Mahv eyledi nişânımızı rûzgâr hayf
Yedi beytin her biri “hayf” ile kapanır ve her seferinde başka bir kayıp sayılır: iz, mezar, beden, gönül, sır, baht. Şiir mezardan konuşur gibi açılır, feleğin zulmünü ölümden sonrasına taşır ve bir üstadın izinden gitme utancıyla biter.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Mahv eyledi nişânımızı rûzgâr
Ne bıraktı ne hâk-i mezâr
1Rüzgâr izimizi silip yok etti, yazık;
2ne bir kemik bıraktı ne mezar toprağı, yazık.
- 2
Taht-ı serâda koymadı râhat bizi felek
Rencîde kıldı cismimizi u
1Felek yerin altında bile bizi rahat bırakmadı;
2karınca ile yılan bedenimizi incitti, yazık.
“Taht-ı serâ” toprağın altı, yani mezar. Beyit feleğin zulmünü ölümden sonrasına taşıyor: eziyet bitmez, yalnız uygulayıcısı değişip karınca ile yılana devredilir. Mûr ile mâr ses benzerliğiyle eşleşip en küçük ile en korkunç olanı aynı cezada birleştirir.
- 3
Geldim niyâza dergehine sîne çâk çâk
Bir nazra kılmadı o -i gamzekâr
1Göğsüm parça parça, kapına yalvarmaya geldim;
2o gamzesi kıyıcı put bir kez bakmadı, yazık.
“Dergeh” hem sevgilinin kapısı hem tapınak kapısıdır; sonraki dizedeki “büt” (put) bu ikinci anlamı açığa çıkarır. Âşık secdeye durur, put karşılık vermez — divan şiirinde sevgiliyi put diye anmak tam olarak bu cevapsızlığı adlandırmak içindir.
- 4
Pîçîde oldu târik-i reh-gîr-i zülfüne
Âhir bu kayda düştü dil-i bî-karâr
1Yol kesen zülfünün karanlığına dolandı;
2sonunda kararsız gönül bu bağa düştü, yazık.
Zülüf hem yol kesen eşkıya hem kement: “reh-gîr” soyar, “kayd” bağlar. Kararsız gönlün nihayet bir yere bağlanması kurtuluş gibi de okunabilir, ama beyit bunu esaret sayar; “âhir” redife yakın durup sonucun kaçınılmazlığını duyurur.
- 5
Bunca zamândır etmişidim sînede nihân
Âhımdan oldu derd-i derûn âşikâr
1Bunca zamandır göğsümde gizlemiştim;
2âhımla içimdeki derd açığa çıktı, yazık.
Beyit “nihân” ile “âşikâr”ı iki dizenin sonuna koyup sırrın açılışını kafiye düzeniyle gösteriyor. Âh, âşığın elinde olmayan tek sestir; sırrı saklayan da onu ifşa eden de aynı göğüs olur. “Etmişidim” eski birleşik geçmiş biçimi kaynakta böyle dizilmiş.
- 6
Ekrem henüz -i bahtım açılmadı
Eczâ-yı cismim etti felek târ
1Ekrem, baht düğümüm henüz çözülmedi;
2felek bedenimin parçalarını darmadağın etti, yazık.
Mahlas beyti düğüm ile dağılmayı karşı karşıya getiriyor: bir yanda açılmayan “ukde”, öbür yanda saçılan “eczâ”. Baht bağlı kalırken beden çözülür; “târ mâr” ikilemesi de dokunun (târ: iplik) sökülüşünü sesle taklit eder.
- 7
Peyrevlik itdi hazret-i üstâda -i şûh
Kıldı hicâb-ı aczi bizi şerm-sâr
1Şuh kalem, üstat hazretinin ardından yürüdü;
2aczin utancı bizi mahcup etti, yazık.
Son beyit gazelin bir nazîre olduğunu söylüyor: kalem bir üstadın izinden gitmiş, sonuç şairi utandırmış. Kaynakta “üstâda”dan sonra bir dipnot işareti duruyor; üstadın kim olduğunu bildiren not sayfada ayrıca yer aldığı için işaret metne alınmadı.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142876 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Metin kitabın “İbtidâ-yı Gazeliyyât” bölümünde “Kafiye-i Fâ” fihrist maddesiyle duruyor; başlık matlaın ilk dizesinden kuruldu. Sayfanın ilk iki satırı (“İbtidâ-yı Gazeliyyât” ve “Kâfiye-i fâ aded-i gazel 1” sayaç satırı) metne alınmadı; kalan on dört dize yedi beyte bölündü. Mahlas dizesindeki “* Ekrem *” yıldızları atıldı, mahlas korundu. Son beyitte “hazret-i üstâda [1] kilk-i şûh” biçiminde bir dipnot işareti var; sayfa dışındaki nüsha notuna gönderdiği ve dize olmadığı için metne alınmadı, dizenin kalanı aynen bırakıldı. Mahlas beyti kaynakta son beyit değil sondan ikincidir; beyit sırası değiştirilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Gazel mezarın ötesinden konuşarak açılıyor: söyleyen “biz” çoktan yok olmuş, geriye kemik bile kalmamış. “Hayf” redifi ilk beyitte iki kez gelerek ağıt tonunu baştan kuruyor; rüzgâr burada zamanın kendisidir, silen o.