Hengâme-i bahâr ne âlemdedir aceb
Yedi beytin yedisi de aynı soruyla biter: "ne âlemdedir aceb". Şiir baharı, fakrı, rüzgârı, âhı, mumu ve son iki beyitte bir şair üstadı arar; sorduğu her şey ortadan kaybolmuştur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
-i bahâr ne âlemdedir aceb
Devr-i ne âlemdedir aceb
1Baharın o şenlikli gürültüsü acaba ne hâldedir?
2Safa üzerine dönen o devir acaba ne hâldedir?
- 2
Âlem esîr-i -i devlet oldu hep
Fakrile iftihâr ne âlemdedir aceb
1Herkes mevki kavgasının esiri oldu;
2yoksullukla övünmek acaba ne hâldedir?
Gazelin en açık toplumsal beyti. "Keşmekeş-i devlet" mevki için didişmeyi anlatır, sonundaki "hep" istisna bırakmaz. Karşısına konan şey bir erdem değil eski bir âdettir: fakrıyla övünmek. Redif bunu eleştiriye değil, yitik bir alışkanlığın aranmasına çevirir.
- 3
Baş başa verdi fitnede her târ-ı perçemi
Duymaz mı rûzgâr ne âlemdedir aceb
1Perçeminin her teli fitne çıkarmak için baş başa verdi;
2rüzgâr duymaz mı, acaba ne hâldedir?
Saç telleri fitne kuran bir kurul gibi "baş başa" verir; bu, hem tellerin birbirine dolanmasının hem de gizli konuşmanın resmidir. Kurulan komployu bozacak tek güç rüzgârdır, çünkü saçı dağıtan odur. Şair rüzgârı sağırlıkla suçlayarak sitemi tabiata yayar.
- 4
Fikr-i hatıñla çıktı gönülden dem-i seher
Âh-ı ne âlemdedir aceb
1Yanağındaki tüylerin düşüncesiyle seher vakti gönülden çıktı;
2kıvılcım saçan o âh acaba ne hâldedir?
Yanağın tüyünü düşünerek seher vakti gönülden çıkan kıvılcım saçan âhın nerede olduğu sorulur. Âh kendi başına yolculuğa çıkan bir varlığa dönüşür; seher vaktine şiirin söylemediği kesin bir dinî işlev yüklenmez.
- 5
Pervâne-vâr mahv-ı vücûd etti âşıkan
Ol şem'-i şu'le-dâr ne âlemdedir aceb
1Âşıklar pervane gibi varlıklarını yok ettiler;
2o alevli mum acaba ne hâldedir?
Mum ile pervane mazmununda alışılmış sıra tersine çevrilir: normalde pervanenin hâli sorulur, burada mumun. Âşıklar işini bitirmiştir, geriye onları yakan alevin akıbeti kalır. Sorunun altında ince bir sitem vardır; yakan taraf, yandıranlardan sonra ortadan kaybolmuştur.
- 6
Ekrem -ı nazınla ben mest-i hayretim
Üstâd-ı ne âlemdedir aceb
1Ekrem, ben senin nazının halis şarabıyla hayret sarhoşuyum;
2Cem tavırlı üstat acaba ne hâldedir?
Mahlas beytinde şair kendi şiirinin sarhoşudur, ama bu övünme değil bir eksiklik itirafına giriştir: hemen ardından üstadını sorar. "Cem-şi'âr", şarap sofrasının efsanevi kurucusu Cem'in tavrını taşıyan demektir; içki mazmunu saygıyla aynı cümlede yürür.
- 7
Ol şâ'ir-i yegâne ki şibh ü nazîrini
Der hulk-ı rûzgâr ne âlemdedir aceb
1O eşsiz şairin benzeri ve dengi
2zamanın yarattıkları arasında acaba nerededir?
Gazel mahlastan sonra sürer ve önceki beyitte sorulan ‘Cem tavırlı üstat’ı eşsiz şair diye niteler. Soru, onun benzeri ve denginin zamanın yarattıkları arasında nerede bulunduğudur; modern iki dizeyi tek gramatik cümlede birleştirir.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142832 numaralı sürüm esas alındı. Gövdenin ilk satırı "İbtidâ-yı Gazeliyyât" bölüm adıdır, dize sayılmadı; geriye on dört dize yani yedi beyit kaldı. Altıncı beytin ikinci dizesinde kaynağın koyduğu "[1]" bir dipnot çağrı işaretidir, dizenin kelimesi değildir; kaldırıldı. "Fikr-i hatıñla" ve "Gamzeñ" gibi yerlerdeki nazal ñ harfi kaynağınkidir. Mahlas kaynakta "*Ekrem * " biçiminde yıldızlıdır; yıldızlar ve bıraktıkları fazla boşluk atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Musarra matlada redif iki kez arka arkaya duyulur ve gazelin bütün kalıbını bir çırpıda kurar: her beyit bir yokluk sayacaktır. Sorulan iki şey de zamanla ilgilidir; "hengâme" mevsimin gürültüsü, "devr" ise bir çağdır. Şiir daha başlarken kayıp bir vaktin peşine düşer.