DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Şeref Hanım/Kasîde-i Bahâriyye der Hakk-ı Müşâriin-ileyh
Şiir · 19. yüzyıl

Kasîde-i Bahâriyye der Hakk-ı Müşâriin-ileyh

Kasidenin ilk yarısı, bahar çiçeklerini kıskanan, sarhoş olan, şal kuşanan ve birbirine tanıklık eden kişilere dönüştürür.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Açıl ey gonce-i zîbâ açıl fasl-ı bahar oldı

    Hezârın hasret-i dîdâr ile derdi hezâr oldı

    Donandı her taraf elvan ile yer yer

    Yine sun'-ı Cenâb-ı aşikâr oldı

    Takarrub edicek teşrifi sultân-ı gülin nâ-gâh

    Dikildi tûğ-ı şâhî bağ u sahra kânı-kâr oldı

    Bahar erdûsını sünbül-teber tebşire geldikde

    Kurup çadır çiçekle muntazır her kûh-sâr oldı

    Bu eyyâm-ı ferah-zâye tahassür çekmeden fulya

    Sarardı sureta bir âşık-ı zar u oldı

    Meğer neşv ü nema bulmuş şarâb-ı erguvan ile

    Anın'çün çeşm-i dilber gibi nergis pür-humâr oldı

    Görüp zülf-i arûsın ziynet ü dârâtını bî-şekk

    Civan perçem başa çıktıkda gayet dil-figâr oldı

    Benefşe çıkdı her-câyî deyu ifrât-ı ye'sinden

    Olup sünbül perişan lâle yek-ser dâğ-dâr oldı

    Eder şeb-bû ile ay-çiçeği gece safa, mehtâb

    Görince fûl-ı bahrî yollar üzre hep oldı

    Düzüp zerrin kadehle bezmini çark-ı felek güya

    Çekildi bir kenâre cümleden sâhib-vakâr oldı

    Sarıldı nahl-ı leylâk üzre güya bir çiçekli şal

    Bakup serv u sünûber bîd-i reşkiyle çinâr oldı

    Şakâyıkda görince revnak ü rengi kemâlinde

    Hasedle zenbakın hep akl u fikri târ u mâr oldı

    Bilür erbabı kadrin bak alur göz ile haşhaşa

    Ki attâr-ı felekden keyfe ber-güzâr oldı

    Karanfil yâsemen aşkile sîne çak çak etdi

    Ya her dem tazeye meyi etmede bî-ihtiyâr oldı.

    Ne kabil misk-i Rûmî ıtr-ı şâhîyle ola hem-bû

    Girince araya şimşir bu da'vâ ber-karâr oldı

    Bütün ezhâre hâlât-ı hazânı etmeğe ifşa

    Gelüp kartopu güya tercemân-ı rûzigâr oldı

    Bahâriyye temam olduysa da ey hâme güya ol

    Gazel de söylemek şâirlere çünkim şiar oldı

    Yine ey gül-izâr-ı işve vakt-ı âh u zar oldı

    Bu da'vâya delîl ü şâhid istersen hezâr oldı

    Buyur geşt ü güzâr et cümle ezhârı çemen-zârın

    Kudûmın öpmeğe hep dîde dûz-ı intizâr oldı

    Görince bülbülün cûş u hürüsün fart-ı gayretle

    Benim de seyl-i eşkim ğıbta-bahş-ı cûy-bâr oldı

    Gelüp bâd-ı sabâ dedi Şeref geç bu hevâlardan

    Bu nazmın gerçi evrâk-ı sipihre yadigâr oldı

    Ne sarf etdin bahara cevher-i güftârını ancak

    Sebeb-i asayiş dünyâya bir âlî-tebâr oldı

    Edersin medh ol zât-ı şerifi et ki âlemde

    Senası mahz-ı farz u her sağar ü her kibar oldı

    Bu vasfa Hazret-i Alî Emîn Paşa sezadır kim

    Duây-ı devleti vird-i zeban ü her diyar oldı

    Makâm-ı âliyi teşrif edel'den zât-ı ülyâsı

    Umûr-ı hâriciyye nâzırıyle pür-vakâr oldı

    Huzurunda şükûfe şîşesi olmak ümidiyle

    Ne rütbe şimdi çeşm-i bülbüle bak i'tibâr oldı

    Nesîm-i lutfı ğâlibdir bahara hâcâtın

    Nihâl-i maksad u amali hep pür berg ü bâr oldı

    olmakda gerçi cümleye nakd ü inâyâtın

    Senin hakkında ise şad hezâr u bî-şümâr oldı

    Düşüp ümmîd-i afv ile der-i ihsanına gönlüm

    Bilür cürm ü kusûrın pây-mâl-i i'tizâr oldı

    Kerem-kârâ şeref-sadrâ sipihr-i devlete bed-râ

    Eğerçi bunda ıtrâ'-ı makâla ibtidâr oldı

    Vesîle-cûy idim neşr etdim işte bu bahaneyle

    Bütün ezhâr bûy-i midhatinden hisse-dâr oldı

    Kıyâs olsa yanında bir içim su gibidir nîsân

    Ki cûd u şefkatin baranı bahr-ı bî-kenâr oldı

    Umûrında muvaffaksın o rütbe zanneder herkes

    Ya Zât-ı Hızr yâ tevfik-i Bari müsteşar oldı

    Bekây-ı ömr ü ikbâlindir elbet matlabı halkın

    Vücûdın mutlaka dünyâya lutf-ı Gird-gâr oldı.

    Penâh eden hücûm-ı ceyş-i gamdan olur asude

    Der-i Devlet-meâbın bir üstüvâr oldı

    Değil fahriyye yazmak gerçi haddim kendi hakkımda

    Bana Zât-ı Şerifin lîk mahz-ı iftihar oldı

    Ederken âh ü feryâd endelib efsâne dinlemez

    Şeref, başla du'âya gayrı vakt-ı İhtisar oldı.

    Akîb-i cemrede her sal meymûn fal dendikce

    Cihâna feyz-i nevrûzın yeter pertev- oldı

    Riyâz-ı ömr ü câhı haşre-dek her dem bahar olsun

    Denildikçe yine vakt-ı safay-ı gül-izâr oldı.

    1Açıl ey güzel gonca, açıl; bahar mevsimi geldi.

    2Bülbülün sevgiliyi görme özlemiyle derdi bin oldu.

    3Her yan, yer yer rengârenk çiçeklerle donandı.

    4Yaratıcı Tanrı’nın sanatı yine görünür oldu.

    5Gül sultanının gelişi ansızın yaklaşınca,

    6Şahlık tuğu dikildi; bağ ve kır baştan başa maden gibi parladı.

    7Sümbül baltalı haberci bahar ordusunu müjdelemeye gelince,

    8Her dağ çiçekten çadır kurup beklemeye başladı.

    9Fulya bu sevinçli günlere özlem çekmekten,

    10Sarardı; görünüşte inleyen, zayıf bir âşığa döndü.

    11Meğer erguvan şarabıyla gelişip serpilmiş;

    12Bu yüzden nergis sevgilinin gözü gibi sarhoşlukla dolmuş.

    13Gelinin saçının süsünü ve gösterişini görünce kuşkusuz,

    14Genç perçem başa çıkınca pek gönlü yaralandı.

    15Menekşe her yerde ortaya çıktı diye aşırı umutsuzluktan,

    16Sümbül perişan, lale ise baştan başa yaralı oldu.

    17Şebboyla ayçiçeği gece mehtapta eğlenir;

    18Deniz fasulyesi bunu görünce yollara saçıldı.

    19Felek, altın kadehle meclisini kurmuş gibiydi;

    20Vakar sahibi olan, herkesten ayrılıp bir kenara çekildi.

    21Leylak fidanına sanki çiçekli bir şal sarıldı.

    22Servi ile çam bakınca, çınar kıskançlıktan söğüde döndü.

    23Gelincikte renk ve parlaklığın olgunluğunu görünce,

    24Zambağın aklı fikri kıskançlıktan darmadağın oldu.

    25Değerini bilen, haşhaşa ibret gözüyle bakar;

    26Çünkü felek aktarından keyif ehline armağan oldu.

    27Karanfil, yasemin aşkıyla göğsünü parça parça etti;

    28Yoksa her an taze şaraba istemeden mi yöneldi?

    29Rumî misk, şah kokusuyla nasıl aynı kokuyu taşıyabilir?

    30Şimşir araya girince bu dava karara bağlandı.

    31Kartopu, bütün çiçeklere sonbahar hâllerini açıklamak için,

    32Gelip zamanın tercümanı oldu sanki.

    33Ey kalem, bahariye bittiyse gazele geç;

    34Çünkü gazel söylemek şairlere gelenek olmuştur.

    35Ey işveli gül yüzlü, yine ağlayıp inleme vaktidir.

    36Bu davaya kanıt ve tanık istersen bülbül hazırdır.

    37Buyur, çimenliğin bütün çiçekleri arasında dolaş;

    38Hepsi gelişini karşılayıp ayaklarını öpmek için gözlerini yola dikti.

    39Bülbülün coşup haykırdığını görünce kıskançlığın şiddetiyle,

    40Benim gözyaşı selim de ırmakları kıskandırdı.

    41Saba yeli gelip “Şeref, bu heveslerden geç” dedi.

    42Gerçi bu şiirin felek sayfalarında bir hatıra kaldı.

    43Söz incini neden yalnız bahar için harcadın?

    44Dünyanın huzuruna sebep olan soylu biri var.

    45O şerefli kişiyi öv; çünkü âlemde

    46Onu övmek küçüğe büyüğe düpedüz görev olmuştur.

    47Bu övgü Hazret-i Ali Emin Paşa’ya yaraşır;

    48Devletinin duası her diyarda dillerin zikridir.

    49Yüce kişiliği yüksek makamı şereflendirdiğinden beri,

    50Dışişleri nazırlığı onunla vakar doldu.

    51Huzurunda çiçek şişesi olma umuduyla,

    52Bak, Çeşm-i Bülbül camı şimdi ne büyük itibar kazandı.

    53Onun lütuf yeli ihtiyaç sahipleri için bahardan üstündür;

    54Dilek ve umut fidanları yaprak ve meyveyle doldu.

    55Bağışlarının parası herkese saçılsa da,

    56Senin hakkındaki sevinç binlerce, sayısız oldu.

    57Gönlüm bağışlanma umuduyla ihsan kapına düştü;

    58Suçunu ve kusurunu bilir, özür dileyerek ayaklara kapanır.

    59Ey cömertlik sahibi, ey şerefli başköşe, devlet göğünün dolunayı!

    60Burada sözü abartarak söylemeye girişilmiş olsa da,

    61Bir vesile arıyordum; işte bu bahaneyle yayımladım.

    62Bütün çiçekler övgünün kokusundan pay aldı.

    63Nisan yağmuru yanında bir yudum su kadar kalır;

    64Çünkü cömertlik ve şefkatinin yağmuru kıyısız bir denize dönüştü.

    65İşlerinde öylesine başarılısın ki herkes,

    66Ya Hızır’ın kendisi ya da Tanrı’nın yardımı sana danışman oldu sanır.

    67Halkın isteği elbette ömrünün ve ikbalinin sürmesidir.

    68Varlığın dünyaya mutlaka Tanrı’nın bir lütfu oldu.

    69Gam ordusunun saldırısından sana sığınan huzur bulur;

    70Yüce devlet kapın sağlam bir hisar oldu.

    71Kendim için övünme şiiri yazmak haddim değildir gerçi;

    72Fakat şerefli kişiliğin benim için salt övünç oldu.

    73Bülbül ağlayıp feryat ederken masal dinlemez;

    74Şeref, artık duaya başla; sözü kısaltma vaktidir.

    75Her yıl cemrelerin ardından uğurlu fal denildikçe,

    76Nevruzunun bereketi dünyaya ışık saçmaya yeter.

    77Ömür ve makam bahçen mahşere dek her an bahar olsun;

    78Böyle denildikçe yine gül yüzlünün sefa vakti gelsin.

    Kasidenin ilk yarısı, bahar çiçeklerini kıskanan, sarhoş olan, şal kuşanan ve birbirine tanıklık eden kişilere dönüştürür. Kalem sonra bu renkli bahariyeyi Ali Emin Paşa övgüsüne bağlar: baharın yağmuru onun lütfu karşısında küçülür, kapanış duası da makam ve ömür bahçesinin hiç solmamasını diler.

Kavram sözlüğü (6) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Şiir, bağlı kaynakta Şeref Hanım adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.

Atıf kanıtını aç ↗

Metin, Türkçe Vikikaynak'ın 142070 numaralı sabit revizyonuna bağlıdır. Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Önceki şiirDili şûrîde hayfâ yâre, yâr ağyâre mâildir
Dili şuride hayfa yâre, yâr ağyare maildir
Şeref Hanım · Gazel

Kavram sözlüğü

6 kavram bulundu.

üşkûfe-i

çiçek

Kird-gârı

yaratıcı Tanrı’yı

nizâr

zayıf ve güçsüz

nisâr

saçıldı, yol üzerine dağıldı

ehl-i

bir işin veya hâlin insanları

hısâr-ı

hisar, sağlam sığınak