Kıl kerem bu bendene cânânım ağlatma beni
Konuşan sevgiliden kuluna kerem etmesini ve kendisini ağlatmamasını ister; öldürülmeye razı olsa da gözyaşının çoğalmasını kabul etmez. Sevgili cefa ve ezadan vazgeçmeye çağrılır, feryadın göğe çıkması önlenmek istenir. Kış geçip ilkbahar geldiğinde lale, sümbül ve bülbül görüntüleri umut açar. Son kıtada Ömer’in hor görülmemesi, lütuf rüzgârının ona da değmesi istenir; hasta âşığa bu davranışın deva olmadığı söylenir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Kıl kerem cânânım ağlatma beni
Olmasun cânım ağlatma beni
1Bu kuluna cömertlik et sevgilim, ağlatma beni;
2Gözyaşım bol olmasın canım, ağlatma beni.
- 2
Sana karşu durmazam ben ey perî bir cân içün
Öldürürsen râzıyım sultânım ağlatma beni
1Ey peri, bir can uğruna sana karşı durmam;
2Öldürürsen razıyım sultanım, ağlatma beni.
Âşık bir can uğruna periye karşı durmayacağını, hatta öldürülmeye razı olduğunu söyler; teslimiyet en uç sınırına varır. Buna rağmen ağlatılmamayı istemesi ölümden çok sürüp giden duygusal eziyetin dayanılmaz sayıldığını gösterir.
- 3
Güle bak bendene böyle bu
Hiç sana lâyık mıdır cânâ ezâdan fâriğ ol
1Gül ve kuluna bak, böyle davranmaktan vazgeç;
2Ey can, bu sana yakışır mı; eziyetten vazgeç.
“Güle bak” hem sevgilinin gül yüzüne hem gerçek güle yönelen kısa bir öğüttür; ardından kuluna bakması istenir. Eda, eza ile sesçe yaklaşır: güzel tavır eziyete dönünce sevgiliye yakışırlık ölçüsü üzerinden vazgeçme çağrısı yapılır.
- 4
Bunca gündür ettiğin cevr ü cefâdan fâriğ ol
Âsümâna çıkmasun ağlatma beni
1Bunca gündür ettiğin eziyet ve cefadan vazgeç;
2Feryadım göğe çıkmasın, ağlatma beni.
Cevr ü cefanın “bunca gün” sürmesi anlık kırgınlığı uzun uygulamaya çevirir. Efgânın âsumana çıkması yalnız yüksek ses değil, zulmü göğe ve ilahî işitmeye ulaştıracak şikâyettir; sevgiliden bu tanıklık doğmadan durması istenir.
- 5
Gitti hoş geldi şâhım nevbahâr
Açılur lâle vü sünbülden olur bâğ-ı kenâr
1Kış günleri gitti, şahım, güzel ilkbahar geldi;
2Lale ve sümbül açılır, bahçenin kıyısı şenlenir.
“Eyyâm-ı şitâ”nın bitişi şiirin duygusal iklimini de değiştirir; nevbahar şahın gelişi kadar sevinçli karşılanır. Lale ve sümbülün açılması, daha önce gözyaşıyla kapanan görüş alanına renk ve yenilenme olasılığı getirir.
- 6
Hüsnüne karşu bugün dil etmesün feryâd ü zâr
ey gönül handânım ağlatma beni
1Bugün gönül güzelliğin karşısında feryat etmesin;
2Bülbül gibi ey gönül, gülen sevgilim, ağlatma beni.
Güzellik karşısında gönlün feryat ve zarı bırakması beklenir; bahar dışarıda açarken iç ses de yatışmalıdır. “Andelip veş” benzetmesi gönlü bülbüle çevirir, fakat hitap edilen “handân” sevgili gülerken âşık hâlâ ağlamaktadır.
- 7
Bu Ömer bîçârene hor bakma şâhım mübtelâ
kerem kıl gâhice gâhî sana
1Bu zavallı Ömer’e hor bakma, şahım; o tutkundur;
2Lütuf rüzgârından cömertlik et, ara sıra sana [dizim kapalı].
Mahlaslı bölüm Ömer’i “bîçâre” ve “mübtelâ” diye hem güçsüz hem aşka tutulmuş gösterir; hor bakış buna karşı ahlaki kusurdur. Lütuf “bâd” yani rüzgâr olarak düşünülür, küçük ve aralıklı bir esinti bile talep edilen keremdir.
- 8
cânâ değildir bu devâ
Kalmadı tende benim dermânım ağlatma beni
1Ey can, gönlü hasta âşığa bu bir çare değildir;
2Benim bedenimde güç kalmadı, ağlatma beni.
Aşk hastalığı “âşık-ı dilhaste” tamlamasında gönlün bedensel rahatsızlığına dönüşür. Sevgilinin mevcut davranışı deva değildir; son dizede tende derman kalmadığı açıklandığında ağlatmama nakaratı naz değil yaşamsal korunma isteği olur.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.332 gövdesinde “Bu Ömer bîçârene hor bakma şâhım mübtelâ” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n332-87618ABE3DC1. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.332, PDF 269; 8 iki dizelik birim/16 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Küntükenz’in aslını bilmeyen izzetten çıkarÂşık Ömer · Şiir→
Konuşan kendini “bende” diye kul konumuna yerleştirir ve sevgiliden “kerem” ister; ilişkinin eşit olmadığını baştan kabul eder. “Firâvan” gözyaşı ağlamayı ölçüsüz bolluğa taşır, yinelenen emir bu taşmayı durdurma çabasıdır.