şûh bir garrâya benzer benzemez
1Davranışı öylesine ilgisizdir ki onunla konuşmak imkânsızdır.
2Tarzı güç, şuh ve görkemli bir güzele benzer mi, benzemez mi?
Davranışın ilgisizliği konuşmayı imkânsız kılar; güçlük yalnız sözde değil sevgilinin tavrındadır. Son “benzer benzemez” sorusu, şuh ve görkemli portreyi bir sınıfa yerleştirmeden şiiri kapatır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.590 gövdesinde “Gördüm ey Âşık Ömer ol dilberi bîgâne hâl” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n590-285EACA8D946. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.590, PDF 451–452; 8 birim/16 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Gülşen-i cennet misâli kaddi tûbâ Ahmed’inÂşık Ömer · Şiir→
Cennet bahçesi ve Tuba servisi, sevgilinin yüzüyle yürüyüşünü ölçmek için yan yana getirilir. Tekrarlanan “benzer benzemez” sorusu övgüyü kesin hükümden çok hayranlık tereddüdü olarak kurar.