DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Hayderî/Hamdülillah Hâlıkın Mahlûkunun Ma’kuliyiz
Murabba · 16. yüzyıl

Hamdülillah Hâlıkın Mahlûkunun Ma’kuliyiz

On iki dörtlüğün hepsi “evliyânın kuluyuz” nakaratıyla kapanıyor. Şiir bir bağlılık beyanı olarak ilerliyor: kîl ü kal bırakılıyor, taç ve hırka iç karşılıklarıyla değiştiriliyor, zahide cevap veriliyor ve sonunda sözün sahipliği bile evliyaya devrediliyor.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Hamdülillah hâlıkın mahlûkunun ma’kuliyiz

    Yoluna cân ile kurban olmuşuz maktûliyiz

    Eşiğinde gerçeğin ikbâl ile makbûliyiz

    ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz

    1Hamdolsun: yaratanın yarattıkları içinde akıl verilenleriz;

    2yoluna canla kurban olmuşuz, öldürülenleriz;

    3gerçeğin eşiğinde talihle kabul edilmişleriz.

    4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.

    İlk üç dize aynı Arapça kalıptan üç kelimeyle biter: ma'kul, maktûl, makbûl. Ses benzerliği bir sıralama kurar — akılla başlayan yol ölümden geçip kabule varır. Nakarat ise bu üç ağır kelimeyi bırakıp ilişkiyi en yalın hâliyle söyler; şiir boyunca değişmeyecek tek cümle odur.

  2. 2

    Sâfi altun gibi aşk ile sızub kal olmuşuz

    Kîl ü kali terk idüb cân ile pür hâl olmuşuz

    Terk ü ü kalender gerçek abdâl olmuşuz

    ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz

    1Saf altın gibi aşkla eriyip halis olmuşuz;

    2dedikoduyu bırakıp canla hâl ile dolmuşuz;

    3terk, tecrit ve kalenderlikle gerçek abdal olmuşuz.

    4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.

    İlk dizedeki “kal” altının potada ayarlanmasıdır, ikinci dizedeki “kîl ü kal” ise boş tartışma. Aynı sesin iki anlamı karşı karşıya getiriliyor: ateşle sınanan altın ile sözle oyalanan akıl. Buna karşılık konan şey “hâl”dir — anlatılan değil yaşanan bilgi.

  3. 3

    Âstân-ı evliyâdan yüzümüz hâk eyledik

    Arıdub u riyâdan kalbimiz pâk eyledik

    Yüzümüz hâk işimiz pâk sinemiz eyledik

    ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz

    1Evliyanın eşiğinde yüzümüzü toprak ettik;

    2kalbimizi ikiyüzlülükten ve riyadan arındırıp temizledik;

    3yüzümüzü toprak, işimizi temiz, göğsümüzü yırtık ettik.

    4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.

    Üçüncü dize kendinden önceki iki dizenin kafiye kelimelerini (hâk, pâk) toplayıp yanlarına bir üçüncüsünü koyuyor: çâk. Dörtlük böylece kendi özetini kendi içinde yazmış oluyor. Yakayı yırtmak melâmet ehlinin görünür işaretidir; toprak yüz ile yırtık göğüs aynı tutumun iki yüzüdür.

  4. 4

    Vuslatullahtır işimiz hâ bitüb hâ bitmeziz

    Gerçeğin emr etmediği yola hergiz gitmeziz

    Tâ ölünce âstânın bekleriz terk etmeziz

    ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz

    1İşimiz Allah'a kavuşmaktır; ha tükenmişiz ha tükenmemişiz;

    2gerçeğin buyurmadığı yola asla gitmeyiz;

    3ölünceye kadar eşiğini bekleriz, bırakmayız.

    4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.

    Üç dize de olumsuz çekimle bitiyor: bitmeziz, gitmeziz, etmeziz. Bağlılık burada yapılan bir şey olarak değil, yapılmayanların toplamı olarak tarif ediliyor. “Gerçek” Bektaşî dilinde soyut bir kavram değil mürşidin adıdır; emrini vermeyen odur.

  5. 5

    Hâk-i pâyi gerçeğin rûy-i siyâhımızdürür

    Vech-i pâki kıblegâh ü secdegâhımızdürür

    Cân ü dilden bendesiyüz pâdişahımızdürür

    ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz

    1Gerçeğin ayağının toprağı, kararmış yüzümüzdür;

    2onun pak yüzü kıblemiz ve secde yerimizdir;

    3can ve gönülden kuluyuz, padişahımızdır.

    4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.

    İkinci dize şiirin en ileri gittiği yerdir: mürşidin yüzü hem kıble hem secde yeri sayılır. Bu “vech” öğretisi Nesîmî'den beri Hurûfî-Bektaşî şiirinin en çok bedel ödetilen iddiasıdır. Kafiye üç dizede de aynı iyelik ekiyle bittiği için her hüküm doğrudan konuşan topluluğa bağlanır.

  6. 6

    Derdine tiryâk olur kim nûş ederse zehrimiz

    Yapumuz pek çekemez münkir münâfık kahrımız

    Kani’üz Nahnü kasemnâya fakirlik fahrımız

    ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz

    1Zehrimizi içen, derdine panzehir bulur;

    2yapımız sağlamdır, inkârcı ve münafık kahrımızı çekemez;

    3“Biz taksim ettik” âyetine kanaat ederiz, yoksulluk övüncümüzdür.

    4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.

    İlk dize eczacılığı tersine çevirir: zehir panzehir olur, çünkü ölçüt maddede değil içenin hâlindedir. Üçüncü dize kanaati âyete bağlar — Zuhruf sûresindeki “biz taksim ettik” ifadesi paylaştırmanın Tanrı'ya ait olduğunu söyler. Yoksulluk böylece bir eksiklik değil, kabul edilmiş bir pay olur.

  7. 7

    Tâc ü hırka yok deyen hırka kanâattir bize

    Tâc-ı Rabbânî örümek bunda âdettir bize

    Evliyânın himmeti ayn-ı inâyettir bize

    ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz

    1“Taç ve hırka yok” diyene: bize hırka kanaattir;

    2Rabbânî tacı örmek burada âdetimizdir;

    3evliyanın himmeti bizim için inayetin ta kendisidir.

    4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.

    Dörtlük bir itiraza cevap gibi kurulmuş: dervişliğin dış işaretleri yoksa iç karşılıkları vardır. Kanaat hırkanın, himmet inayetin yerine geçer. Kafiye de burada değişir; çevresindeki dörtlükler “-ız/-iz” ile biterken bu bent “-tir bize” ile kapanır ve ayrı bir ses adası oluşturur.

  8. 8

    Mest-i aşkız sanma ey zâhid bizi ayıklarız

    Geçmişiz u riyâdan âşık-ı sâdıklarız

    Kesreti dilden giderdik vahdete âşıklarız

    ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz

    1Aşkın sarhoşuyuz; ey zahit, bizi öyle sanma — ayığız.

    2İkiyüzlülükten ve riyadan geçmişiz, sadık âşıklarız.

    3Çokluğu gönlümüzden çıkardık, birliğe âşığız.

    4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.

    Zahide yalnız bu dörtlükte seslenilir ve verilen cevap beklenenin tersidir: sarhoşluk kabul edilip savunulmaz, ayıklık iddia edilir. Melâmet kendini böyle savunur — yakıştırılan sıfatı reddederek. Üçüncü dize gerekçeyi verir: kesret temizlenmiş, geriye vahdet kalmıştır.

  9. 9

    Zâl-i dünyânın zebûnu olmadık merdâneyiz

    Aşk câmından bugün ü mestâneyiz

    Âşinâmız evliyâdır halk ile bigâneyiz

    ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz

    1Dünya kocakarısına tutsak olmadık, mertçeyiz;

    2bugün aşk kadehinden akılsız ve sarhoşuz;

    3tanıdığımız evliyadır, halka yabancıyız.

    4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.

    “Zâl-i dünyâ” dünyayı süslenip aldatan yaşlı bir kadın olarak gösteren eski bir imgedir; ona kapılmamak “merdâne” sayılır. Bir önceki dörtlükte ayık olduğunu söyleyen ses burada aklını yitirmiş olduğunu söyler. Şiir bu çelişkiyi çözmez, nakarat da “sermest” diyerek sarhoş tarafta durur.

  10. 10

    Pirimiz kutb i Hudâ’dır Ahmed-i Muhtâr-ı Hak

    Nakşını tasvir edindik seyrimiz dîdâr-i Hâk

    Mest-i lâya’killeriz nûşeyleriz esrâr-ı Hak

    ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz

    1Pirimiz Allah'ın kutbu, Hakk'ın seçtiği Ahmed'dir;

    2onun nakşını tasvirimiz edindik, seyrimiz Hakk'ın yüzüdür;

    3akılsız sarhoşlarız, Hakk'ın sırlarını içeriz.

    4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.

    Bir önceki dörtlüğün kadehi burada sırra dönüşüyor: içilen şey artık şarap değil “esrâr-ı Hak”tır, yani sarhoşluk bir bilgi biçimi olarak yeniden tanımlanır. Kaynakta “kutb i Hudâ” ve “dîdâr-i Hâk” yazımları böyledir; ikincisinde Hak kelimesi uzatma işaretiyle dizilmiş ve düzeltilmemiştir.

  11. 11

    Fırsatıdır hayr-ü şerrini yakagör Haydarî

    Niçe yelersin bu dâr-ül-gafilinde serserî

    Hamdüllillâh bize rehber oldu ol din serveri

    ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz

    1Ey Haydarî, fırsattır: hayrını da şerrini de yakmaya bak;

    2bu gafiller yurdunda daha ne kadar başıboş koşacaksın?

    3Hamdolsun, o din serveri bize rehber oldu.

    4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.

    Mahlas dörtlüğünde ses ilk kez çoğuldan tekile geçiyor ve şair kendine çıkışıyor. İstenen şey yalnız şerrin değil hayrın da yakılmasıdır — iyilik hesabına güvenmek de bir bağdır. Kaynak burada mahlası “Haydarî” diye dizmiş; başlıktaki “Hayderî” ile arasındaki fark korunmuştur.

  12. 12

    Evliyâdır nefh eden ü söyleden bu sözümüz

    Evliyâdır aşk ile meskûr eden mestûrumuz

    Evliyâdır dilde nutkumuz u gözde nûrumuz

    ü sermest ü hayran evliyânın kuluyuz

    1Bu sözümüzü üfleyen ve söyleten evliyadır;

    2örtülü hâlimizi aşkla sarhoş eden evliyadır;

    3dilimizdeki söz, gözümüzdeki nur evliyadır.

    4Şaşkın, sarhoş ve hayran; evliyanın kuluyuz.

    Üç dize de aynı kelimeyle başlıyor ve şiirin sahipliği en sonda şairin elinden alınıyor: konuşan o değil, konuşturandır. “Nefh” Âdem'e ruhun üflenmesini anlatan fiildir; burada aynı fiil şiirin kendisi için kullanılır. Böylece nakaratın “kuluyuz”u son dörtlükte gerekçesini bulmuş olur.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 144489 numaralı sürüm esas alındı; sıra numarası (“— 1 —”) derlemeye ait olduğu için alınmadı, geriye kırk sekiz dize kaldı. Mahlas on birinci dörtlükte “Haydarî”, derlemenin başlığında ve öteki manzumede “Hayderî” diye geçiyor; onuncu dörtlükteki “dîdâr-i Hâk” ile “kutb i Hudâ” yazımları da kaynağa ait. Hiçbiri düzeltilmedi.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Önceki şiirGör Ne Sultânız ki Bî Şek Bendedir Dünyâ Bize
Gör ne sultânız ki bî şek bendedir dünyâ bize
Hayderî · Muhammes

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

kîl ü kal

dedikodu, boş tartışma

tecrîd

her şeyden soyunma, yalnızlaşma

zerk

ikiyüzlülük, sahte dindarlık

çâk

yırtık; yaka veya göğsün yırtılması

Nahnü kasemnâ

“Biz taksim ettik” — Zuhruf sûresinden

lâya’kil

aklı başında olmayan, kendinden geçmiş

zâl-i dünyâ

dünyayı süslenip aldatan kocakarıya benzeten imge

vâlih

şaşkın, hayretten kendini kaybetmiş