Dostluk şiirleri
15 şiir · 11 şair
Klasik şiirde dostluk çoğu kez ancak biterken yazıya geçer. Şeyh Gâlib'in Esrâr Dede için yazdığı mersiye bir tören metni değildir; kaybı öyle ağır bulur ki dostluğun kendisinden pişman olur: “Ey kâş etmeyeydim o âşıkla sohbet âh”. Mersiye burada ölene övgü değil, geride kalanın kendine çıkardığı fatura.
On dokuzuncu yüzyılda dost, şiirin muhatabı hâline gelir. Recaizade Mahmut Ekrem bir gazelini yaşayan bir insanın adıyla kapatır — varılan son durak Namık Kemal'dir — ve bir başka gazelinde ilişkiyi karşılıklı bir parlaklık alışverişi olarak tarif eder: “Câmıñ âb ü tâbi meydendir meyin de câmdan”.
Tevfik Fikret'in “Birlikte”si bu bağın bilançosunu çıkarır. Kelime dize başlarında dokuz kez tekrarlanır, bir ömrün ortak hanesi tek tek sayılır ve şiir bir davetle kapanır: geçmişi anıp gama bulanmış kitabı beraber bitirmek.
Mehmet Emin Yurdakul ise bağı tersinden gösterir. “Çekiç Altında”da demir, altından niçin daha çok inlediğini açıklar: “zira beni döven çekiç benim kendi cinsimden”. En derin yarayı yabancı değil hemcins açar — dostluk şiirinin en sert tanımı bu. Bu sayfadaki şiirler dostluğu kayıp, muhatap, bilanço ve yara olarak dört ayrı yerden kuruyor.
15 şiir



