Heves-pezîr-i atâyız nigâra dek gideriz
Redifi "dek gideriz": her beyit yolculuğun bir durağını verir ve duraklar giderek uzaklaşır — sevgilinin mahallesinden mahşer sabahına, oradan Yaratıcının otağına. Son beyitte varılan yer beklenmedik biçimde yaşayan bir insandır, Namık Kemal.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
-i atâyız nigâra dek gideriz
-i gam olan bir diyâra dek gideriz
1Bağış dilenen heveslileriz, sevgiliye kadar gideriz;
2gamın hükmedildiği bir diyara kadar gideriz.
- 2
Hevâ-yı aşk ile hâk olsa ten halâs olmaz
Gamıñla -i rûzgâra dek gideriz
1Aşk hevesiyle ten toprak olsa da kurtuluş yoktur;
2gaminle zamanın sonuna kadar gideriz.
"Rûzgâr" hem rüzgâr hem zaman demektir ve beyit iki anlamı aynı anda çalıştırır: toprak olan beden gerçekten savrulur, yolculuk da mecazen çağın sonuna uzanır. "Hevâ" da hem heves hem havadır; toprağı savuran şeyle âşığı yürüten şey tek kelimede birleşir.
- 3
Kanı o gün kim ola hattı -yı zuhûr
Nesîm-i şevkle semt-i bahâra dek gideriz
1Hani nerede o gün, ayva tüyleri görünmeye başlasın;
2şevk rüzgârıyla bahar semtine kadar gideriz.
Sevgilinin yüzündeki yeni tüylerin görünmeye başlayacağı gün aranır. Bu yeşillik ortaya çıkınca şevk rüzgârıyla bahar semtine gidileceği söylenir; yüze metnin vermediği bir yaşlanma veya güzelliğin sonu hükmü eklenmez.
- 4
Bir oldı tuhfe-i hasretle kârbân-ı vücûd
Reh-i figanı dutup kûy-ı yâre dek gideriz
1Varlık kervanı hasret armağanıyla birleşti;
2figan yolunu tutup sevgilinin mahallesine kadar gideriz.
Kervan mecazı beytin iki dizesini de tutar: yükü hasret, yolu figandır. "Tuhfe" armağan demektir ve tacirin götürdüğü mal yerine geçer; yani bu kafile ancak özlem satabilir. "Dutup" biçimi kaynağın eski Türkçe yazımıdır, düzeltilmedi.
- 5
Çün oldı nâsiyemiz şu'le-rîz-i dâg-ı cünûn
Sabâh-ı mahşer-i âfet-nisâra dek gideriz
1Madem alnımız delilik yarasının alevini saçmaktadır,
2afet saçan mahşerin sabahına kadar gideriz.
Alındaki dâğ, mecnunluğun damgasıdır; beyit onu bir meşaleye çevirir, böylece yaranın kendisi yolu aydınlatan araç olur. Menzil de bir kez daha uzar: dördüncü beyitte sevgilinin sokağıydı, burada kıyamet sabahıdır. Yolculuk artık coğrafyadan çıkıp eskatolojiye geçmiştir.
- 6
Göñülde cezbe-i hüsnün olunca cilve-nümûn
Civâr-ı -i Kirdgâra dek gideriz
1Güzelliğinin cezbesi gönülde cilvesini gösterince,
2Yaratıcının otağının yakınına kadar gideriz.
Güzelliğin çekimi gönülde belirince yolculuk Yaratıcının otağının yakınına kadar uzanır. Konuşanlar kendi yürüme güçlerini değil içlerindeki çekimi öne çıkarır; terim dış bir tasavvuf öğretisiyle kesinleştirilmez.
- 7
Bu nazmı zîb-i kef-i iftihâr edip Ekrem
Cenâb-ı Nâmık-ı kudsî-şi'âra dek gideriz
1Ey Ekrem, bu şiiri iftihar elinin süsü edip
2kutsal şiarlı Nâmık Bey'e kadar gideriz.
Mahlas beytinde Ekrem bu şiiri iftihar elinin süsü ederek ‘kutsal şiarlı Nâmık’a’ kadar götürür. Gazelin son menzili doğrudan kaynakta adı geçen kişidir; dışarıdan tarih ve görev ilişkisi eklenmez.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142867 numaralı sürüm esas alındı. On beş satırın ilki kitabın bölüm başlığıdır ("İbtidâ-yı Gazeliyyât"), dize sayılmadı; geriye yedi beyit kalıyor. Son dizede kaynak, mahlas gibi yıldızla işaretlediği "* Nâmık *" adını da veriyor; ad dizenin içinde ve anlamının taşıyıcısı olduğu için alındı, yalnız yıldızlar atıldı. Sağır kefli "Gamıñla" ve "Göñülde" ile "dutup" yazımı kaynağındır. Yedinci ve on ikinci dizeler ham hece sayısı olarak kalıptan bir eksiktir; ekleme yapılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Redif her beyti bir menzil bildirisine çevirir; gazel böylece bir güzergâh listesi gibi okunur. Dikkat çeken şey birinci çoğul kişidir: divan gazelinde âşık tektir, burada bir kafile konuşur. "Kazâgeh", kazanın hükme bağlandığı yerdir; ilk durak daha baştan bir mahkeme salonudur.