Habâb-ı bâdeden oldıkca şekl-i çerh-i dûn peydâ
“Peydâ” redifli yedi beyit. Kadeh kabarcığında feleğin şeklini görmekle açılır, tecrit âlemini bir koşu meydanı sayar, irfan sermayesini ters bahtla eşler ve sonunda gizli bir bakışın yüz âşık ürettiğini söyler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
-ı bâdeden oldıkca şekl-i peydâ
Eder mevc-i safâsı dilde sad dâg-ı derûn peydâ
1Kadehteki şarabın kabarcığında bu alçak feleğin şekli belirdikçe
2onun safa dalgası gönülde yüzlerce iç yarası açar.
- 2
Te'âla'llah ne vâsi' pûye-gehtir âlem-i
Eder her kays-ı bî-pervâsı bir -i cünûn peydâ
1Allah'ın şanı yüce olsun, tecrit âlemi ne geniş bir koşu meydanıdır:
2her pervasız Kays'ına bir çılgınlık çölü çıkarır.
“Âlem-i tecrîd” her şeyden soyunmuş olma hâli; şair onu bir koşu meydanı diye tanımlar. Meydanın genişliği, her pervasız Mecnun'a ayrı bir çılgınlık çölü açmasıyla ölçülür: yalnızlık boş bir yer değil, deliliğin sınırsız alanıdır.
- 3
Olan sermâye-dâr-ı feyz-i irfân bezm-i âlemde
Eder Cemşîd-i devrân olsa baht-ı vâjgûn peydâ
1Âlem meclisinde irfan feyzinin sermayedarı olan kişi,
2devrin Cemşîd'i bile olsa bahtını ters dönmüş bulur.
İrfan sermayesi ile dünya bahtı birbirinin tersidir: feyz sermayedarı olan kişi, devrin Cemşîd'i bile olsa bahtı baş aşağı çıkar. Cemşîd kadehiyle anılan efsanevî hükümdardır; beyit onu bir servet ölçüsü gibi kullanıp ölçüyü boşa düşürür.
- 4
Eder kim cezbe-i hüsnünle her bî-gird-i istignâ
Kıyâmet-gâh-ı kûy-ı aşka bir gün reh-nümûn peydâ
1Güzelliğinin çekimiyle, istiğnadan dönüp dolaşmayan herkes,
2aşk mahallesinin kıyamet meydanına bir gün bir kılavuz bulur.
İstiğna kimseye ihtiyaç duymama hâli; burada kimsenin kapısında dolaşmayan o kibirli tavrın bile bir gün aşk mahallesine kılavuz bulacağı söylenir. “Kıyâmet-gâh” sözcüğü buluşma yerini mahşer meydanına çevirir. “Bî-gird-i istignâ” tamlaması kaynakta zor okunan bir yerdir.
- 5
Görünce pertev-i mir'ât-ı rûy-ı ismetin kıldı
Çü’ ıztırâb-ı merdüm-i çeşmim sükûn peydâ
1İffetli yüzünün aynasındaki ışığı görünce,
2gözbebeğimin cıva gibi titreyişi durup dindi.
Beyit gözü cıvaya benzetir: sîm-âb durmadan titrer, gözbebeği de öyle. Sevgilinin iffetli yüzü bir ayna gibi ışıyınca titreme diner. Yani sükûn bakışın doymasından değil, aynadaki ışığın gözü yerinde çivilemesinden gelir.
- 6
Olurken pertev-efşân âleme hurşîd-i dîdârın
Ne mümkün eylesin bir zerre-i hâkim sükûn peydâ
1Yüzünün güneşi âleme ışık saçarken,
2benim toprağımdan bir zerrenin durulması nasıl mümkün olur?
Bir önceki beytin sükûnu burada imkânsız ilan edilir: dîdârın güneşi ışık saçarken şairin toprağından bir zerre nasıl dursun? Zerre-güneş mazmunu âşığın küçüklüğünü nicelik olarak anlatır; toz tanesi ancak ışıkta göründüğü için hem var olur hem huzursuzlanır.
- 7
Nihânî bir nigâh-ı kem-terîm-fitne-engîziñ
Eder Ekrem gibi sad âşık-ı zâr u zebûn peydâ
1Fitne saçan bakışlarının en küçüğü, hem de gizlice atılanı,
2Ekrem gibi yüzlerce ağlayan, düşkün âşık çıkarır.
Makta hesabı en küçüğe indirir: fitne saçan bakışların en aşağı derecesi, hem de gizli atılanı, Ekrem gibi yüz âşık üretmeye yeter. Mahlas böylece bir çokluk içinde erir; şair kendini tek örnek değil, sayının bir birimi olarak koyar.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142823 numaralı sürüm esas alındı. Metin kitabın “İbtidâ-yı Gazeliyyât” bölümünde “Kafiye-i Elif / Birinci Gazel” fihrist maddesiyle duruyor; başlık matlaın ilk dizesinden alındı, kitaptaki yer buraya yazıldı. Sayfanın üç künye satırı — “İbtidâ-yı Gazeliyyât”, gövdede tekrarlanan “İbtida-i gazelliyât” ve “Kâfiye-i elif 'aded-i gazel 6” sayaç satırı — metne alınmadı; kalan on dört dize yedi beyte bölündü. Mahlas dizesindeki “*Ekrem *” yıldızları ve yıldızın açtığı fazla boşluk atıldı. Kaynağın dizgisi üç yerde bozuk, düzeltilmedi: yedinci beyitte “nigâh-ı kem-terîm-fitne-engîziñ” (muhtemelen “kem-terîn-i fitne-engîzin”), beşinci beyitte kesmeyle birleşmiş “Çü’sîm-âb” (çü sîm-âb) ve matladaki “oldıkca” yazımı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Matla kabarcığı felekle eşler: yuvarlak, içi boş, bir an sonra yok. Şarabın verdiği safa dalgası gönülde yüz yara açtığı için zevkin kendisi kederin sebebi olur. “Peydâ” redifi baştan sona bir şeyin ortaya çıkışını sayar.