DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Hüsnünü gördükte oldum bende cânım Mustafâ
Şiir · 17. yüzyıl

Hüsnünü gördükte oldum bende cânım Mustafâ

Mustafa’nın güzelliğini gören Ömer kul oluşunu, Şat gibi akan gözyaşını, merhamet arzusunu ve şeker dudak övgüsünü dile getirir. Musannâ/şeker kamışı, gönül hitabı ve yüz yüze geliş çevresindeki eksiltili dizimler tanıksız yüklem ya da kişi eklenmeden aktarılır.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Hüsnünü gördükte cânım Mustafâ

    Ol sebepten yok liyâkat tende cânım Mustafâ

    1Güzelliğini görünce kul oldum Mustafa;

    2Bu yüzden tende liyakat yoktur Mustafa.

    Sevgilinin güzelliğini görmek konuşanı “bende”, yani bağlı bir kul durumuna getirir. Ardından “yok liyâkat tende” denmesi, bu bağlılığın bedende bıraktığı yetersizlik duygusunu gösterir; kaynakta bulunmayan ayrı bir “güç” kavramı eklemek yerine liyakat ile tenin yan yana gelişi korunur.

  2. 2

    Aşkın ile akmadadır Şat gibi

    Bâri bir kez merhamet kıl sen de cânım Mustafâ

    1Aşkınla gözyaşım Şat nehri gibi akıyor;

    2hiç değilse sen de bir kez merhamet et Mustafa.

    Aşk yüzünden akan “eşk-i çeşm” Şat nehrine benzetilerek gözyaşına coğrafi bir genişlik verir. Bu büyük akışın karşısında istenen yalnız “bir kez” merhamettir; nehir ölçüsündeki acı ile tek seferlik lütuf arasındaki oransızlık yalvarışın çaresizliğini artırır.

  3. 3

    Eyle Mevlâ’yı seversen lûtfunu lâyıklara

    gel bu dili yanıklara

    1Mevla’yı seversen lütfunu layık olanlara göster;

    2gel, bu gönlü yanıklara cefayı alışkanlık etme.

    “Mevlâ’yı seversen” sözü ricayı kutsal bir hürmete bağlar ve lütfun “lâyıklara” yönelmesini ister. İkinci dizede “cevri mu’tâd eyleme” buyruğu, yanık gönüllere yapılan eziyetin alışkanlık hâline gelmesine itiraz eder; lütuf ile sürekli cefa karşıt kutuplar olur.

  4. 4

    letâfet göstere âşıklara

    Tâ bu gün sultân oluptur Hind’e cânım Mustafâ

    1Naz tahtında âşıklara incelik göstersin;

    2bugüne dek Hind ülkesine sultan olmuştur Mustafa.

    Sevgili “taht-ı nâz” üzerinde tasarlanır; bu hükümdarlık sahnesinde âşıklara gösterilecek “letâfet” bir yönetim biçimi gibidir. Hind’e kadar uzanan sultanlık ifadesi mekânı büyütür ve Mustafa’nın naz saltanatını yerel bir güzellik övgüsünden geniş bir egemenlik imgesine taşır.

  5. 5

    dilberâ bulmuş kemâl-i izzetin

    Bu duâmız Hak’tan irsün çün zamân-ı devletin

    1Ey sevgili, temiz yüzün izzetin olgunluğunu bulmuş;

    2bu duamız Hak’tan erişsin, çünkü devlet zamanındır.

    “Vech-i pâk” ile yüzün temizliği, “kemâl-i izzet” ile eriştiği şeref derecesi birlikte övülür. Konuşanın duası Hak’tan ulaşacak bir karşılık olarak kurulur; “zamân-ı devletin” sözü de sevgilinin bahtlı dönemini sürdürme isteğini yüz övgüsüne ekler.

  6. 6

    Öyle teşbih eyledim ki leblerinin lezzetin

    Her musannâ’ol cânım Mustafâ

    1Dudaklarının lezzetini öyle benzettim ki;

    2Her sanatlı olan, o şeker kamışında... Mustafa [yüklem eksik].

    Dudakların “lezzeti” önce bir benzetme hazırlığıyla sunulur, fakat “Her musannâ’ol nebât-ı kande” dizesi yüklemini açıkça vermez. İşlenmiş ya da sanatlı olanla şeker kamışı yan yana durur; buraya kesin bir “benzer” fiili yerleştirmek eksiltili yüzeyi gereğinden fazla tamamlar.

  7. 7

    Bu Ömer medhini eyler şerhile

    Vasf-ı hâlim şerhi gönlüm dinle sen ey âli zât

    1Bu Ömer övgünü en güzel sıfatları açıklayarak yapar;

    2Hâlimin vasfı, açıklaması, gönlüm; dinle sen ey yüce kişi [dizim kapalı].

    Ömer kendi övgüsünü “ahsen sıfât”ın şerhi olarak adlandırır; şiir böylece sevgiliyi anlatırken kendi söyleme işini de görünür kılar. “Vasf-ı hâlim şerhi gönlüm dinle sen” dizisinde gönlün hitap mı yoksa tamlamanın parçası mı olduğu kapanmaz; dinleme çağrısı bu belirsizlikle aktarılmalıdır.

  8. 8

    dil gam elinden hâsılı budur necât

    Gel edersin rûberû cânımda cânım Mustafâ

    1Deniz ve karada, gönül gamının elinde kurtuluşun özü budur;

    2Gel, edersin yüz yüze; canımda, canım Mustafa [söz dizimi kapalı].

    “Bahr ü ber” deniz ile karayı kapsayarak gamın ulaştığı alanı genişletir ve konuşan bu hâlden bir “necât” arar. “Gel edersin rûberû cânımda cânım” zincirinde gelmek, yüz yüze oluş ve can içindeki yakınlık görünürdür; ancak kişi ve yer ilişkisi tamamlanmış bir olay cümlesine kapatılmaz.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Ergun 1936 No.262 gövdesinde “Bu Ömer medhini eyler şerhile ahsen sıfât” mahlası görünür.

Atıf kanıtını aç ↗

Kaynak sürümü ergun1936-n262-C05F517F57E5. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.262, PDF 222–223; 8 iki dizelik birim/16 dize. İçerik aparatı: U6 musannâ/nebât-ı kand yüklemi eksik; U7 gönlümün sentaktik görevi, U8 gel/edersin/rûberû/cânımda zinciri kapalıdır. Tarama yeniden dağıtılmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirYaratılışın Başında Su
İbtidâ halk oldu dürr-i ma’den-i peydâde su
Âşık Ömer · Tarihî kaynakta nazım şekli ayrıca sınıflandırılmadı

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

oldum bende

Kul oldum, bağlandım.

eşk-i çeşmim

Gözyaşım.

Cevri mu’tâd eyleme

Cefayı alışkanlık etme.

Taht-ı nâz üzre

Naz tahtı üzerinde.

Vech-i pâkin

Temiz yüzün.

nebât-ı kande

Şeker kamışı; basılı dizede yüklem eksik ya da kapalıdır.

ahsen sıfât

En güzel nitelikler.

Bahr ü ber

Deniz ve kara.