Kan ağlasın bu dîde-i dür-bârım ağlasın
Şeyh Gâlib’in dostu Esrâr Dede’nin ölümü üzerine yazdığı; ağıtı bir tören dili yerine kişisel pişmanlık ve suçlama diliyle kuran beş bentlik mersiye.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Kan ağlasın bu dîde-i dür-bârım ağlasın
Ansın benim o yâr-ı vefâ-dârım ağlasın
1İnci saçan bu gözüm kan ağlasın.
2O vefalı dostumu ansın da ağlasın.
- 2
Çeşm ü dehân u ârız u ruhsârım ağlasın
Baştan başa bu cism-i siyeh-kârım ağlasın
1Gözüm, ağzım, yanağım, çehrem ağlasın.
2Baştan aşağı bu günahkâr bedenim ağlasın.
Beden parça parça sayılıp her birine ayrı görev veriliyor. Sonunda ‘siyeh-kâr’ denince yas bir borç ödemesine dönüşüyor: ağlayan taraf aynı zamanda suçlu taraf.
- 3
Ağyârım ağlasın bana hem yârim ağlasın
Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr’ım ağlasın
1Bana hem yabancılarım hem dostum ağlasın.
2Esrâr’ımın hikâyesini duyan ağlasın.
Divan şiirinde ağyâr ile yâr karşıt taraftır; ölüm bu ayrımı siliyor. ‘Esrâr’ım’ deki iyelik eki de dostluğu mülkiyet kadar yakın bir şeye çeviriyor.
- 4
Nâ-dîde bir güher telef etdim u âh
Hâk içre defnedüp gerü gitdim u âh
1Görülmemiş bir mücevheri ziyan ettim, yazık ve âh.
2Toprağa gömüp geri döndüm, yazık ve âh.
Şair ölümü bir kayıp değil, kendi işlediği bir israf gibi anlatıyor. İkinci dizedeki ‘gerü gitdim’ ise cenazeden dönen herkesin yaptığı sıradan hareketi utanç hâline getiriyor.
- 5
Zât-ı şerîfi âleme bir yâd-gâr idi
Fakr u fenâ vü aşk u hüner-ber-karâr idi
1O değerli varlığı dünyaya bir hatıraydı.
2Yokluk, fakirlik, aşk ve hüner onda yerleşmişti.
Ölen kişi önce bir eşya gibi tanımlanıyor: hatıra. Ardından sayılan dört nitelik de sahip olunan şeyler değil, terk edilerek kazanılmış hâller.
- 6
Her şeb misâl-i şem’ benim ile yanar idi
Sâye gibi yanımda enîs-i nehâr idi
1Her gece mum gibi benimle birlikte yanardı.
2Gündüz de gölge gibi yanımdaki dosttu.
Gece mum, gündüz gölge: dostluk yirmi dört saate bölünmüş. İki benzetme de kendi başına var olamayan şeyler seçilerek yakınlık bağımlılığa yaklaştırılıyor.
- 7
Hakkâ tamâm âşık idi idi
Birkaç zaman muammer olaydı ne var idi
1Gerçekten tam bir âşıktı, mağara dostuydu.
2Biraz daha yaşasaydı ne olurdu.
‘Yâr-ı gâr’ Hz. Ebû Bekir’i çağırarak dostluğu en yüksek örneğe bağlıyor. Hemen ardından gelen sitem ise büyük benzetmeyi basit bir insan itirazına indiriyor.
- 8
Allah verdi aldı yine kurb-i Hazrete
Biz kaldık intizâr ile rûz-i kıyâmete
1Allah verdi, yine kendi yakınlığına aldı.
2Biz kıyamet gününü bekleyerek kaldık.
Teslimiyet cümlesi tek dizede tamamlanıyor, ikinci dize onu kıyamete kadar sürecek bir bekleme cezasına çeviriyor. Ölen yakına gitti, geride kalan için mesafe uzadı.
- 9
Âhir nefesde sohbeti oldu mahabbet âh
Bir yâre urdu bağrıma âh derd-i âh
1Son nefeste konuştuğu şey sevgi oldu, âh.
2Ayrılık derdi bağrıma bir yara açtı, âh.
Her dizenin sonundaki ‘âh’ nefes gibi tekrarlanıyor; şiir düzenli aralıklarla soluk alıyor. Son sözün sevgi olması tesellidir, ama yarayı açan da aynı sözün bitmesi.
- 10
Gelmezdi hiç kalb-i fakîre bu sûret âh
Ey kâş etmeyeydim o âşıkla sohbet âh
1Bu hâl bu fakir kalbin aklına hiç gelmezdi, âh.
2Keşke o âşıkla hiç sohbet etmeseydim, âh.
Yas burada dostluk kurmuş olmaktan pişmanlık duymaya kadar varıyor. Söylenen şey sevgiyi inkâr değil, sevginin faturasını önceden görememiş olmanın kendine dönük öfkesi.
- 11
Yakmazdı belki cânımı bu nâr-ı hasret âh
Telh etdi kâmımı o zehr-nâk şerbet âh
1Belki bu hasret ateşi canımı yakmazdı, âh.
2O zehirli şerbet damağımı acılaştırdı, âh.
Şerbet ikram edilen, hoş karşılanan bir içecektir; burada zehir taşıyor. Dostluk da böyle sunuluyor: içildiği anda tatlı, hesabı sonra çıkan bir kadeh.
- 12
Eyvâh elden o gül-i handânım aldı mevt
Esrâr’ım aldı cümle dil ü cânım aldı mevt
1Eyvah, o gülen gülümü ölüm elimden aldı.
2Esrâr’ımı aldı, bütün gönlümü ve canımı aldı ölüm.
‘Aldı mevt’ üç kez tekrarlanarak ölümü bir hırsız gibi kayda geçiriyor. Liste dosttan başlayıp şairin kendi canına ulaşınca, kaybın sınırı belirsizleşiyor.
- 13
Olsun mübârek ol mehe kabr-i saâdeti
Mevlâ müyesser ede makâm-ı şefâati
1O ay yüzlüye mutluluk mezarı mübarek olsun.
2Mevlâ ona şefaat makamını nasip etsin.
Dua dili ilk kez devreye giriyor, ama ‘mübârek olsun’ kalıbı bir bayram sözüdür. Mezar bir armağan gibi kutlanınca teselli ile ironi aynı cümlede duruyor.
- 14
Bitmiş ne çâre dâne vü gelmişdi sâati
Dehrin budur hemîşe muhibbâna âdeti
1Ne çare, rızkı bitmiş, saati gelmişti.
2Zamanın dostlara âdeti hep budur.
‘Dâne’ hem tohum hem kuş yemi; ömür bir avuç taneye indirgeniyor. İkinci dize suçu kadere değil doğrudan zamanın huyuna yükleyerek acıyı kişiselleştiriyor.
- 15
Tefrîk içündür etse de izhâr vuslatı
Zehri yutulmaz ağza alınmaz harâreti
1Kavuşma gösterse de amacı ayırmaktır.
2Zehri yutulmaz, sıcaklığı ağza alınmaz.
Dünyanın kavuşturması bir tuzak olarak tarif ediliyor: birleştirmesi ayırmak içindir. Zehir imgesi de önceki bentteki şerbeti geri çağırıp aynı kadehi ikinci kez uzatıyor.
- 16
Ben gördüğüm bu dâr-ı fenânın fenâsıdır
Bâkî Hudâ rızâsı Hak bekâsıdır
1Benim gördüğüm, bu fâni dünyanın yok oluşudur.
2Kalıcı olan Allah’ın rızası, bekâ Hakk’ın bekâsıdır.
Şair ilk kez ‘ben gördüğüm’ diyerek gözlemine dayanıyor. Fânilik burada bir inanç maddesi değil, cenazeden dönen birinin gözüyle doğrulanmış bir bilgi.
- 17
Meydân-ı Mevlevîde nişân âşikâr edip
Pervâz ederdi şevk ile şikâr edip
1Mevlevî meydanında izini açıkça bırakırdı.
2Coşkuyla uçar, Ankâ avlardı.
Ankâ var olmayan kuştur; onu avlamak elde edilemeyeni elde etmek demek. Semâhanedeki dönüş, yere basmayan bir avın peşinde koşmaya dönüşüyor.
- 18
Eylerdi nây u defle semâ âh u zâr edip
Bulmuşdu kân-ı matlabı Hak’da karâr edip
1Ney ve defle, âh edip ağlayarak semâ ederdi.
2Hak’ta karar kılıp aradığı madeni bulmuştu.
Semâ burada neşe değil ağlama biçimi. ‘Karâr’ hem durmak hem müzikte esas perdeye dönmektir; dönüşün sonunda bulunan şey hareketsizlik oluyor.
- 19
Almışdı müjde kûyuna yârın güzâr edip
Gitdi ne çâre Gâlib’i hasretle yâr edip
1Sevgilinin diyarına geçip müjdeyi almıştı.
2Ne çare, Gâlib’i hasretle dost edip gitti.
Ölen kişi bir müjdeyle yola çıkıyor, kalan kişiye geride bir arkadaş bırakılıyor: hasret. Miras böylece somut bir eşya kadar açık biçimde devrediliyor.
- 20
Olsun visâl-i Hazret-i pîrânla kâm-yâb
Kıldı karîn-i kabri Fasîh-i felek-cenâb
1Pîrlere kavuşmakla muradına ersin.
2Yüce Fasîh’i kabrine komşu kıldı.
Mersiye bir isimle bitiyor: mezarı Fasîh Dede’nin yanına düşmüş. Son söz duadan değil, defin kaydından geliyor; şiir gökten toprağa iniyor.
Metnin kaynağı
Temel metin Vikikaynak’taki kalıcı revizyondur (oldid 140462); Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap neşriyle (hzl. Naci Okçu, s. 419) karşılaştırıldı. E-kitaptaki ‘vefâdâlarım’, ‘cüsm-i siyeh-kârım’, ‘ağalsın’ gibi bozuk dizgiler alınmadı; buna karşılık ‘yâr-ı gâr’, ‘nây u defle’, ‘Bâkî Hudâ rızâsı bekâ Hak bekâsıdır’ okuyuşları e-kitaba göre düzeltildi ve Vikikaynak’ın uzun ünlüyü çift harfle gösteren yazımı (‘Baakî’, ‘Gaalib’) çözüldü.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Göz normalde inci saçar, burada kan döküyor; kıymetli olan bir anda zarara dönüşüyor. Ağlama emri de kendine veriliyor, çünkü yas kendiliğinden gelmiyor.