Zevk alur germ-i'tilâfân serdi-i encâmdan
Hikmet ağırlıklı bir gazel. Hamamdan çıkışın serinliğinden başlayıp körün sabahı bilmemesine, kadeh ile şarabın karşılıklı parlaklığından yükseklerin huzursuzluğuna geçiyor; son beyitte güzelleri put yerine koyup tapınmanın kârsızlığını söylüyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Zevk alur -i'tilâfân serdi-i encâmdan
Neşveder-peydir çıkınca âdeme hammâmdan
1Dostlukta sıcak olanlar, işin sonundaki soğukluktan bile zevk alır;
2insana asıl neşe hamamdan çıkarken gelir.
- 2
Hiç bilir mi vakt-i îd u mâtemi
Merd a'mi bî-haberdir devr-i subh u şâmdan
1Gaflet ehli bayram ile matem vaktini hiç bilir mi?
2Kör adam sabahla akşamın birbirini kovalamasından habersizdir.
İki dize îd–mâtem ve subh–şâm karşıtlıklarını yan yana getirir. Metin gafleti körlükle benzeterek anlatır; bu, şiirin dönemsel ve ayrımcı bir mecazıdır, görme engelli kişilere ilişkin gerçek bir hüküm olarak genişletilmez. Kaynaktaki ‘a'mi’ biçimi düzeltilmeden korunur.
- 3
Sâf-dillerdir olan yek-dîgerinden
Câmıñ âb ü tâbi meydendir meyin de câmdan
1Birbirinden feyz alanlar ancak temiz gönüllülerdir;
2kadehin parlaklığı şaraptan, şarabın parlaklığı da kadehtendir.
İkinci dize ilk dizedeki karşılıklılığı bir cümlenin içinde tersine çevirerek gösteriyor: câm meyden, mey câmdan alıyor. “Âb u tâb” hem su ve ateş hem parlaklık demek olduğundan, kadehle şarabın birbirine verdiği şey aynı anda ışık ve içeriktir.
- 4
Bî-sükûn eyler ulüvv-i menzilet erbâbını
Behre-dâr olmaz -ı evc-gîr ârâmdan
1Yüksek makam sahiplerini o yükseklik huzursuz eder;
2zirveyi tutan bulut dinlenmekten pay alamaz.
Mevki eleştirisi bir tabiat gözlemine dayandırılıyor: bulut ne kadar yükselirse rüzgâra o kadar açık kalır, durması imkânsızlaşır. Sükûn ile ârâm eş anlamlı iki kelimedir; beyit ikisini iki dizeye dağıtarak aynı yoksunluğu iki kez söyler.
- 5
Çektiğim Mevlâ bilir hûbândan Ekrem müdâm
olmaz perestişle kişi asnâmdan
1Ekrem'in güzellerden durmadan çektiğini Mevlâ bilir;
2kişi putlara tapmakla kâr etmez.
Mahlas beytinde Ekrem üçüncü kişi olarak anılır: güzellerden durmadan ne çektiğini Mevlâ bilir. Güzeller ‘asnâm’, yani putlar; âşıklık da ‘perestiş’, yani tapınma diye adlandırılır. Son dize bunu kâr getirmeyen bir alışverişe benzetir; yorum söz oyununu şiir dışı bir inanç hükmüne genişletmez.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142895 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Sayfanın kitap içindeki adı “Nağme-i Seher/Kafiye-i Nûn/İkinci Gazel”dir; künye matlaın ilk dizesiyle kuruldu, baştaki “İbtidâ-yı Gazeliyyât” bölüm başlığı alınmadı. Transkripsiyonda birkaç yer aksıyor: “serdi-i encâmdan”, “Neşveder-peydir”, “Merd a'mi” (a'mâ olmalı) ve “Câmıñ” imlâsı kaynaktaki hâliyle korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Beyit bütün yükünü germ ile serd, yani sıcak ile soğuk tezadına bindiriyor ve soyut bir dostluk ölçüsünü gündelik bir sahneyle kanıtlıyor: hamamın keyfi içindeyken değil, dışarı çıkıp serinlerken tamamlanır. Encâm hem son hem âkıbet demektir.