DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Kadir Ü Kayyûm Ahad-i Bîçûn
Destan · 17. yüzyıl

Kadir Ü Kayyûm Ahad-i Bîçûn

Şair, benzersiz yaratıcıyı kudret ve bağışlama adlarıyla överken insana tevazu, secde, doğruluk ve iyi zan öğütler. Kendi isyanını da saklamayan dua sesi, Ahmed-i Muhtâr’ın hürmetine bağışlanma dileğiyle derinleşir; hasarlı satırlar yorumla tamamlanmaz.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Kadir ü Ahad-i

    Sâni’-i lemyezel sun’-i Kâf ü Nun

    1Her şeye gücü yeten, varlığı sürdüren ve benzeri olmayan tek Allah;

    2yok olmayan yaratıcı, “Ol” buyruğuyla evreni var etti.

    Açılış, kudreti sürekli ayakta tutan ve benzeri bulunmayan Tanrı’yı anar. Kâf ile Nun’un yaratıcı sözüne bağlanan ikinci dize, bütün varlığın bu ezelî iradeden doğduğunu bildirir.

  2. 2

    Lûtf u kerem issi Ganî

    Kalbimi bu yüzden pür etti envâr

    1Lütuf ve cömertlik sahibi, hiçbir şeye muhtaç olmayan Yaradan

    2bu yüzden kalbimi ışıkla doldurdu.

    Ganî girdigârın lütuf ve kerem sahibi oluşu, şairin iç dünyasında ışığa dönüşür. Kalbin envârla dolması, bağışın dışarıdan verilen bir nimet değil, içeride yaşanan aydınlanma olduğunu gösterir.

  3. 3

    Sen bu âyîne-i zât-ı meşhûda

    Süleyman olursun mülk-i vücûda

    1Görünen ilahî özün aynasına bakarsan

    2kendi varlık ülkenin Süleyman’ı olursun.

    İnsan, ilahî zatı gösteren bir aynaya benzetilir; aynayı doğru okuyabilen kişi kendi varlık ülkesinde Süleyman gibi hüküm sürer. Beyit, kendini bilme ile manevi egemenliği birleştirir.

  4. 4

    Kaddin hamîde kıl baş eğ sücûda

    Hükmüne râm olur kamu mûr ü mâr

    1Boynunu bük, başını eğip secde et.

    2Bütün karıncalarla yılanlar hükmüne boyun eğer.

    Eğilmiş boy ve secde, gururun terk edilmesini somutlaştırır. Kişi başını yere koyduğunda karıncadan yılana kadar bütün yaratılmışların ona boyun eğmesi, gerçek kudretin tevazudan geldiğini anlatır.

  5. 5

    Âşıklar eylemez da’vâ-yı nihan

    Seyreder esrârı u beyan

    1Âşıklar gizli bir büyüklük iddiasında bulunmaz.

    2Sırları açık seçik görürler.

    Âşıkların gizli bir üstünlük iddiasına girişmediği söylenirken sırları açıkça seyretmeleri vurgulanır. Hakikate erişmek, gösterişli sözle değil, perdesiz ve doğrudan bir görüşle ilişkilendirilir.

  6. 6

    Da’vâya muindir muîn ü nişan

    Çekmeyen çeşmine perde-i berdâr

    1İddia, yardımcıya ve işarete dayanır.

    2Gözündeki perdeyi kaldırmayan kişi gerçeği göremez.

    İddianın ancak yardım ve belirtiyle güç kazanacağı belirtilir; gözündeki perdeyi kaldırmayan ise bu kanıta erişemez. Şair, kuru sav ile tecrübe edilmiş manevi işaret arasına kesin bir sınır çizer.

  7. 7

    Mihmânısın işbu köhne durağın

    Ötesin arama senden ırağın

    1Bu eski dünyanın yalnızca konuğusun.

    2Gerçeği kendinden uzakta arama.

    Dünya, insanın kalıcı evi değil, kısa süre konakladığı köhne bir duraktır. Uzakta başka bir yer aramak yerine kendi içindeki mesafeyi aşması istenir; asıl yolculuk benliğin içinde başlar.

  8. 8

    Göçtür yarın hâzır eyle yarağın

    İdegör sen seni senden haberdâr

    1Yarın göçeceksin; yol hazırlığını şimdiden yap.

    2Kendini yine kendinden haberdar et.

    Yarınki göç için hazırlık yapılması, ölümü soyut bir düşünceden somut bir sefer emrine dönüştürür. Kişinin kendisinden haberdar olması da bu yolculuğun en gerekli azığı sayılır.

  9. 9

    Yerde gökte olan peydâ vü gaib

    On iki matla’u hefti kevâkib

    1Yerde ve gökte görünen ya da gizli olan ne varsa,

    2on iki doğuş noktasıyla yedi gezegen de buna dahildir.

    Yerde ve gökte görünenle görünmeyen ne varsa aynı büyük düzenin içindedir. On iki doğuş noktasıyla yedi gezegenin anılması, insanın bakışını gündelik âlemden kozmik bütüne yükseltir.

  10. 10

    Arş ü Kürs ü Kalem cümle merâtib

    Cümlesi sendedir sende âşikâr

    1Arş, Kürsî, Kalem ve bütün varlık mertebeleri

    2senin içinde bulunur ve sende görünür hâle gelir.

    Arş, Kürsü ve Kalem gibi varlık mertebeleri insanın içinde açıkça bulunur. Böylece uzak sanılan kâinat, insan bünyesinde toplanmış bir anlam haritasına dönüşür.

  11. 11

    İlm-i dekayıktır kal ile kîlim

    Bu bâb-ı hikmette kavî delilim

    1Sözümle sohbetim, ince ayrıntıların bilgisini taşır.

    2Bu hikmet kapısında güçlü kanıtım budur.

    İnce hakikatlerin bilgisi, şairin sözüyle eylemini birlikte şekillendirir. Hikmet kapısında güçlü delil saydığı bu bilgi, yalnız ezber değil, davranışa geçmiş bir kavrayış olarak sunulur.

  12. 12

    Mantık u hey’ettir dehanda dilim

    Âyet-i Kur’an’dır îmânım ikrâr

    1Dilim mantıkla gökbilimi dile getirir.

    2İmanımın açık sözü Kur’an ayetidir.

    Ağızdaki dil mantık ve heyet ilimleriyle konuşurken imanın dayanağı Kur’an ayeti olur. Akıl yürütmeyle vahiy birbirine rakip değil, aynı ikrarı taşıyan iki bilgi yolu halinde görülür.

  13. 13

    Ayağım Hut burcu hameldir başım

    Kamer zebânımdır nutk-ı sâbâsım

    1Ayağım Balık burcu, başım Koç burcudur.

    2Ay dilimdir; sözüm sabah yeli gibi eser.

    Bedenin başı Koç, ayağı Balık burcuna yerleştirilerek insan göksel bir cetvele çevrilir. Ayın dile ve saba nutkuna bağlanması, konuşmaya hem aydınlık hem de tazeleyici bir nitelik verir.

  14. 14

    Utârid tab’ımdır yâr-ı sırdaşım

    Zühredir yüreğim rakseder oynar

    1Merkür yaradılışımdır, sırdaş dostumdur.

    2Venüs yüreğimdir; dans edip oynar.

    Utarit mizacın, sırdaşlığın ve zihinsel çevikliğin simgesidir; Zühre ise yürekte oynayıp duran neşeyi temsil eder. İki gezegen, düşünceyle duygunun insan içinde kurduğu canlı ortaklığı anlatır.

  15. 15

    Müşteri bağrımdır cünbiş-i dâğım

    Yüzüm güneştürür rûşen çerâğım

    1Jüpiter bağrımdır, yaramın hareketini taşır.

    2Yüzüm güneştir, aydınlık kandilimdir.

    Müşteri bağra, güneş ise yüzün aydınlık kandiline karşılık gelir. İçteki yaranın hareketiyle dışarıdaki parlak çehre yan yana getirilerek acı ve nurun aynı bedende taşındığı sezdirilir.

  16. 16

    Mirrih ödüm oldu Zuhal dalağım

    Kaddi bâlâ burc-i Sevr işi düşvâr

    1Mars safra kesem, Satürn dalağım oldu.

    2Uzun boyum Boğa burcudur; işi zordur.

    Mirrih öde, Zuhal dalağa bağlanırken yükselen boy Boğa burcuyla eşleştirilir. Beyit, beden organlarını gezegen ve burç adlarıyla okuyup insanın güç ve zorluklarını kozmik düzene yerleştirir.

  17. 17

    Kollarım Cevzâdır misâl-i şecer

    Seretan hem destim Sümbüle çeker

    1Kollarım ağaç dalları gibi İkizler burcudur.

    2Ellerim Yengeç’tir ve Başak’a uzanır.

    Kolların İkizler gibi ağaç dallarına ayrılması, bedenin gökyüzündeki biçimleri tekrar ettiğini düşündürür. Yengeç ve Başak adları da ellerin yönelişini, hareket hâlindeki bir burç haritasına çevirir.

  18. 18

    Göğsüm Esed göbek Mizân’a benzer

    Her biri durmayıp ederler devvâr

    1Göğsüm Aslan’a, göbeğim Terazi’ye benzer.

    2Her biri durmadan dönüp dolaşır.

    Göğüs Aslan’a, göbek Terazi’ye benzetilir; böylece kuvvet ile ölçü aynı merkezde birleşir. Bu unsurların sürekli dönmesi, insan bedenini durağan değil, felekler gibi işleyen bir düzen olarak kurar.

  19. 19

    Akreb önü ardım kays-i

    Omuzlarım Delv’i tamam yedidir

    1Basılı dize eksiktir: “Önüm Akrep, ardım Yay…”

    2Omuzlarım Kova’dır; böylece sayı yediye tamamlanır.

    Akrep ile Yay, bedenin önü ve ardına yerleştirilirken omuzların Kova’yı tamamladığı söylenir. Eksiltili aktarımına rağmen beyit, yedi göksel işaretin insan yapısındaki karşılığını arar.

  20. 20

    Fikrettim zânûlar burc-i Cedî’dir

    matla’-ı seyyâr

    1Düşündüm; dizlerim Oğlak burcudur.

    2Basılı dize yalnız “… gezegenin doğuş noktası” sözlerini içerir.

    Dizlerin Oğlak burcuna bağlanması, ayakta durma ve ilerleme yetisini göksel bir menzille ilişkilendirir. “Matla‘-ı seyyâr” sözü, bedenin hareketini yıldızların doğuş ve dolaşım düzenine açar.

  21. 21

    Kök tırnak sinir hâk ile âbâd

    Safra süd ü balgam bem ile mu’tâd

    1Saç, tırnak ve sinir toprakla beslenir.

    2Safra, süt ve balgam bedenin alışılmış sıvılarıdır.

    Kök, tırnak ve sinir toprağın kurucu gücüyle gelişir; safra, süt ve balgam ise beden sıvılarının alışılmış dengesini kurar. Şair insanı maddi unsurları uyumla çalışan bir bütün olarak okur.

  22. 22

    Ateş kanım etim âb ile ruhbad

    Çârı anâsırı eyledim izhâr

    1Ateş kanımdır, etim sudur, rüzgâr da ruhumdur.

    2Böylece dört unsuru görünür kıldım.

    Kan ateşe, et suya bağlanınca beden dört unsurun buluştuğu yer olur. “Çârı anâsırı eyledim izhâr” hükmü, önceki ayrıntıları toplayarak insanın kâinatın küçük bir örneği olduğunu açıklar.

  23. 23

    Sağım mağrib oldu meşriktir solum

    Ayağım taht başta tacım ukûlüm

    1Sağ yanım batı, sol yanım doğu oldu.

    2Ayağım taht, aklım başımdaki taçtır.

    Sağ taraf batı, sol taraf doğu olarak düşünülür; ayak taht, baş ise taç ve akıl makamıdır. Yönlerle hüküm simgelerinin bedende birleşmesi, insanı kendi ülkesini taşıyan bir varlık yapar.

  24. 24

    Yemin hod önümdür bulmuşum yolum

    Şu cihanı dahi kıldı âşikâr

    1Sağ taraf önüm sayılır; yolumu buldum.

    2Bu düzen dünyayı da açıkça gösterdi.

    Ön tarafın yeminle ve doğru yolun bulunmasıyla anılması, bedensel yönü ahlaki istikamete dönüştürür. Dünyanın görünür hâle gelmesi, kişinin kendi konumunu kavramasına bağlanır.

  25. 25

    Tâlib-i dünyâdır el ile ayak

    Dilim monla oldu nâibim kulak

    1Elimle ayağım dünya nimetlerini arar.

    2Dilim öğretmenim, kulağım onun yardımcısıdır.

    El ve ayak dünyayı arayan taliplerdir; dil bilgili bir hoca, kulak da onun naibi gibi görev yapar. Organların mesleklere bölünmesi, insanın içinde çalışan küçük bir toplumsal düzen kurar.

  26. 26

    Ayn-ı ibret ile temâşaya bak

    Kalbim sicillinde gör ki neler var

    1İbret gözüyle dikkatle seyret.

    2Kalbimin defterinde neler bulunduğunu gör.

    İbret gözüyle bakılması istendiğinde kalp bir sicil defteri gibi açılır. Dışarıdaki görüntülerin ardındaki anlam, kişinin kendi gönlünde kayıtlı olanları dikkatle okumasına bağlıdır.

  27. 27

    Hâk-i siyâh oldu atamız

    Kulaklar göz burun hem dahi dehân

    1Kara toprak, atamızın kökeni olarak ortaya çıktı.

    2Kulaklar, göz, burun ve ağız da buna katıldı.

    İlk insanın kara topraktan oluşu hatırlatılır; kulak, göz, burun ve ağız bu maddi kökün üzerinde belirir. Beyit, insanın yüce yetilerini unutmadan onun toprakla akrabalığını öne çıkarır.

  28. 28

    Atamız bu rümûzu beyan

    Yedidir başımda bahr-i bîkenâr

    1Atamız bu işaretleri açıkladı.

    2Başımda uçsuz bucaksız yedi deniz vardır.

    Atadan gelen rumuzların başta toplanması, yedi organı kıyısız bir denize benzetir. Sınırlı bedenin içinde tükenmez anlam bulunduğu düşüncesi, sayıyla sonsuzluk arasında bir gerilim yaratır.

  29. 29

    Tevârih hey’etim gerdiş-i gerdun

    Sidre tarf-ı beynim Kays-ı zûfünun

    1Bedenimin tarihi, göğün dönüşünü anlatır.

    2Beynim Sidre’nin ucu, bilgin yayın merkezi gibidir.

    Tarih bilgisi göklerin dönüşüne, Sidre de bedenin orta sınırına yerleştirilir. Kays-ı zûfünun anması, insanın hem kozmik devri hem de derin bilgiyi bünyesinde taşıdığı iddiasını güçlendirir.

  30. 30

    Kafam Arş-i a’zam -i Kâf ü Nun

    Diraht-ı Tubadır turra-i tarrâr

    1Kafam yüce Arş, “Kaf” ve “Nun”un yazılı levhasıdır.

    2Kıvrımlı saçım Tuba ağacına benzer.

    Kafa Arş-ı a‘zam ve Kâf ü Nun levhası olarak görülür; saç perçemi de Tuba ağacına dönüşür. Başın kutsal ve kozmik simgelerle örülmesi, düşüncenin yaratılış düzenine açılan yer olduğunu sezdirir.

  31. 31

    Kaygu karanlıktır misâl-i zulmet

    Hastalık furtuna sağlık selâmet

    1Kaygı, karanlık gibi kapkaradır.

    2Hastalık fırtına, sağlık güvenli limandır.

    Kaygı karanlığa, hastalık fırtınaya, sağlık ise esenliğe benzetilir. Ruh hâliyle beden hâlinin hava olayları üzerinden anlatılması, insan içindeki değişimleri görünür ve hissedilir kılar.

  32. 32

    Aydınlık menzili safâ-yı râhat

    Gönül keşti akıl reîs-i rüzgâr

    1Aydınlık menzil huzur ve rahatlık verir.

    2Gönül gemidir, akıl da rüzgârı yöneten kaptandır.

    Aydınlık menzil huzur ve rahatın bulunduğu yerdir; gönül gemisinin kaptanı ise akıldır. Rüzgârlı bir denizde ilerleyen gemi imgesi, duygunun selamet için ölçülü bir yöneticiye ihtiyaç duyduğunu anlatır.

  33. 33

    Çârı anâsırdır tendeki varım

    Ra’d ü berk âhımdır figan ü zârım

    1Bedenimdeki bütün varlık dört unsurdan oluşur.

    2Gök gürültüsüyle şimşek, ahımla feryadımdır.

    Bedendeki varlığın temeli yine dört unsur olarak açıklanır; gök gürültüsü ve şimşek, şairin ahıyla feryadına dönüşür. İç acı, tabiatın en güçlü ses ve ışık olaylarıyla büyütülür.

  34. 34

    Anlardır hikmette dört vefâdârım

    Başım yağmur bulut öyge vü âz âr

    1Hikmet yolunda bu dört unsur benim vefalı dostumdur.

    2Başım yağmur bulutu gibidir; basılı dizenin sonu bozuktur.

    Dört unsur, hikmet yolunda sadık dört yardımcı sayılır; baş yağmur ve bulutla eşleştirilir. Böylece bedenin maddi bileşenleri yalnız fiziksel değil, anlam taşıyan yoldaşlar olarak değerlendirilir.

  35. 35

    İbtidâ menzilim âlem-i Lâhût

    Üçüncü seyrânım oldu Melekût

    1İlk durağım ilahî varlık âlemiydi.

    2Üçüncü yolculuğum melekler âleminde gerçekleşti.

    Yolculuğun başlangıcı Lâhût âlemidir, üçüncü seyir ise Melekût’a varır. Basamakların numaralı biçimde anılması, ruhun farklı varlık düzeylerinden geçerek dünyaya inişini düzenli bir seyran gibi kurar.

  36. 36

    İkinci âlemim mülk-i Ceberût

    Nâsûta erince eyledim ikrâr

    1İkinci âlemim kudret ve ruhlar ülkesiydi.

    2İnsanlık âlemine ulaşınca inancımı açıkladım.

    İkinci durak Ceberût mülküdür; Nâsût’a erişildiğinde ikrar gerçekleşir. İlahi kudretten insan dünyasına uzanan iniş, şairin varoluşunu kabul ve tanıklıkla tamamlayan manevi bir silsileye dönüşür.

  37. 37

    Ma’nâda Cebrâil akl-ı nüktedan

    Sûr eyler İsrafil na’re-i dehân

    1Manevi anlamda Cebrail, ince anlamları kavrayan akıldır.

    2İsrafil’in sûru, ağızdan çıkan güçlü sestir.

    Cebrâil ince anlamları kavrayan akıl olarak yorumlanır; İsrafil’in sûru ise ağızdan yükselen nara olur. Meleklerin görevleri insanın idrak ve söyleyiş yetilerinde yeniden karşılık bulur.

  38. 38

    Mîkâil değil mi fehm ile iz’ân

    Azrâil temsili tab’-ı bedhâr

    1Mikail anlayışla kavrayışı temsil etmez mi?

    2Azrail ise kötü huylu yaradılışın simgesidir.

    Mikâil anlayış ve sezgiyle ilişkilendirilirken Azrâil kötü mizacın temsili sayılır. Aynı bedende kavrayıcı iyilikle yıkıcı eğilimin yan yana bulunması, insan tabiatının ikili yapısını gösterir.

  39. 39

    Cismim Tûr oluptur aklım tecellî

    Tevrat Zebur İncil Fürkan küllî

    1Bedenim Tur Dağı, aklım oradaki tecelli oldu.

    2Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an bütünüyle bu sırra katılır.

    Beden Tûr dağına, akıl orada beliren tecelliye benzetilir; dört kutsal kitap bir bütün hâlinde anılır. Vahyin mekânı dışarıdaki dağdan insanın düşünce ve varlık alanına taşınır.

  40. 40

    Akıl hıred andan bulur tesellî

    İşbu künûz içre olunmuş esrâr

    1Akıl ve sağduyu onlarla teselli bulur.

    2Bu hazinelerin içine sırlar yerleştirilmiştir.

    Akıl ile hıredin teselli bulduğu kaynak, insan içinde saklı bu kutsal birikimdir. “Künûz” sözü, önce sayılan kitap ve tecellilerin çözülmeyi bekleyen manevi hazineler olduğunu bildirir.

  41. 41

    Gözlerim ay ü gün budur ma’nâsı

    Çeşmimi yumduğum gaflet havası

    1Gözlerim ayla güneştir; anlamı budur.

    2Gözümü kapatmam ise gaflet havasıdır.

    Gözler ay ve güneş gibi aydınlatıcıdır; onların kapanması ise gaflet havasının bastırması demektir. Görmek fiziki bir işlevden çıkarılarak uyanıklık ve hakikati fark etme yetisine dönüştürülür.

  42. 42

    Arz-ı tis’în ile heyhat sahrâsı

    Yedi iklim yedi a’zâma pergâr

    1Doksan kat yerle uçsuz bucaksız çöl

    2yedi iklimi yedi organıma göre çizer.

    Geniş yeryüzü ve uçsuz sahra, yedi iklimle birlikte yedi organa ölçü olur. İnsan bedeni, coğrafyanın genişliğini kendi küçük çerçevesinde yeniden çizen bir pergâr gibi tasarlanır.

  43. 43

    Erbâb-ı hünerdir ehl-i kerâmet

    Su gibi andır erbâb-ı uzlet

    1Hüner sahipleri, keramet ehli kişilerdir.

    2Yalnızlığa çekilenleri su gibi duru bil.

    Hüner sahipleri keramet ehli sayılır; uzlete çekilenler de suyun arılığı ve akışıyla anılır. Manevi değer, gösterişli mevkiye değil, yetkinlik ve sakin arınma hâline bağlanır.

  44. 44

    Seherde uyhudur fi’l-i şekavet

    Ehl-i şirkten olur gezen şermisâr

    1Seher vaktinde uyumak kötü bir davranıştır.

    2Şirk ehliyle dolaşan sonunda utanır.

    Seher vaktinde uyumak kötülük sayılır; utanç içinde dolaşmak da şirk ehlinin hâline bağlanır. Beyit, uyanıklığı yalnız fiziksel değil, inanç ve ahlak bakımından gerekli bir dikkat olarak işler.

  45. 45

    Aybm setreylemek her bir

    Sohbeti cennettir kâmil vücûdun

    1Basılı dize eksiktir: “Ayıbımı örtmek her bir…”

    2Olgun insanın sohbeti cennet gibidir.

    Eksiltili ilk dize ayıbı örtmenin değerini açarken kâmil kişinin sohbeti cennete benzetilir. Kusuru teşhir etmek yerine olgun bir insanın yanında bulunmak, iyileştirici bir ahlak ortamı kurar.

  46. 46

    Tutmaktır rızâsın Rabb-ül-Vedûd’un

    Kurbet-i câhilân dûzah-ı pür nâr

    1Çok seven Rabbin rızasına bağlı kalmak gerekir.

    2Cahillerin yakınlığı ateş dolu cehennem gibidir.

    Rabbin rızasını gözetmek yakınlığın ölçüsüdür; cahillerle kurulan yakınlık ise ateş dolu cehennem gibi görülür. Kişiyi belirleyen şeyin yalnız niyeti değil, seçtiği sohbet çevresi olduğu anlatılır.

  47. 47

    Sû-i zan . . .

    Ehl-i gıybet cinnî Ehremen mesel

    1Basılı dize eksiktir: “Kötü zan…”

    2Dedikodu eden kişi, şeytanlaşmış bir cine benzer.

    Bozuk aktarılmış ilk satır kötü zanna işaret eder; gıybet eden kimse cin ve Ehrimen benzetmesiyle karanlık bir tipe çevrilir. Şüphe ve arkadan konuşma, insanı kötücül bir varlığa yaklaştırır.

  48. 48

    Hüsn-i zanneylemek güzeldir güzel

    Bî namaz şeytana olur alemdâr

    1İyi niyetle düşünmek gerçekten güzeldir.

    2Namaz kılmayan kişi Şeytan’ın bayraktarı olur.

    İyi zan beslemek açıkça güzel bir davranış sayılır; namazsızlık ise şeytana bayraktarlık etmekle eş tutulur. İç niyetle dış ibadet, aynı ahlaki safın birbirini tamamlayan iki işareti olur.

  49. 49

    Dâhildir hayvân-ı nâtıka insan

    Kaplan münâfıklık tekebbür arslan

    1İnsan, konuşabilen bir hayvandır.

    2İkiyüzlülük kaplana, kibir aslana benzer.

    İnsan konuşabilen hayvan olarak tanımlanırken kaplan ikiyüzlülüğe, arslan kibire bağlanır. Akıl ve söz yetisi tek başına yeterli değildir; yırtıcı huylar kişiyi insanlığından uzaklaştırabilir.

  50. 50

    ’ ehlidir bil ehl-i îman

    Nefsimle gazabım ejder ile mâr

    1Bil ki iman sahibi kişi alçak gönüllüdür.

    2Nefsimle öfkem ejderha ve yılan gibidir.

    İman ehlinin belirgin niteliği tevazudur; nefis ve öfke ise ejderha ile yılana benzetilir. İç düşmanların korkutucu hayvanlara dönüşmesi, alçak gönüllülüğü koruyucu bir ahlak gücü yapar.

  51. 51

    Mâlihulyâ ehli fîl ü gergedan

    Hırsızlık san’atı gol-i beyâban

    1Kara düşünceli kişi file ve gergedana benzer.

    2Hırsızlık, çöl canavarının sanatıdır.

    Melankoli içindeki kişi fil ve gergedan gibi ağır, taşkın bir hâlle tasvir edilir; hırsızlık da çöl gulyabanisinin sanatıdır. Ruh bozukluğu ve suç, insan biçimini yabancılaştıran yaratıklarla anlatılır.

  52. 52

    Hayvanlık çok yemek billâhi inan

    Şehvete uyanın mislidir himâr

    1İnan, çok yemek insanın hayvani yanıdır.

    2Şehvetine uyan kişi eşeğe benzer.

    Çok yemek hayvanlığa, şehvetin peşine düşmek eşeğe benzemeye bağlanır. Ölçüsüz beden arzuları, insanın iradesini ve aklını örten aşağılayıcı bir bağımlılık olarak eleştirilir.

  53. 53

    Bedhuy kurda benzer fitne çakala

    Bütün anladığım her daldan dala

    1Kötü huylu kişi kurda, fitneci de çakala benzer.

    2Anladığım her şey daldan dala geçiyor.

    Kötü huylu kişi kurda, fitneci çakala benzer; her daldan dala atlama da kararsız bir zihni gösterir. Şair, saldırganlıkla dağınıklığı aynı ahlak bozukluğunun farklı belirtileri sayar.

  54. 54

    Hile tilkiliktir gitme hayâle

    Kedilik kaptığım sakladığım fâr

    1Hile tilkiliğe benzer; boş hayale kapılma.

    2Kedilik, kaptığım fareyi saklamamdır.

    Hile tilkinin özelliği olarak belirlenir; kapıp saklama davranışı ise kedi ve fare çağrışımlarıyla anlatılır. Gizli hesapların hayvan suretlerine bürünmesi, gündelik kusurları kolayca tanınır kılar.

  55. 55

    Eti yenir kuşlar iyi hâlimdir

    Ol yırtıcı kuşlar şum cemâlimdir

    1Eti yenen kuşlar iyi hâllerimi temsil eder.

    2Yırtıcı kuşlar ise uğursuz görünüşümü simgeler.

    Eti yenen kuşlar iyi hâlleri, yırtıcı kuşlar uğursuz yüzü temsil eder. Aynı kuş ailesindeki karşıtlık, insanın içinde iyilikle zarar verici eğilimlerin birlikte bulunabildiğini düşündürür.

  56. 56

    Eti yenmiyenler hem hayâlimdir

    Fikrim anka gönlüm taht-ı cihandâr

    1Eti yenmeyen kuşlar da hayallerimdir.

    2Düşüncem Anka, gönlüm hükümdarın tahtıdır.

    Eti yenmeyen kuşlar hayalin dolaşımına bağlanır; düşünce Anka, gönül ise cihan hükümdarının tahtıdır. Sıradan bedenden sınırsız tahayyüle geçiş, insanın iç âlemini görkemli biçimde genişletir.

  57. 57

    Kocalık güz faslı nazar et râza

    Yiğitlik âlemi benzer ilk yaza

    1Yaşlılık güz mevsimidir; bu sırrı gör.

    2Gençlik çağı ilkbaharın başlangıcına benzer.

    Kocalık sonbahara, yiğitlik ilkbahara benzetilir. Mevsimlerin renk ve canlılık farkı, ömrün güçten çekilmeye uzanan dönemlerini tabiî bir dönüşüm olarak görünür kılar.

  58. 58

    Bunamaklık kıştır ömr-i dırâza

    Tıfıllık misâli eyyâm-ı bahâr

    1Bunama, uzun ömrün kışıdır.

    2Çocukluk günleri de bahar gibidir.

    Bunama uzun ömrün kışı, çocukluk ise bahar günleri gibidir. İnsan hayatının başlangıç ve sonu mevsim çemberinde karşı karşıya getirilerek zamanın hem yenileyen hem solduran yönü anlatılır.

  59. 59

    Râh-ı müstakimde ferîk olmuşum

    İsyan...........

    1Doğru yolda bir topluluğa katıldım.

    2Basılı dize yalnız “İsyan…” sözüyle kalmıştır.

    Doğru yolda bir topluluğa katıldığını söyleyen şair, hemen ardından isyan sözüyle kesilen bir itirafa yönelir. Eksilti, kendini temize çıkarmayan ve kusurunu açık bırakan bir vicdan sesi yaratır.

  60. 60

    İsyan deryâsına garîk olmuşum

    Mağfiret umran yâ Ganî Gaffâr

    1İsyan denizine batmış durumdayım.

    2Ey zengin ve bağışlayıcı Allah, affını umarım.

    İsyan denizinde boğulan kişi, yine de Ganî ve Gaffâr olan Tanrı’dan bağışlanma umar. Günahın engin su imgesiyle büyütülmesi, mağfirete duyulan ihtiyacın derinliğini belirginleştirir.

  61. 61

    Aşkına eyledin var istüvâyı

    Arş ü Kürsî ile hefti semâyı

    1Aşkın için istivâyı var ettin.

    2Arş’ı, Kürsî’yi ve yedi kat göğü de var ettin.

    Aşk uğruna yaratılan büyük düzen, Arş, Kürsü ve yedi gökle tasvir edilir. Şair kendi yakarışını kâinatın kuruluşuna bağlayarak ilahî sevginin her mertebeyi kuşatan temel olduğunu söyler.

  62. 62

    Yarlığa Ömer'i ol bî nevâyı

    Behakk-ı hürmet-i Ahmed-i Muhtâr

    1Çaresiz Ömer’i bağışla.

    2Seçilmiş Ahmed’in hürmeti için.

    Son beyitte şair mahlasını anıp yoksun ve çaresiz Ömer için bağışlanma diler. Ahmed-i Muhtâr’ın hürmetini aracı kılması, uzun kozmik anlatıyı kişisel ve alçak gönüllü bir duayla kapatır.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Ergun’un Âşık Ömer dizisinde basılı No. 4; görünür Ömer mahlası ve bağımsız bir okuyucunun kaynakla birebir karşılaştırması birlikte doğrulandı.

Atıf kanıtını aç ↗

Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri, Sadeddin Nüzhet Ergun, 1936; basılı No. 4; PDF 106–107–108–109; 62 birim/124 dize. Görünür mahlas, sınırlar, aparat ve kanıt kaydı korunmuştur; tarama yeniden dağıtılmaz.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirKoyup El Güğsüne Hak’kın Selâmın
Koyup el güğsüne Hak’kın selâmın
Âşık Ömer · Koşma

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

iyân

açık

Levh

İlahî bilginin yazılı olduğu kabul edilen levha.

anâsır

Klasik düşüncede dört ana unsur.

Mizan

Amellerin tartıldığı ilahî terazi.

bîçûn

Benzeri ve niteliği olmayan.

kayyûm

Varlığı kendinden olan, her şeyi ayakta tutan.

tevâzu

Alçak gönüllülük.

girdigâr

Yaratan; Allah.