Kadir Ü Kayyûm Ahad-i Bîçûn
Şair, benzersiz yaratıcıyı kudret ve bağışlama adlarıyla överken insana tevazu, secde, doğruluk ve iyi zan öğütler. Kendi isyanını da saklamayan dua sesi, Ahmed-i Muhtâr’ın hürmetine bağışlanma dileğiyle derinleşir; hasarlı satırlar yorumla tamamlanmaz.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Kadir ü Ahad-i
Sâni’-i lemyezel sun’-i Kâf ü Nun
1Her şeye gücü yeten, varlığı sürdüren ve benzeri olmayan tek Allah;
2yok olmayan yaratıcı, “Ol” buyruğuyla evreni var etti.
- 2
Lûtf u kerem issi Ganî
Kalbimi bu yüzden pür etti envâr
1Lütuf ve cömertlik sahibi, hiçbir şeye muhtaç olmayan Yaradan
2bu yüzden kalbimi ışıkla doldurdu.
Ganî girdigârın lütuf ve kerem sahibi oluşu, şairin iç dünyasında ışığa dönüşür. Kalbin envârla dolması, bağışın dışarıdan verilen bir nimet değil, içeride yaşanan aydınlanma olduğunu gösterir.
- 3
Sen bu âyîne-i zât-ı meşhûda
Süleyman olursun mülk-i vücûda
1Görünen ilahî özün aynasına bakarsan
2kendi varlık ülkenin Süleyman’ı olursun.
İnsan, ilahî zatı gösteren bir aynaya benzetilir; aynayı doğru okuyabilen kişi kendi varlık ülkesinde Süleyman gibi hüküm sürer. Beyit, kendini bilme ile manevi egemenliği birleştirir.
- 4
Kaddin hamîde kıl baş eğ sücûda
Hükmüne râm olur kamu mûr ü mâr
1Boynunu bük, başını eğip secde et.
2Bütün karıncalarla yılanlar hükmüne boyun eğer.
Eğilmiş boy ve secde, gururun terk edilmesini somutlaştırır. Kişi başını yere koyduğunda karıncadan yılana kadar bütün yaratılmışların ona boyun eğmesi, gerçek kudretin tevazudan geldiğini anlatır.
- 5
Âşıklar eylemez da’vâ-yı nihan
Seyreder esrârı u beyan
1Âşıklar gizli bir büyüklük iddiasında bulunmaz.
2Sırları açık seçik görürler.
Âşıkların gizli bir üstünlük iddiasına girişmediği söylenirken sırları açıkça seyretmeleri vurgulanır. Hakikate erişmek, gösterişli sözle değil, perdesiz ve doğrudan bir görüşle ilişkilendirilir.
- 6
Da’vâya muindir muîn ü nişan
Çekmeyen çeşmine perde-i berdâr
1İddia, yardımcıya ve işarete dayanır.
2Gözündeki perdeyi kaldırmayan kişi gerçeği göremez.
İddianın ancak yardım ve belirtiyle güç kazanacağı belirtilir; gözündeki perdeyi kaldırmayan ise bu kanıta erişemez. Şair, kuru sav ile tecrübe edilmiş manevi işaret arasına kesin bir sınır çizer.
- 7
Mihmânısın işbu köhne durağın
Ötesin arama senden ırağın
1Bu eski dünyanın yalnızca konuğusun.
2Gerçeği kendinden uzakta arama.
Dünya, insanın kalıcı evi değil, kısa süre konakladığı köhne bir duraktır. Uzakta başka bir yer aramak yerine kendi içindeki mesafeyi aşması istenir; asıl yolculuk benliğin içinde başlar.
- 8
Göçtür yarın hâzır eyle yarağın
İdegör sen seni senden haberdâr
1Yarın göçeceksin; yol hazırlığını şimdiden yap.
2Kendini yine kendinden haberdar et.
Yarınki göç için hazırlık yapılması, ölümü soyut bir düşünceden somut bir sefer emrine dönüştürür. Kişinin kendisinden haberdar olması da bu yolculuğun en gerekli azığı sayılır.
- 9
Yerde gökte olan peydâ vü gaib
On iki matla’u hefti kevâkib
1Yerde ve gökte görünen ya da gizli olan ne varsa,
2on iki doğuş noktasıyla yedi gezegen de buna dahildir.
Yerde ve gökte görünenle görünmeyen ne varsa aynı büyük düzenin içindedir. On iki doğuş noktasıyla yedi gezegenin anılması, insanın bakışını gündelik âlemden kozmik bütüne yükseltir.
- 10
Arş ü Kürs ü Kalem cümle merâtib
Cümlesi sendedir sende âşikâr
1Arş, Kürsî, Kalem ve bütün varlık mertebeleri
2senin içinde bulunur ve sende görünür hâle gelir.
Arş, Kürsü ve Kalem gibi varlık mertebeleri insanın içinde açıkça bulunur. Böylece uzak sanılan kâinat, insan bünyesinde toplanmış bir anlam haritasına dönüşür.
- 11
İlm-i dekayıktır kal ile kîlim
Bu bâb-ı hikmette kavî delilim
1Sözümle sohbetim, ince ayrıntıların bilgisini taşır.
2Bu hikmet kapısında güçlü kanıtım budur.
İnce hakikatlerin bilgisi, şairin sözüyle eylemini birlikte şekillendirir. Hikmet kapısında güçlü delil saydığı bu bilgi, yalnız ezber değil, davranışa geçmiş bir kavrayış olarak sunulur.
- 12
Mantık u hey’ettir dehanda dilim
Âyet-i Kur’an’dır îmânım ikrâr
1Dilim mantıkla gökbilimi dile getirir.
2İmanımın açık sözü Kur’an ayetidir.
Ağızdaki dil mantık ve heyet ilimleriyle konuşurken imanın dayanağı Kur’an ayeti olur. Akıl yürütmeyle vahiy birbirine rakip değil, aynı ikrarı taşıyan iki bilgi yolu halinde görülür.
- 13
Ayağım Hut burcu hameldir başım
Kamer zebânımdır nutk-ı sâbâsım
1Ayağım Balık burcu, başım Koç burcudur.
2Ay dilimdir; sözüm sabah yeli gibi eser.
Bedenin başı Koç, ayağı Balık burcuna yerleştirilerek insan göksel bir cetvele çevrilir. Ayın dile ve saba nutkuna bağlanması, konuşmaya hem aydınlık hem de tazeleyici bir nitelik verir.
- 14
Utârid tab’ımdır yâr-ı sırdaşım
Zühredir yüreğim rakseder oynar
1Merkür yaradılışımdır, sırdaş dostumdur.
2Venüs yüreğimdir; dans edip oynar.
Utarit mizacın, sırdaşlığın ve zihinsel çevikliğin simgesidir; Zühre ise yürekte oynayıp duran neşeyi temsil eder. İki gezegen, düşünceyle duygunun insan içinde kurduğu canlı ortaklığı anlatır.
- 15
Müşteri bağrımdır cünbiş-i dâğım
Yüzüm güneştürür rûşen çerâğım
1Jüpiter bağrımdır, yaramın hareketini taşır.
2Yüzüm güneştir, aydınlık kandilimdir.
Müşteri bağra, güneş ise yüzün aydınlık kandiline karşılık gelir. İçteki yaranın hareketiyle dışarıdaki parlak çehre yan yana getirilerek acı ve nurun aynı bedende taşındığı sezdirilir.
- 16
Mirrih ödüm oldu Zuhal dalağım
Kaddi bâlâ burc-i Sevr işi düşvâr
1Mars safra kesem, Satürn dalağım oldu.
2Uzun boyum Boğa burcudur; işi zordur.
Mirrih öde, Zuhal dalağa bağlanırken yükselen boy Boğa burcuyla eşleştirilir. Beyit, beden organlarını gezegen ve burç adlarıyla okuyup insanın güç ve zorluklarını kozmik düzene yerleştirir.
- 17
Kollarım Cevzâdır misâl-i şecer
Seretan hem destim Sümbüle çeker
1Kollarım ağaç dalları gibi İkizler burcudur.
2Ellerim Yengeç’tir ve Başak’a uzanır.
Kolların İkizler gibi ağaç dallarına ayrılması, bedenin gökyüzündeki biçimleri tekrar ettiğini düşündürür. Yengeç ve Başak adları da ellerin yönelişini, hareket hâlindeki bir burç haritasına çevirir.
- 18
Göğsüm Esed göbek Mizân’a benzer
Her biri durmayıp ederler devvâr
1Göğsüm Aslan’a, göbeğim Terazi’ye benzer.
2Her biri durmadan dönüp dolaşır.
Göğüs Aslan’a, göbek Terazi’ye benzetilir; böylece kuvvet ile ölçü aynı merkezde birleşir. Bu unsurların sürekli dönmesi, insan bedenini durağan değil, felekler gibi işleyen bir düzen olarak kurar.
- 19
Akreb önü ardım kays-i
Omuzlarım Delv’i tamam yedidir
1Basılı dize eksiktir: “Önüm Akrep, ardım Yay…”
2Omuzlarım Kova’dır; böylece sayı yediye tamamlanır.
Akrep ile Yay, bedenin önü ve ardına yerleştirilirken omuzların Kova’yı tamamladığı söylenir. Eksiltili aktarımına rağmen beyit, yedi göksel işaretin insan yapısındaki karşılığını arar.
- 20
Fikrettim zânûlar burc-i Cedî’dir
matla’-ı seyyâr
1Düşündüm; dizlerim Oğlak burcudur.
2Basılı dize yalnız “… gezegenin doğuş noktası” sözlerini içerir.
Dizlerin Oğlak burcuna bağlanması, ayakta durma ve ilerleme yetisini göksel bir menzille ilişkilendirir. “Matla‘-ı seyyâr” sözü, bedenin hareketini yıldızların doğuş ve dolaşım düzenine açar.
- 21
Kök tırnak sinir hâk ile âbâd
Safra süd ü balgam bem ile mu’tâd
1Saç, tırnak ve sinir toprakla beslenir.
2Safra, süt ve balgam bedenin alışılmış sıvılarıdır.
Kök, tırnak ve sinir toprağın kurucu gücüyle gelişir; safra, süt ve balgam ise beden sıvılarının alışılmış dengesini kurar. Şair insanı maddi unsurları uyumla çalışan bir bütün olarak okur.
- 22
Ateş kanım etim âb ile ruhbad
Çârı anâsırı eyledim izhâr
1Ateş kanımdır, etim sudur, rüzgâr da ruhumdur.
2Böylece dört unsuru görünür kıldım.
Kan ateşe, et suya bağlanınca beden dört unsurun buluştuğu yer olur. “Çârı anâsırı eyledim izhâr” hükmü, önceki ayrıntıları toplayarak insanın kâinatın küçük bir örneği olduğunu açıklar.
- 23
Sağım mağrib oldu meşriktir solum
Ayağım taht başta tacım ukûlüm
1Sağ yanım batı, sol yanım doğu oldu.
2Ayağım taht, aklım başımdaki taçtır.
Sağ taraf batı, sol taraf doğu olarak düşünülür; ayak taht, baş ise taç ve akıl makamıdır. Yönlerle hüküm simgelerinin bedende birleşmesi, insanı kendi ülkesini taşıyan bir varlık yapar.
- 24
Yemin hod önümdür bulmuşum yolum
Şu cihanı dahi kıldı âşikâr
1Sağ taraf önüm sayılır; yolumu buldum.
2Bu düzen dünyayı da açıkça gösterdi.
Ön tarafın yeminle ve doğru yolun bulunmasıyla anılması, bedensel yönü ahlaki istikamete dönüştürür. Dünyanın görünür hâle gelmesi, kişinin kendi konumunu kavramasına bağlanır.
- 25
Tâlib-i dünyâdır el ile ayak
Dilim monla oldu nâibim kulak
1Elimle ayağım dünya nimetlerini arar.
2Dilim öğretmenim, kulağım onun yardımcısıdır.
El ve ayak dünyayı arayan taliplerdir; dil bilgili bir hoca, kulak da onun naibi gibi görev yapar. Organların mesleklere bölünmesi, insanın içinde çalışan küçük bir toplumsal düzen kurar.
- 26
Ayn-ı ibret ile temâşaya bak
Kalbim sicillinde gör ki neler var
1İbret gözüyle dikkatle seyret.
2Kalbimin defterinde neler bulunduğunu gör.
İbret gözüyle bakılması istendiğinde kalp bir sicil defteri gibi açılır. Dışarıdaki görüntülerin ardındaki anlam, kişinin kendi gönlünde kayıtlı olanları dikkatle okumasına bağlıdır.
- 27
Hâk-i siyâh oldu atamız
Kulaklar göz burun hem dahi dehân
1Kara toprak, atamızın kökeni olarak ortaya çıktı.
2Kulaklar, göz, burun ve ağız da buna katıldı.
İlk insanın kara topraktan oluşu hatırlatılır; kulak, göz, burun ve ağız bu maddi kökün üzerinde belirir. Beyit, insanın yüce yetilerini unutmadan onun toprakla akrabalığını öne çıkarır.
- 28
Atamız bu rümûzu beyan
Yedidir başımda bahr-i bîkenâr
1Atamız bu işaretleri açıkladı.
2Başımda uçsuz bucaksız yedi deniz vardır.
Atadan gelen rumuzların başta toplanması, yedi organı kıyısız bir denize benzetir. Sınırlı bedenin içinde tükenmez anlam bulunduğu düşüncesi, sayıyla sonsuzluk arasında bir gerilim yaratır.
- 29
Tevârih hey’etim gerdiş-i gerdun
Sidre tarf-ı beynim Kays-ı zûfünun
1Bedenimin tarihi, göğün dönüşünü anlatır.
2Beynim Sidre’nin ucu, bilgin yayın merkezi gibidir.
Tarih bilgisi göklerin dönüşüne, Sidre de bedenin orta sınırına yerleştirilir. Kays-ı zûfünun anması, insanın hem kozmik devri hem de derin bilgiyi bünyesinde taşıdığı iddiasını güçlendirir.
- 30
Kafam Arş-i a’zam -i Kâf ü Nun
Diraht-ı Tubadır turra-i tarrâr
1Kafam yüce Arş, “Kaf” ve “Nun”un yazılı levhasıdır.
2Kıvrımlı saçım Tuba ağacına benzer.
Kafa Arş-ı a‘zam ve Kâf ü Nun levhası olarak görülür; saç perçemi de Tuba ağacına dönüşür. Başın kutsal ve kozmik simgelerle örülmesi, düşüncenin yaratılış düzenine açılan yer olduğunu sezdirir.
- 31
Kaygu karanlıktır misâl-i zulmet
Hastalık furtuna sağlık selâmet
1Kaygı, karanlık gibi kapkaradır.
2Hastalık fırtına, sağlık güvenli limandır.
Kaygı karanlığa, hastalık fırtınaya, sağlık ise esenliğe benzetilir. Ruh hâliyle beden hâlinin hava olayları üzerinden anlatılması, insan içindeki değişimleri görünür ve hissedilir kılar.
- 32
Aydınlık menzili safâ-yı râhat
Gönül keşti akıl reîs-i rüzgâr
1Aydınlık menzil huzur ve rahatlık verir.
2Gönül gemidir, akıl da rüzgârı yöneten kaptandır.
Aydınlık menzil huzur ve rahatın bulunduğu yerdir; gönül gemisinin kaptanı ise akıldır. Rüzgârlı bir denizde ilerleyen gemi imgesi, duygunun selamet için ölçülü bir yöneticiye ihtiyaç duyduğunu anlatır.
- 33
Çârı anâsırdır tendeki varım
Ra’d ü berk âhımdır figan ü zârım
1Bedenimdeki bütün varlık dört unsurdan oluşur.
2Gök gürültüsüyle şimşek, ahımla feryadımdır.
Bedendeki varlığın temeli yine dört unsur olarak açıklanır; gök gürültüsü ve şimşek, şairin ahıyla feryadına dönüşür. İç acı, tabiatın en güçlü ses ve ışık olaylarıyla büyütülür.
- 34
Anlardır hikmette dört vefâdârım
Başım yağmur bulut öyge vü âz âr
1Hikmet yolunda bu dört unsur benim vefalı dostumdur.
2Başım yağmur bulutu gibidir; basılı dizenin sonu bozuktur.
Dört unsur, hikmet yolunda sadık dört yardımcı sayılır; baş yağmur ve bulutla eşleştirilir. Böylece bedenin maddi bileşenleri yalnız fiziksel değil, anlam taşıyan yoldaşlar olarak değerlendirilir.
- 35
İbtidâ menzilim âlem-i Lâhût
Üçüncü seyrânım oldu Melekût
1İlk durağım ilahî varlık âlemiydi.
2Üçüncü yolculuğum melekler âleminde gerçekleşti.
Yolculuğun başlangıcı Lâhût âlemidir, üçüncü seyir ise Melekût’a varır. Basamakların numaralı biçimde anılması, ruhun farklı varlık düzeylerinden geçerek dünyaya inişini düzenli bir seyran gibi kurar.
- 36
İkinci âlemim mülk-i Ceberût
Nâsûta erince eyledim ikrâr
1İkinci âlemim kudret ve ruhlar ülkesiydi.
2İnsanlık âlemine ulaşınca inancımı açıkladım.
İkinci durak Ceberût mülküdür; Nâsût’a erişildiğinde ikrar gerçekleşir. İlahi kudretten insan dünyasına uzanan iniş, şairin varoluşunu kabul ve tanıklıkla tamamlayan manevi bir silsileye dönüşür.
- 37
Ma’nâda Cebrâil akl-ı nüktedan
Sûr eyler İsrafil na’re-i dehân
1Manevi anlamda Cebrail, ince anlamları kavrayan akıldır.
2İsrafil’in sûru, ağızdan çıkan güçlü sestir.
Cebrâil ince anlamları kavrayan akıl olarak yorumlanır; İsrafil’in sûru ise ağızdan yükselen nara olur. Meleklerin görevleri insanın idrak ve söyleyiş yetilerinde yeniden karşılık bulur.
- 38
Mîkâil değil mi fehm ile iz’ân
Azrâil temsili tab’-ı bedhâr
1Mikail anlayışla kavrayışı temsil etmez mi?
2Azrail ise kötü huylu yaradılışın simgesidir.
Mikâil anlayış ve sezgiyle ilişkilendirilirken Azrâil kötü mizacın temsili sayılır. Aynı bedende kavrayıcı iyilikle yıkıcı eğilimin yan yana bulunması, insan tabiatının ikili yapısını gösterir.
- 39
Cismim Tûr oluptur aklım tecellî
Tevrat Zebur İncil Fürkan küllî
1Bedenim Tur Dağı, aklım oradaki tecelli oldu.
2Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an bütünüyle bu sırra katılır.
Beden Tûr dağına, akıl orada beliren tecelliye benzetilir; dört kutsal kitap bir bütün hâlinde anılır. Vahyin mekânı dışarıdaki dağdan insanın düşünce ve varlık alanına taşınır.
- 40
Akıl hıred andan bulur tesellî
İşbu künûz içre olunmuş esrâr
1Akıl ve sağduyu onlarla teselli bulur.
2Bu hazinelerin içine sırlar yerleştirilmiştir.
Akıl ile hıredin teselli bulduğu kaynak, insan içinde saklı bu kutsal birikimdir. “Künûz” sözü, önce sayılan kitap ve tecellilerin çözülmeyi bekleyen manevi hazineler olduğunu bildirir.
- 41
Gözlerim ay ü gün budur ma’nâsı
Çeşmimi yumduğum gaflet havası
1Gözlerim ayla güneştir; anlamı budur.
2Gözümü kapatmam ise gaflet havasıdır.
Gözler ay ve güneş gibi aydınlatıcıdır; onların kapanması ise gaflet havasının bastırması demektir. Görmek fiziki bir işlevden çıkarılarak uyanıklık ve hakikati fark etme yetisine dönüştürülür.
- 42
Arz-ı tis’în ile heyhat sahrâsı
Yedi iklim yedi a’zâma pergâr
1Doksan kat yerle uçsuz bucaksız çöl
2yedi iklimi yedi organıma göre çizer.
Geniş yeryüzü ve uçsuz sahra, yedi iklimle birlikte yedi organa ölçü olur. İnsan bedeni, coğrafyanın genişliğini kendi küçük çerçevesinde yeniden çizen bir pergâr gibi tasarlanır.
- 43
Erbâb-ı hünerdir ehl-i kerâmet
Su gibi andır erbâb-ı uzlet
1Hüner sahipleri, keramet ehli kişilerdir.
2Yalnızlığa çekilenleri su gibi duru bil.
Hüner sahipleri keramet ehli sayılır; uzlete çekilenler de suyun arılığı ve akışıyla anılır. Manevi değer, gösterişli mevkiye değil, yetkinlik ve sakin arınma hâline bağlanır.
- 44
Seherde uyhudur fi’l-i şekavet
Ehl-i şirkten olur gezen şermisâr
1Seher vaktinde uyumak kötü bir davranıştır.
2Şirk ehliyle dolaşan sonunda utanır.
Seher vaktinde uyumak kötülük sayılır; utanç içinde dolaşmak da şirk ehlinin hâline bağlanır. Beyit, uyanıklığı yalnız fiziksel değil, inanç ve ahlak bakımından gerekli bir dikkat olarak işler.
- 45
Aybm setreylemek her bir
Sohbeti cennettir kâmil vücûdun
1Basılı dize eksiktir: “Ayıbımı örtmek her bir…”
2Olgun insanın sohbeti cennet gibidir.
Eksiltili ilk dize ayıbı örtmenin değerini açarken kâmil kişinin sohbeti cennete benzetilir. Kusuru teşhir etmek yerine olgun bir insanın yanında bulunmak, iyileştirici bir ahlak ortamı kurar.
- 46
Tutmaktır rızâsın Rabb-ül-Vedûd’un
Kurbet-i câhilân dûzah-ı pür nâr
1Çok seven Rabbin rızasına bağlı kalmak gerekir.
2Cahillerin yakınlığı ateş dolu cehennem gibidir.
Rabbin rızasını gözetmek yakınlığın ölçüsüdür; cahillerle kurulan yakınlık ise ateş dolu cehennem gibi görülür. Kişiyi belirleyen şeyin yalnız niyeti değil, seçtiği sohbet çevresi olduğu anlatılır.
- 47
Sû-i zan . . .
Ehl-i gıybet cinnî Ehremen mesel
1Basılı dize eksiktir: “Kötü zan…”
2Dedikodu eden kişi, şeytanlaşmış bir cine benzer.
Bozuk aktarılmış ilk satır kötü zanna işaret eder; gıybet eden kimse cin ve Ehrimen benzetmesiyle karanlık bir tipe çevrilir. Şüphe ve arkadan konuşma, insanı kötücül bir varlığa yaklaştırır.
- 48
Hüsn-i zanneylemek güzeldir güzel
Bî namaz şeytana olur alemdâr
1İyi niyetle düşünmek gerçekten güzeldir.
2Namaz kılmayan kişi Şeytan’ın bayraktarı olur.
İyi zan beslemek açıkça güzel bir davranış sayılır; namazsızlık ise şeytana bayraktarlık etmekle eş tutulur. İç niyetle dış ibadet, aynı ahlaki safın birbirini tamamlayan iki işareti olur.
- 49
Dâhildir hayvân-ı nâtıka insan
Kaplan münâfıklık tekebbür arslan
1İnsan, konuşabilen bir hayvandır.
2İkiyüzlülük kaplana, kibir aslana benzer.
İnsan konuşabilen hayvan olarak tanımlanırken kaplan ikiyüzlülüğe, arslan kibire bağlanır. Akıl ve söz yetisi tek başına yeterli değildir; yırtıcı huylar kişiyi insanlığından uzaklaştırabilir.
- 50
’ ehlidir bil ehl-i îman
Nefsimle gazabım ejder ile mâr
1Bil ki iman sahibi kişi alçak gönüllüdür.
2Nefsimle öfkem ejderha ve yılan gibidir.
İman ehlinin belirgin niteliği tevazudur; nefis ve öfke ise ejderha ile yılana benzetilir. İç düşmanların korkutucu hayvanlara dönüşmesi, alçak gönüllülüğü koruyucu bir ahlak gücü yapar.
- 51
Mâlihulyâ ehli fîl ü gergedan
Hırsızlık san’atı gol-i beyâban
1Kara düşünceli kişi file ve gergedana benzer.
2Hırsızlık, çöl canavarının sanatıdır.
Melankoli içindeki kişi fil ve gergedan gibi ağır, taşkın bir hâlle tasvir edilir; hırsızlık da çöl gulyabanisinin sanatıdır. Ruh bozukluğu ve suç, insan biçimini yabancılaştıran yaratıklarla anlatılır.
- 52
Hayvanlık çok yemek billâhi inan
Şehvete uyanın mislidir himâr
1İnan, çok yemek insanın hayvani yanıdır.
2Şehvetine uyan kişi eşeğe benzer.
Çok yemek hayvanlığa, şehvetin peşine düşmek eşeğe benzemeye bağlanır. Ölçüsüz beden arzuları, insanın iradesini ve aklını örten aşağılayıcı bir bağımlılık olarak eleştirilir.
- 53
Bedhuy kurda benzer fitne çakala
Bütün anladığım her daldan dala
1Kötü huylu kişi kurda, fitneci de çakala benzer.
2Anladığım her şey daldan dala geçiyor.
Kötü huylu kişi kurda, fitneci çakala benzer; her daldan dala atlama da kararsız bir zihni gösterir. Şair, saldırganlıkla dağınıklığı aynı ahlak bozukluğunun farklı belirtileri sayar.
- 54
Hile tilkiliktir gitme hayâle
Kedilik kaptığım sakladığım fâr
1Hile tilkiliğe benzer; boş hayale kapılma.
2Kedilik, kaptığım fareyi saklamamdır.
Hile tilkinin özelliği olarak belirlenir; kapıp saklama davranışı ise kedi ve fare çağrışımlarıyla anlatılır. Gizli hesapların hayvan suretlerine bürünmesi, gündelik kusurları kolayca tanınır kılar.
- 55
Eti yenir kuşlar iyi hâlimdir
Ol yırtıcı kuşlar şum cemâlimdir
1Eti yenen kuşlar iyi hâllerimi temsil eder.
2Yırtıcı kuşlar ise uğursuz görünüşümü simgeler.
Eti yenen kuşlar iyi hâlleri, yırtıcı kuşlar uğursuz yüzü temsil eder. Aynı kuş ailesindeki karşıtlık, insanın içinde iyilikle zarar verici eğilimlerin birlikte bulunabildiğini düşündürür.
- 56
Eti yenmiyenler hem hayâlimdir
Fikrim anka gönlüm taht-ı cihandâr
1Eti yenmeyen kuşlar da hayallerimdir.
2Düşüncem Anka, gönlüm hükümdarın tahtıdır.
Eti yenmeyen kuşlar hayalin dolaşımına bağlanır; düşünce Anka, gönül ise cihan hükümdarının tahtıdır. Sıradan bedenden sınırsız tahayyüle geçiş, insanın iç âlemini görkemli biçimde genişletir.
- 57
Kocalık güz faslı nazar et râza
Yiğitlik âlemi benzer ilk yaza
1Yaşlılık güz mevsimidir; bu sırrı gör.
2Gençlik çağı ilkbaharın başlangıcına benzer.
Kocalık sonbahara, yiğitlik ilkbahara benzetilir. Mevsimlerin renk ve canlılık farkı, ömrün güçten çekilmeye uzanan dönemlerini tabiî bir dönüşüm olarak görünür kılar.
- 58
Bunamaklık kıştır ömr-i dırâza
Tıfıllık misâli eyyâm-ı bahâr
1Bunama, uzun ömrün kışıdır.
2Çocukluk günleri de bahar gibidir.
Bunama uzun ömrün kışı, çocukluk ise bahar günleri gibidir. İnsan hayatının başlangıç ve sonu mevsim çemberinde karşı karşıya getirilerek zamanın hem yenileyen hem solduran yönü anlatılır.
- 59
Râh-ı müstakimde ferîk olmuşum
İsyan...........
1Doğru yolda bir topluluğa katıldım.
2Basılı dize yalnız “İsyan…” sözüyle kalmıştır.
Doğru yolda bir topluluğa katıldığını söyleyen şair, hemen ardından isyan sözüyle kesilen bir itirafa yönelir. Eksilti, kendini temize çıkarmayan ve kusurunu açık bırakan bir vicdan sesi yaratır.
- 60
İsyan deryâsına garîk olmuşum
Mağfiret umran yâ Ganî Gaffâr
1İsyan denizine batmış durumdayım.
2Ey zengin ve bağışlayıcı Allah, affını umarım.
İsyan denizinde boğulan kişi, yine de Ganî ve Gaffâr olan Tanrı’dan bağışlanma umar. Günahın engin su imgesiyle büyütülmesi, mağfirete duyulan ihtiyacın derinliğini belirginleştirir.
- 61
Aşkına eyledin var istüvâyı
Arş ü Kürsî ile hefti semâyı
1Aşkın için istivâyı var ettin.
2Arş’ı, Kürsî’yi ve yedi kat göğü de var ettin.
Aşk uğruna yaratılan büyük düzen, Arş, Kürsü ve yedi gökle tasvir edilir. Şair kendi yakarışını kâinatın kuruluşuna bağlayarak ilahî sevginin her mertebeyi kuşatan temel olduğunu söyler.
- 62
Yarlığa Ömer'i ol bî nevâyı
Behakk-ı hürmet-i Ahmed-i Muhtâr
1Çaresiz Ömer’i bağışla.
2Seçilmiş Ahmed’in hürmeti için.
Son beyitte şair mahlasını anıp yoksun ve çaresiz Ömer için bağışlanma diler. Ahmed-i Muhtâr’ın hürmetini aracı kılması, uzun kozmik anlatıyı kişisel ve alçak gönüllü bir duayla kapatır.
Metnin kaynağı
Ergun’un Âşık Ömer dizisinde basılı No. 4; görünür Ömer mahlası ve bağımsız bir okuyucunun kaynakla birebir karşılaştırması birlikte doğrulandı.
Atıf kanıtını aç ↗Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri, Sadeddin Nüzhet Ergun, 1936; basılı No. 4; PDF 106–107–108–109; 62 birim/124 dize. Görünür mahlas, sınırlar, aparat ve kanıt kaydı korunmuştur; tarama yeniden dağıtılmaz.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Koyup el güğsüne Hak’kın selâmınÂşık Ömer · Koşma→
Açılış, kudreti sürekli ayakta tutan ve benzeri bulunmayan Tanrı’yı anar. Kâf ile Nun’un yaratıcı sözüne bağlanan ikinci dize, bütün varlığın bu ezelî iradeden doğduğunu bildirir.