Hâne-i dilde ezel ‘ışkuñ uran bünyâdını
Aşkın gönül evinde ezelden kurduğu yapıyı harap diye adlandıran gazel, sevgilinin boyuna benzetilen Tuba ağacının baş aşağı olmasını diler; güzel yüzün zâhide tacını meye rehin bıraktıracağını, sevgilinin bülbül feryadını duymayışını ve dert yemeğinin tadını ancak çekenin bileceğini söyler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
ezel ‘ışkuñ uran bünyâdını
Kapusı üzre yazmış adını
1Aşkın ezelden gönül evinde kurduğu yapının
2kapısının üstüne adını 'harap yurt' diye yazmış.
- 2
Âhir olsun göreyin gibi ol
Kim ki teşbîh eyleye serve kadüñ şimşâdını
1Sonunda Tuba gibi baş aşağı olduğunu göreyim;
2boyunun şimşirini serviye benzeten kim olursa olsun.
İlk dize Tuba gibi baş aşağı oluşu görme bedduasını öne çıkarır; ikinci dize bu bedduanın hedefini belirler: sevgilinin şimşir ağacını andıran boyunu sıradan serviyle ölçen herkes. Kökü yukarıda tasavvur edilen Tuba, yanlış benzetmenin cezasını kozmik bir ters dönüşle görünür kılar.
- 3
Bir nazar görse yüzüñ zâhid senüñ iy
Rehn-i mey kılurdı tâcın yağılup
1Ey meyhane güzeli, zâhit yüzünü bir kez görseydi
2dualarını bir yana atıp tacını şaraba rehin verirdi.
Zâhidin düzeni sevgilinin yüzüne tek bakışla tersine döner: evrâd yere saçılır, başındaki taç şarap uğruna rehne gider. Mugbeçenin güzelliği, zühdün hem ibadet metnini hem görünür makam işaretini elinden alır.
- 4
Dinlemezse nâlemi kûyında yâr olmaz ‘aceb
Nitekim gûş eylemez gül bülbülüñ feryâdını
1Sevgili mahallesinde iniltilerimi dinlemezse şaşılmaz;
2nitekim gül de bülbülün feryadına kulak vermez.
Âşığın kişisel yakınması gül ile bülbül arasındaki yerleşik ilişkiye bağlanır. Gülün bülbül sesine kayıtsızlığı nasıl tabii kabul ediliyorsa, sevgilinin kûyundaki nâleyi duymaması da aşk düzeninin beklenen acımasızlığı olur.
- 5
İy Muhibbî lezzet-i derd ü belâyı baña sor
Yimeyenden sorma bilmez ol ta‘âmuñ dadını
1Ey Muhibbî, dert ve belanın lezzetini bana sor;
2o yemeği yemeyene sorma, tadını bilemez.
Dert ile bela bir yemeğe, onları yaşamak da tatmaya çevrilir. Mahlas beyti bilgiyi dışarıdan anlatmaya değil deneyime bağlar; acının lezzeti çelişik görünse de onu gerçekten yiyen âşık için doğrudan tanınan bir tattır.
Metnin kaynağı
adile1890:p213:g4 bağımsız görsel karşılaştırmada kaynakla birebir bulundu; mahlas kapanışta açıktır.
Atıf kanıtını aç ↗adile1890:p213:g4; Âdile Sultan 1890, basılı s. 213. Gövde, Muhibbî mahlaslı son ve sonraki incipit 500 dpi görselde kapatıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Aşk gönülde sağlam bir saray değil, daha kurulurken harap adı taşıyan bir bina meydana getirir. Kapı üstündeki yazı, yıkımın sonradan doğan kaza olmadığını; aşk yapısının ezelî kimliği olarak baştan ilan edildiğini gösterir.