Letâfet gülşeninde gonca güldür leplerin cânâ
Şair sevgilinin dudaklarını gonca, şifa ve değerli taş imgeleriyle över; hasta gönlün derman arayışını aşk sarhoşluğuna bağlar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
gonca güldür leplerin cânâ
Acep -yi cân ü dildir leplerin cânâ
1Ey sevgili, dudakların zarafet bahçesinde açılmış gonca güldür.
2Acaba dudakların canın ve gönlün şifa evi midir?
- 2
Nola ben hasta dil derd-i derûnum çâresin sorsam
çün sebildir leplerin cânâ
1Hasta gönlümün içindeki derde çareyi sorsam buna şaşılır mı?
2Çünkü dudakların aşk ehlinin hastalarına sunulan bir sebil gibidir.
Hasta dil kendi derd-i derûnuna çare ararken doğrudan dudaklara yönelir. Leplerin aşk ehlinin marîzlerine sebil sayılması, su dağıtan hayır yapısıyla aşk hastalığını birleştirir; konuşanın kişisel sızısı, herkesin içebileceği ortak bir lütuf talebine dönüşür.
- 3
ile dolu mey-i
Demem yâkuta mercâna delildir leplerin cânâ
1Lâl renkli ağzının hokkası seçkin incilerle ve şarapla doludur;
2dudaklarının yakut ile mercana delil olduğunu söylemiyorum, ey sevgili.
Dür-i şehvâr ile lâl hokkası, ağızda inci, kırmızı taş ve mey parlaklığını üst üste bindirir. Ardından gelen “demem” sözü yakut ve mercan benzetmesini düz bir onay olmaktan çıkarır; dudakların değeri bu taşlarla kanıtlanamayacak kadar yüksek tutulur.
- 4
Nola yâkuta mercâna müşâbih etseler anı
Ki câm-ı nâzdan içmiş gönül kanzildir cânâ
1Onu yakuta ve mercana benzetmelerine şaşılmaz.
2Çünkü gönül naz kadehinden içmiş; kaynakta “kanzildir” yüzeyi kapalıdır, ey sevgili.
Yakut ve mercana müşâbih görülmek ilk dizede makul bir övgü gibi durur. Câm-ı nâzdan içen gönül ise ikinci dizede “kanzildir” biçimindeki kapalı yüzeye ulaşır; sarhoşluk ile bu bozuk kelime arasındaki bağ çözülmediği için benzetmenin sonucu kesin bir hükme kapanmaz.
- 5
İçüp cân-ı musaffâyı geçersin mest olup serden
[Ö]mer bîçâre teslîm eyle bildir leplerin cânâ
1Arı canı içip mest olursun, başından da geçersin.
2Ey sevgili, biçare [Ö]mer’e teslim et; dudaklarının ne olduğunu bildir.
Cân-ı musaffâyı içmek, mestlik ve serden geçmek aynı çizgide can pahasına bir sarhoşluk kurar. Braketli [Ö]mer’e yönelen “teslîm eyle” ve “bildir” buyruklarının faili açık değildir; kapanış dudakların mahiyetini sormayı sürdürürken dil bilgisel belirsizliği de görünür bırakır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 şiir No.157 Âşık Ömer bölümünde basılmıştır; görünür mahlas bulunmadığından atıf probable tutulur.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak ergun1936-n157-515CFABEA74C; Ergun 1936 No.157, PDF 179; 5 birim/10 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı; belirsiz yüzeyler ikinci tanık olmadan tekleştirilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Letâfet gülşeni içindeki gonca, dudakların tazeliğini ve henüz açılmamış güzelliğini somutlaştırır. Dâr-üş-şifâ sorusu ise aynı dudağı yalnız süs olmaktan çıkarıp can ile gönlün yarasına deva verebilecek bir eşiğe taşır; övgü, şifa umuduyla sınanır.