Hamdülillah Hâlıkın Mahlûkunun Ma’kuliyiz
On iki dörtlüğün hepsi “evliyânın kuluyuz” nakaratıyla kapanıyor. Şiir bir bağlılık beyanı olarak ilerliyor: kîl ü kal bırakılıyor, taç ve hırka iç karşılıklarıyla değiştiriliyor, zahide cevap veriliyor ve sonunda sözün sahipliği bile evliyaya devrediliyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Hamdülillah hâlıkın mahlûkunun ma’kuliyiz
Yoluna cân ile kurban olmuşuz maktûliyiz
Eşiğinde gerçeğin ikbâl ile makbûliyiz
ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz
1Hamdolsun: yaratanın yarattıkları içinde akıl verilenleriz;
2yoluna canla kurban olmuşuz, öldürülenleriz;
3gerçeğin eşiğinde talihle kabul edilmişleriz.
4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.
- 2
Sâfi altun gibi aşk ile sızub kal olmuşuz
Kîl ü kali terk idüb cân ile pür hâl olmuşuz
Terk ü ü kalender gerçek abdâl olmuşuz
ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz
1Saf altın gibi aşkla eriyip halis olmuşuz;
2dedikoduyu bırakıp canla hâl ile dolmuşuz;
3terk, tecrit ve kalenderlikle gerçek abdal olmuşuz.
4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.
İlk dizedeki “kal” altının potada ayarlanmasıdır, ikinci dizedeki “kîl ü kal” ise boş tartışma. Aynı sesin iki anlamı karşı karşıya getiriliyor: ateşle sınanan altın ile sözle oyalanan akıl. Buna karşılık konan şey “hâl”dir — anlatılan değil yaşanan bilgi.
- 3
Âstân-ı evliyâdan yüzümüz hâk eyledik
Arıdub u riyâdan kalbimiz pâk eyledik
Yüzümüz hâk işimiz pâk sinemiz eyledik
ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz
1Evliyanın eşiğinde yüzümüzü toprak ettik;
2kalbimizi ikiyüzlülükten ve riyadan arındırıp temizledik;
3yüzümüzü toprak, işimizi temiz, göğsümüzü yırtık ettik.
4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.
Üçüncü dize kendinden önceki iki dizenin kafiye kelimelerini (hâk, pâk) toplayıp yanlarına bir üçüncüsünü koyuyor: çâk. Dörtlük böylece kendi özetini kendi içinde yazmış oluyor. Yakayı yırtmak melâmet ehlinin görünür işaretidir; toprak yüz ile yırtık göğüs aynı tutumun iki yüzüdür.
- 4
Vuslatullahtır işimiz hâ bitüb hâ bitmeziz
Gerçeğin emr etmediği yola hergiz gitmeziz
Tâ ölünce âstânın bekleriz terk etmeziz
ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz
1İşimiz Allah'a kavuşmaktır; ha tükenmişiz ha tükenmemişiz;
2gerçeğin buyurmadığı yola asla gitmeyiz;
3ölünceye kadar eşiğini bekleriz, bırakmayız.
4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.
Üç dize de olumsuz çekimle bitiyor: bitmeziz, gitmeziz, etmeziz. Bağlılık burada yapılan bir şey olarak değil, yapılmayanların toplamı olarak tarif ediliyor. “Gerçek” Bektaşî dilinde soyut bir kavram değil mürşidin adıdır; emrini vermeyen odur.
- 5
Hâk-i pâyi gerçeğin rûy-i siyâhımızdürür
Vech-i pâki kıblegâh ü secdegâhımızdürür
Cân ü dilden bendesiyüz pâdişahımızdürür
ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz
1Gerçeğin ayağının toprağı, kararmış yüzümüzdür;
2onun pak yüzü kıblemiz ve secde yerimizdir;
3can ve gönülden kuluyuz, padişahımızdır.
4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.
İkinci dize şiirin en ileri gittiği yerdir: mürşidin yüzü hem kıble hem secde yeri sayılır. Bu “vech” öğretisi Nesîmî'den beri Hurûfî-Bektaşî şiirinin en çok bedel ödetilen iddiasıdır. Kafiye üç dizede de aynı iyelik ekiyle bittiği için her hüküm doğrudan konuşan topluluğa bağlanır.
- 6
Derdine tiryâk olur kim nûş ederse zehrimiz
Yapumuz pek çekemez münkir münâfık kahrımız
Kani’üz Nahnü kasemnâya fakirlik fahrımız
ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz
1Zehrimizi içen, derdine panzehir bulur;
2yapımız sağlamdır, inkârcı ve münafık kahrımızı çekemez;
3“Biz taksim ettik” âyetine kanaat ederiz, yoksulluk övüncümüzdür.
4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.
İlk dize eczacılığı tersine çevirir: zehir panzehir olur, çünkü ölçüt maddede değil içenin hâlindedir. Üçüncü dize kanaati âyete bağlar — Zuhruf sûresindeki “biz taksim ettik” ifadesi paylaştırmanın Tanrı'ya ait olduğunu söyler. Yoksulluk böylece bir eksiklik değil, kabul edilmiş bir pay olur.
- 7
Tâc ü hırka yok deyen hırka kanâattir bize
Tâc-ı Rabbânî örümek bunda âdettir bize
Evliyânın himmeti ayn-ı inâyettir bize
ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz
1“Taç ve hırka yok” diyene: bize hırka kanaattir;
2Rabbânî tacı örmek burada âdetimizdir;
3evliyanın himmeti bizim için inayetin ta kendisidir.
4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.
Dörtlük bir itiraza cevap gibi kurulmuş: dervişliğin dış işaretleri yoksa iç karşılıkları vardır. Kanaat hırkanın, himmet inayetin yerine geçer. Kafiye de burada değişir; çevresindeki dörtlükler “-ız/-iz” ile biterken bu bent “-tir bize” ile kapanır ve ayrı bir ses adası oluşturur.
- 8
Mest-i aşkız sanma ey zâhid bizi ayıklarız
Geçmişiz u riyâdan âşık-ı sâdıklarız
Kesreti dilden giderdik vahdete âşıklarız
ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz
1Aşkın sarhoşuyuz; ey zahit, bizi öyle sanma — ayığız.
2İkiyüzlülükten ve riyadan geçmişiz, sadık âşıklarız.
3Çokluğu gönlümüzden çıkardık, birliğe âşığız.
4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.
Zahide yalnız bu dörtlükte seslenilir ve verilen cevap beklenenin tersidir: sarhoşluk kabul edilip savunulmaz, ayıklık iddia edilir. Melâmet kendini böyle savunur — yakıştırılan sıfatı reddederek. Üçüncü dize gerekçeyi verir: kesret temizlenmiş, geriye vahdet kalmıştır.
- 9
Zâl-i dünyânın zebûnu olmadık merdâneyiz
Aşk câmından bugün ü mestâneyiz
Âşinâmız evliyâdır halk ile bigâneyiz
ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz
1Dünya kocakarısına tutsak olmadık, mertçeyiz;
2bugün aşk kadehinden akılsız ve sarhoşuz;
3tanıdığımız evliyadır, halka yabancıyız.
4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.
“Zâl-i dünyâ” dünyayı süslenip aldatan yaşlı bir kadın olarak gösteren eski bir imgedir; ona kapılmamak “merdâne” sayılır. Bir önceki dörtlükte ayık olduğunu söyleyen ses burada aklını yitirmiş olduğunu söyler. Şiir bu çelişkiyi çözmez, nakarat da “sermest” diyerek sarhoş tarafta durur.
- 10
Pirimiz kutb i Hudâ’dır Ahmed-i Muhtâr-ı Hak
Nakşını tasvir edindik seyrimiz dîdâr-i Hâk
Mest-i lâya’killeriz nûşeyleriz esrâr-ı Hak
ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz
1Pirimiz Allah'ın kutbu, Hakk'ın seçtiği Ahmed'dir;
2onun nakşını tasvirimiz edindik, seyrimiz Hakk'ın yüzüdür;
3akılsız sarhoşlarız, Hakk'ın sırlarını içeriz.
4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.
Bir önceki dörtlüğün kadehi burada sırra dönüşüyor: içilen şey artık şarap değil “esrâr-ı Hak”tır, yani sarhoşluk bir bilgi biçimi olarak yeniden tanımlanır. Kaynakta “kutb i Hudâ” ve “dîdâr-i Hâk” yazımları böyledir; ikincisinde Hak kelimesi uzatma işaretiyle dizilmiş ve düzeltilmemiştir.
- 11
Fırsatıdır hayr-ü şerrini yakagör Haydarî
Niçe yelersin bu dâr-ül-gafilinde serserî
Hamdüllillâh bize rehber oldu ol din serveri
ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz
1Ey Haydarî, fırsattır: hayrını da şerrini de yakmaya bak;
2bu gafiller yurdunda daha ne kadar başıboş koşacaksın?
3Hamdolsun, o din serveri bize rehber oldu.
4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.
Mahlas dörtlüğünde ses ilk kez çoğuldan tekile geçiyor ve şair kendine çıkışıyor. İstenen şey yalnız şerrin değil hayrın da yakılmasıdır — iyilik hesabına güvenmek de bir bağdır. Kaynak burada mahlası “Haydarî” diye dizmiş; başlıktaki “Hayderî” ile arasındaki fark korunmuştur.
- 12
Evliyâdır nefh eden ü söyleden bu sözümüz
Evliyâdır aşk ile meskûr eden mestûrumuz
Evliyâdır dilde nutkumuz u gözde nûrumuz
ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz
1Bu sözümüzü üfleyen ve söyleten evliyadır;
2örtülü hâlimizi aşkla sarhoş eden evliyadır;
3dilimizdeki söz, gözümüzdeki nur evliyadır.
4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.
Üç dize de aynı kelimeyle başlıyor ve şiirin sahipliği en sonda şairin elinden alınıyor: konuşan o değil, konuşturandır. “Nefh” Âdem'e ruhun üflenmesini anlatan fiildir; burada aynı fiil şiirin kendisi için kullanılır. Böylece nakaratın “kuluyuz”u son dörtlükte gerekçesini bulmuş olur.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144489 numaralı sürüm esas alındı; sıra numarası (“— 1 —”) derlemeye ait olduğu için alınmadı, geriye kırk sekiz dize kaldı. Mahlas on birinci dörtlükte “Haydarî”, derlemenin başlığında ve öteki manzumede “Hayderî” diye geçiyor; onuncu dörtlükteki “dîdâr-i Hâk” ile “kutb i Hudâ” yazımları da kaynağa ait. Hiçbiri düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Gör ne sultânız ki bî şek bendedir dünyâ bizeHayderî · Muhammes→
İlk üç dize aynı Arapça kalıptan üç kelimeyle biter: ma'kul, maktûl, makbûl. Ses benzerliği bir sıralama kurar — akılla başlayan yol ölümden geçip kabule varır. Nakarat ise bu üç ağır kelimeyi bırakıp ilişkiyi en yalın hâliyle söyler; şiir boyunca değişmeyecek tek cümle odur.