Hûn-ı ciger dedikleri sahbâ-yı nâb imiş
“İmiş” redifi yedi beytin hepsini sonradan öğrenilmiş bir bilgiye çevirir: ciğer kanı meğer şaraptır, dünya meğer harap, yedi kat gök meğer bir kabarcık. Gazel her beyitte bir yanılgıyı düzeltir ve son beyitte papağan ile ayna mazmununa varır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
dedikleri sahbâ-yı imiş
Erbâb-ı aşk onunla meger imiş
1Ciğer kanı dedikleri meğer saf şarapmış;
2aşk erbabı meğer onunla neşe bulurmuş.
- 2
Gezdim gamınla ben de yok âbâd bir yeri
Göñlüm gibi cihân da ser-â-pâ harâb imiş
1Gamınla gezdim, şen bir yer bulamadım;
2meğer dünya da gönlüm gibi baştan başa harapmış.
Gezmek burada arayış değil ölçme işi: âşık dünyayı dolaşıp kendi harabesinin ölçeğini bulur. “Âbâd” ile “harâb” bayındırlık dilinden gelen bir çifttir; gönül ile cihan aynı imar raporunda birleşir.
- 3
Oldum heves-pezîr-i safâ âh bilmedim
-i derd-i aşkın olan imiş
1Safa heveslisi oldum, âh, bilemedim:
2aşkının derdinden umut kesen muradına erermiş.
Beyit ters bir kural koyuyor: umudunu kesen kazanır, dolayısıyla safa aramak bir hata sayılır. “Nevmîd” ile “kâm-yâb” dizenin iki ucunda durup umutsuzluk ile muradına erişi aynı kişide birleştirir; rindliğin klasik hesabı budur.
- 4
Lâ'lin gamıyla mahv-ı vücûd etmiş
Ser-çeşmesinde şimdi görünen serâb imiş
1Hızır'ın hayat suyu dudağının gamıyla yok olup gitmiş;
2kaynağında şimdi görünen bir seraptan başkası değilmiş.
Ölümsüzlük suyu sevgilinin dudağı karşısında kendini yok eder ve kaynağın yerinde bir serap kalır. “Âb” ile “serâb” hem ses hem anlam bakımından karşı karşıya durur: biri hayat verir, öbürü susuzluğu artırır.
- 5
Ummân-ı kudretinde ilâhın bu heft çarh
ile bakılsa kemîn bir imiş
1İlâhın kudret denizinde bu yedi kat felek,
2dikkatle bakılsa en küçük bir su kabarcığıymış.
Ölçek bir hamlede değişiyor: yedi katlı gök, kudret denizinde bir kabarcığa iner. “İm'ân” dikkatle inceleyerek bakmak demektir; bu küçüklük çıplak gözle değil düşünmeyle görülür, yani beyit okura bir bakma biçimi öneriyor.
- 6
Ol şûh-ı nâz-perveri bilmezdi böyle dil
Gammâz-ı hâş-girişme vü şîrîn-itâb imiş
1Gönül o nazla büyütülmüş şuhu böyle bilmezdi:
2meğer gizliden işaret veren, tatlı azarlı biriymiş.
Redif burada bir tanışma anına oturuyor: gönül sevgiliyi yanlış tanımıştı. “Gammâz” ele veren, ifşa eden demektir; işmar ile azar birleşince naz hem gizli bir işaret hem tatlı bir cezaya dönüşür. Kaynakta “hâş-girişme” yazımı tereddütlü.
- 7
Ekrem o tûti-i sühan-âmûz-ı işveye
Mir'ât-ı sâf bu dil-i âyine-tâb imiş
1Ekrem, o söz öğreten işve papağanına
2bu ayna gibi parlayan gönül tertemiz bir aynaymış.
Papağana konuşma öğretmenin yolu önüne ayna tutmaktır: kuş aynadaki kendini başka bir kuş sanıp ardındaki sesi tekrarlar. Makta gönlü o aynanın yerine koyarak şairi sevgiliye kendi işvesini öğreten alet hâline getirir.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142873 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Metin kitabın “İbtidâ-yı Gazeliyyât” bölümünde “Kafiye-i Şın / Birinci Gazel” fihrist maddesiyle duruyor; başlık matlaın ilk dizesinden kuruldu. Sayfanın ilk iki satırı (“İbtidâ-yı Gazeliyyât” ve “Kâfiye-i şın aded-i gazel 2” sayaç satırı) metne alınmadı; kalan on dört dize yedi beyte bölündü. Mahlas işaretlemesi kaynakta satır sonuna kaymış: on dördüncü satır “…şîrîn-itâb imiş*” diye bitiyor, on beşinci “Ekrem * o tûti-i…” diye başlıyor. Yıldızlar mahlası göstermek içindir, dize değil; atıldılar ve iki dize kaynaktaki kelime sırasıyla bırakıldı — bu bir bozulma değil, biçimlendirme artığıdır. Altıncı beyitteki “Gammâz-ı hâş-girişme” tereddütlü bir okuyuş (“hâş” muhtemelen bozulmuş bir kelime); düzeltilmedi. Nazal ñ (“Göñlüm”) korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Redif “imiş” gazelin tamamını sonradan öğrenilmiş bilgiye çeviriyor: her beyit bir yanılgının düzeltilmesi olur. Matla ciğer kanını şaraba eşleyerek acıyı içilecek bir şeye dönüştürür; “nâb” (saf) kelimesi kanın katıksızlığını da içine alır.