DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Şeyh Gâlib/Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Tercî‘-bend · 18. yüzyıl

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

İnsanı âlemin özü sayan ve aynı iki dizeyi altı kez tekrarlayarak bir öğüdü ısrara çeviren; Şeyh Gâlib’in en çok alıntılanan tercî‘-bendi.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Ey dil ey dil niye bu rütbede pür-gamsın sen

    Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen

    1Ey gönül, ey gönül, niçin bu kadar gam doldun?

    2Viraneysen bile sen tılsımlı bir hazinesin.

    Şiir bir teselliyle değil bir azarla açılıyor. Virane ile hazine aynı yere konunca, yıkıklık kayıp değil hazineyi saklayan örtü sayılıyor.

  2. 2

    Secde-fermâ-yı melek zât-ı mükerremsin sen

    Bildiğin gibi değil cümleden akdemsin sen

    1Meleklere secde ettiren, saygıya lâyık bir varlıksın.

    2Kendini bildiğin gibi değilsin; hepsinden öncesin.

    Beyit insana meleklerin secde ettiği sahneyi hatırlatıyor. ‘Bildiğin gibi değil’ ifadesi övgüyü kesip yerine bir suçlama koyuyor: asıl eksiklik bilgide.

  3. 3

    Rûhsun ile tev’emsin sen

    Sırr-ı Haksın mesel-i Îsî-i Meryemsin sen

    1Ruhsun, Cebrail’in üflemesiyle ikizsin.

    2Hakk’ın sırrısın, Meryem oğlu Îsâ gibisin.

    İnsan bir nefesle ikiz ilan ediliyor; bedeni değil kaynağı ölçü alınıyor. Îsâ benzetmesi de doğuştan gelen bir imtiyaz değil, sırrın taşınabilirliğini gösteriyor.

  4. 4

    Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

    -i ekvân olan âdemsin sen

    1Kendine iyi bak, çünkü âlemin özüsün.

    2Varlıkların gözbebeği olan insansın.

    ‘Merdüm’ hem insan hem gözbebeği demek; kelime kendi anlamını iki kez veriyor. Evrenin görme organı olmak, bakılan değil bakan olmayı zorunlu kılıyor.

  5. 5

    Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma

    Merciin Hâlik-i eşyâdadır eşyâ sanma

    1Mertebenin adların değil, adlandırılanın kendisindedir.

    2Dönüş yerin eşya değil, eşyayı yaratandır.

    İki dize de aynı hatayı yasaklıyor: işaretle işaret edileni karıştırmak. İsimlerle yetinen kişi, kendi mertebesini bir sözlük maddesine indirmiş oluyor.

  6. 6

    Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma

    Başkasın kendini sûretle heyûlâ sanma

    1Gördüğün kesin gerçekleri rüya sanma.

    2Başkasın; kendini görüntüyle biçimsiz madde sanma.

    Önceki beyit fazla inanmayı, bu beyit hiç inanmamayı yasaklıyor. Gâlib okuru iki uçtan da çekip alıyor: ne her şey hayaldir ne de insan yalnız maddedir.

  7. 7

    Keşf ile sâbit olan maniyi dava sanma

    Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma

    1Keşifle kesinleşen manayı boş bir iddia sanma.

    2Hakkında söylenen nitelikleri gönül alma sanma.

    Övgüyü reddetmek de bir tür kibirdir; beyit alçakgönüllülüğün ucuz biçimini kapatıyor. Söylenen doğruysa, onu iltifat sayıp geçmek gerçeği kaçırmak demek.

  8. 8

    Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

    -i ekvân olan âdemsin sen

    1Kendine iyi bak, çünkü âlemin özüsün.

    2Varlıkların gözbebeği olan insansın.

    Nakarat ikinci kez gelirken önündeki bent baştan sona bir yanlış anlama listesiydi. Aynı iki dize bu kez teselli değil, listenin altına atılan bir imza gibi duruyor.

  9. 9

    İnleyip sırrını fâş eyleme ağyâra sakın

    Düşme bilmezlikle varta-i inkâra sakın

    1İnleyip sırrını yabancılara açma, sakın.

    2Bilgisizlikle inkâr uçurumuna düşme, sakın.

    Bent boyunca dize sonlarında yinelenen ‘sakın’ sözü öğüdü yavaşça uyarıya çeviriyor. İlk tehlike konuşmak, ikincisi bilmemek; ikisi de aynı uçurumun iki yakası.

  10. 10

    Değmesin âhların kâkül-i dildâra sakın

    Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın

    1Âhların sevgilinin kâkülüne değmesin, sakın.

    2Sonra Mansûr gibi darağacına çıkabilirsin, sakın.

    Hallâc-ı Mansûr sırrı söylediği için asılmıştı. Beyit bir aşk sahnesini birdenbire idam sehpasına bağlayarak, konuşmanın fiyatını somut bir cezaya çeviriyor.

  11. 11

    Arz-ı acz etmeyesin yâreden ol yâra sakın

    Bulduğun gevher-i âlîleri bîçâre sakın

    1Yaradan dolayı sevgiliye acizliğini gösterme, sakın.

    2Bulduğun yüksek cevherleri koru, zavallı.

    ‘Yâre’ ve ‘yâr’ tek harfle ayrılıyor; acı ile sevgili aynı sesi paylaşıyor. Son kelime olan ‘bîçâre’ öğüt verenin de çaresini bulamadığını sızdırıyor.

  12. 12

    Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

    -i ekvân olan âdemsin sen

    1Kendine iyi bak, çünkü âlemin özüsün.

    2Varlıkların gözbebeği olan insansın.

    Üç kez ‘sakın’ diyen bir bentten sonra nakarat yeniden yükseliyor. Aynı cümle, susmayı öğütleyen bir bendin ardından kendini savunma hakkı gibi okunuyor.

  13. 13

    Sendedir mahzen-i esrâr-ı muhabbet sende

    Sendedir ma’den-i envâr-ı sende

    1Sevginin sırlar hazinesi sendedir, sende.

    2Yiğitliğin nurlar madeni sendedir, sende.

    ‘Sende’ kelimesi dize başında ve sonunda iki kez duruyor; cümle kendi etrafında dönüyor. Aranan şeyin yeri tekrar tekrar söylenerek arama isteği kırılıyor.

  14. 14

    Gizli gizli dahı vardır nice hâlet sende

    Marifet sende hüner sende hakîkat sende

    1Sende gizli gizli daha nice hâller vardır.

    2Marifet sende, hüner sende, hakikat sende.

    İkinci dize marifeti, hüneri ve hakikati arka arkaya aynı adrese yolluyor. Sayım uzadıkça vurgu kavramlardan ‘sende’ye kayıyor; asıl söylenen şey liste değil, adres.

  15. 15

    Nâzar etsen yer ü gök dûzah u cennet sende

    Arş u kürsiyy ü melek sendedir elbet sende

    1Bakmayı bilirsen yer, gök, cehennem ve cennet sende.

    2Arş, kürsî ve melek de elbette sendedir.

    Bütün kozmoloji tek bir gövdenin içine sığdırılıyor; cennet ile cehennem birdenbire komşu oluyor. Bu genişlik bir imtiyaz değil, insanın sorumluluk alanının haritası.

  16. 16

    Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

    -i ekvân olan âdemsin sen

    1Kendine iyi bak, çünkü âlemin özüsün.

    2Varlıkların gözbebeği olan insansın.

    Nakarat dördüncü kez, ‘sende’ diye biten altı dizenin ardından geliyor. Tekrar burada ispat işlevi görüyor: iddia önce sayıldı, sonra mühürlendi.

  17. 17

    Hayfdır şâh iken âlemde gedâ olmayasın

    Kader-âlûde-i ümmid ü recâ olmayasın

    1Yazık olur; âlemde padişahken dilenci olma.

    2Umut ve yalvarışla kadere bulanmış biri olma.

    Dilencilik burada yoksulluk değil, kendi rütbesini unutma hâli. Umut bile bir kusur sayılıyor, çünkü beklemek başkasının elini gözlemekle aynı şey.

  18. 18

    Vâdi-i ye’se düşüp hîç ü hebâ olmayasın

    Yanılıp reh-rev-i sahrâ-yı belâ olmayasın

    1Umutsuzluk vadisine düşüp hiç ve boşa gitmiş olma.

    2Yanılıp belâ çölünün yolcusu olma.

    Bir önceki beyit umudu, bu beyit umutsuzluğu yasaklıyor. Geriye ne bekleyen ne vazgeçen, yalnız duran bir yer kalıyor; şiir orayı tarif etmiyor.

  19. 19

    Âdeme muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın

    Secdeler eyle ki merdûd-ı Hudâ olmayasın

    1İnsana bitişik ol ki ayrı düşmeyesin.

    2Secdeler et ki Allah’ın kovduğu biri olmayasın.

    ‘Âdem’ hem insan hem ilk insan; bağlanılacak yer bir kişi değil bir soy. Secde emri de İblîs’in reddini hatırlatarak öğüde sessiz bir tehdit ekliyor.

  20. 20

    Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

    -i ekvân olan âdemsin sen

    1Kendine iyi bak, çünkü âlemin özüsün.

    2Varlıkların gözbebeği olan insansın.

    Beşinci tekrar, üst üste dizilmiş dört ‘olmayasın’ın ardından geliyor. Yasakların yorduğu okura aynı cümle bu kez bir hatırlatmadan çok izin gibi ulaşıyor.

  21. 21

    gibi bu kayd-ı sivâdan güzer et

    Erişen hâr u hasa âteş-i aşkı siper et

    1Kapıp götüren şimşek gibi bu dünya bağından geç.

    2Sana değen diken ve çerçöpe aşk ateşini siper et.

    Şimşek hem hızlı hem yok edici; geçmek burada kaçmak değil yakarak ilerlemek. Kalkan olarak seçilen şey de koruyucu değil, önündekini kül eden bir alev.

  22. 22

    Sâf kıl âyîneni kâbil-i aks-i suver et

    Hele bir cem-i havâs eyle de Gâlib nâzar et

    1Aynanı temizle, görüntüleri yansıtır hâle getir.

    2Gâlib, hele bir duyularını topla da öyle bak.

    Şair kendi adını ancak burada anıyor ve emri kendine çeviriyor. Yirmi bir beyit boyunca verilen öğüt, en sonda söyleyenin de yapmadığı bir şeye dönüşüyor.

  23. 23

    Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

    -i ekvân olan âdemsin sen

    1Kendine iyi bak, çünkü âlemin özüsün.

    2Varlıkların gözbebeği olan insansın.

    Altıncı ve son tekrar, dört dizelik kısa bir bendin ardından geliyor; şiir kısalırken nakarat aynı kalıyor. Söylenecek söz azalınca geriye yalnız ısrar kalmış oluyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

İki tanık karşılaştırıldı: Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap neşri (hzl. Naci Okçu, s. 130–131) ve Vikikaynak’taki kalıcı revizyon (‘Müsemmen’, oldid 140810, tr.wikisource.org/w/index.php?title=Müsemmen&oldid=140810). Vikikaynak metni son bendi (‘Berk-i hâtıf gibi…’) içermediği için tam metin e-kitaptan alındı; e-kitapta bozuk dizilen ‘esrâr-ımahâbbet’ ile ‘şâh iken âlem gedâ’ yerlerinde Vikikaynak okuyuşu izlendi, nakarattaki ‘Merdüm-i / Merdûm-i’ dalgalanması tek biçime getirildi.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirKan ağlasın bu dîde-i dür-bârım ağlasınŞeyh Gâlib · Terkîb-bend

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

zübde-i âlem

Âlemin özü, süzülmüş hâli

merdüm-i dîde

Gözbebeği; ‘merdüm’ aynı zamanda insan demektir

genc-i mutalsam

Tılsımla korunan gizli hazine

nefha-i Cibrîl

Cebrail’in üflediği ruh

müsemmâ

Adın işaret ettiği gerçek varlık

varta-i inkâr

İnkâr uçurumu, inkâra düşme tehlikesi

fütüvvet

Yiğitlik, cömertlik ve başkasını kendine tercih etme ahlâkı

berk-i hâtıf

Kapıp götüren, ani şimşek