Kân-ı hayâ vü genc-i vera' mîr-i Sâlim'in
Genç yaşta ölen Sâlim Bey için yazılmış bir vefat tarihi. Dört beyit ölünün ilmini ve iffetini anlatır, beşincisi hastalığı feleğin bakışına bağlar, altıncısı geride kalanların yasını sayar, son dize ebcedle ölüm yılını verir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
-ı hayâ vü genc-i mîr-i Sâlim'in
Gelmez nazîri ü salâh ile bî-riyâ
1Haya madeni, takva hazinesi Sâlim Bey'in
2zühd ve salâhta, riyasızlıkta bir benzeri gelmez.
- 2
Akl u ferâset idi haber kendisinden âh
K'olmuştu zâtı cümle fezâ'ilde
1Akıl ve feraset ondan haber alırdı, ah;
2çünkü zatı bütün faziletlerde öncüydü.
“Mübtedâ” hem başlangıç hem ilk sırada olan demektir: aklın ve ferasetin ondan haber almasıysa gencin bilgide öncü sayıldığını söyler. Kaynağın “haber kendisinden” dizilişi kapalıdır, muhtemelen bir kelime düşmüştür; düzeltilmedi.
- 3
idi veli bâlâ-yı nâzını
Bâr-ı girân-ı ilm ü hüner kıldı hemçü yâ
1Henüz yeni yetişmiş bir gençti, ama o nazlı boyunu
2ilim ve hünerin ağır yükü yâ harfi gibi eğdi.
Beyit yaş ile yükün oranını ölçüye vurur: nevres bir civanın nazlı boyunu ilim ve hüner yükü “yâ” harfi gibi eğmiştir. Harf benzetmesi bir hat imgesidir — ye kıvrık yazıldığı için erken eğilmiş bir kamet resmi verir.
- 4
Hurşîd-i fazl u himmete kendi idi
Rûyunda nûr-ı ismet olur idi rû-nümâ
1Fazl ve himmet güneşine kendisi bir gökyüzüydü;
2yüzünde ismet nuru görünür olurdu.
Ölçü tersine çevrilir: fazl ile himmet güneşse, kendisi o güneşi taşıyan gökyüzüdür — erdemi taşıyan değil, erdemin mekânı. İkinci dize bunu yüzde görünen ismet nuruyla somutlaştırır ve övgüyü fizikî bir işarete bağlar.
- 5
Âhir buna da gözlerini dikti çarh-ı dûn
Bir derd-i can-hırâşa kim etmişti mübtelâ
1Sonunda alçak felek gözlerini buna da dikti;
2can yırtan bir derde tutulmuş oldu.
Övgüden ölüme geçiş tek fiille olur: alçak felek “gözlerini dikti”. Feleğin bakışı burada hastalık demektir; “derd-i can-hırâş” can yırtan bir ağrıyı anıyor. “Buna da” ifadesi feleğin sıradaki kurbanını seçtiğini duyurur.
- 6
Bulunmayub devâsı cihânı edince terk
Ahbâb ü vâlideynine kaldı gam u
1Devası bulunmayıp cihanı terk edince,
2dostlarına ve ana babasına gam ile ağlayış kaldı.
Ölüm bir yan cümlede geçer; manzume ölümü değil, geride kalan hesabı yazar: dostlara ve ana babaya kalan gam ile bükâ. “Vâlideyn” annesiyle babası demek; genç yaşta ölenin acısı bu ikili sözcükte toplanır.
- 7
Târîh-i fevtini dedim Ekrem du'â edip
Dârü's-selâmı Sâlim'e câ eylesin Hudâ
1Ekrem, dua ederek onun ölüm tarihini söyledim:
2“Dârü's-selâm'ı Sâlim'e Hudâ konak eylesin.”
Makta tarih düşürme beytidir: son dizenin harfleri ebced değeriyle ölüm yılını verir, kaynak da altına “sene 1279” notunu düşer. “Dârü's-selâm” cennetin adlarından biridir ve Sâlim ile aynı kökten geldiği için dua, ölünün adını cennetin adına bağlayarak kapanır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142804 numaralı sürüm esas alındı. Sayfa adı (“â uyaklı Târih-i Vefât”) kitabın fihrist maddesidir, şiirin adı değil; başlık matlaın ilk dizesinden alındı. Metne girmeyen satırlar: “Tarihler” bölüm adı, gövdede tekrarlanan “Tarih-i vefât” başlığı ve sondaki “sene 1279”. Tarih satırı dize sayılmadı, ama ebced mısraının hangi yılı verdiğini gösteren tek işaret olduğu için makta yorumunda anıldı. Böylece on dört dize, yedi beyit kaldı. Mahlas “* Ekrem*” biçiminde yıldızlıdır; yıldızlar atıldı. İkinci beytin ilk dizesi (“Akl u ferâset idi haber kendisinden âh”) kaynakta kapalı kalıyor, muhtemelen bir kelime düşmüş; dokunulmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Manzume ölüyü iki madenle tanıtır: haya bir ocak, vera bir hazine. Sâlim adı hem kişinin adı hem “selâmette olan” anlamıyla okunuyor; son beyitteki “Dârü's-selâm” ile kurulacak kelime oyununun tohumu buraya atılmıştır.