Makber
Adı metinde Fatıma olarak geçen kaybın ardından yazılmış uzun ağıtın açılışı. Yas, art arda gelen sorularla Tanrı'ya yöneltilen bir itiraza dönüşür.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Eyvah! Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu ah-u zâr kaldı.
1Eyvah! Ne yer kaldı ne sevgili;
2gönlüm ah ve ağlayışla doldu.
- 2
Şimdi buradaydı, gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.
1Şimdi buradaydı, elden gitti;
2ezelden gelip sonsuzluğa gitti.
“Şimdi buradaydı” yasın en tanıdık cümlesi. İkinci dize onu bir anda kozmik ölçeğe taşıyor: aynı kişi hem birkaç dakika önce hem ezelden beri yolda.
- 3
Ben gittim, o kaldı,
Bir köşede tarumar kaldı,
1Ben gittim, o toprağa karışmış kaldı;
2bir köşede darmadağın kaldı.
Gitmek fiili tersine dönüyor: giden ölü değil, yaşayan. Şair kendi ayrılışını suçluluk olarak kaydediyor — mezarı bırakıp dönen odur. “Haksar” ile “tarumar” ölünün toprağa karışan bedenini ve anlatıcının parçalanmış algısını aynı köşede buluşturuyor.
- 4
Baki o enis-i dilden, eyvah,
Beyrut'ta bir mezar kaldı.
1O gönül dostundan geriye, eyvah,
2Beyrut'ta geriye bir mezar kaldı.
Şehir adı veriliyor: Beyrut. Bir yer adının anılması bütün soyut yası yere indiriyor; okur artık nereye gidilemediğini de biliyor. Gönül dostunun bütün varlığı tek bir şehirdeki mezara indirgenince uzaklık yasın değişmez parçası oluyor.
- 5
Bildir bana nerde, nerde Yarab,
Kim attı beni bu derde Yarab?
1Bildir bana nerede, nerede Yarab;
2beni bu derde kim attı Yarab?
Soru doğrudan Tanrı'ya yöneltiliyor ve iki kez “Yarab” diye tekrarlanıyor. İkinci dizedeki “kim” sorusu cevabı bilinen bir soru; sorulmasının kendisi bir itiraz. Makber boyunca Hâmid'in yas dili böyle çalışır — yakarış ile hesap sorma arasındaki sınırı sürekli ihlal eder.
- 6
Nerde arayayım o dil rübayı,
Kimden sorayım bi-nevayı?
1O gönül alanı nerede arayayım,
2o çaresizi kimden sorayım?
Aramak fiili şiirin merkezine yerleşiyor. Ölünün nerede olduğunu sormak, ölümü bir yer değiştirme sayan bir kavrayış — yas henüz gerçeği kabul etmiyor.
- 7
Derler ki unut o aşnayı,
Gitti tutarak reh-i bekâyı,
1Derler ki unut o tanıdığı;
2sonsuzluk yolunu tutup gitti.
Başkalarının sözü araya giriyor: unut. Teselli bir kalıp hâlinde, “derler ki” diye aktarılıyor ve tam bu yüzden işe yaramıyor — şair onu kendi cümlesi olarak değil, dışarıdan gelen bir ses olarak kaydediyor. “Reh-i bekâ” ifadesi ise ölümü bir yok oluş değil bir yolculuk sayarak tesellinin dilini de gösteriyor.
- 8
Sığsın mı hayale bu hakikat?
Görsün mü gözüm bu macerayı?
1Bu gerçek hayale sığar mı?
2Gözüm bu olayı görmeye dayanır mı?
İki soru da imkânsızlığı ölçüyor. Şair olanı yalanlamıyor, ona aklının yetmediğini söylüyor — Makber'in bütün gerilimi bu ayrımda. Hayal ile göz, aynı gerçeği içeride tasarlamak ve dışarıda görmek bakımından ayrı ayrı yetersiz kalıyor.
- 9
Sür'atle nasıl da değişti halim,
Almaz bunu havsalam, hayalim.
1Hâlim ne hızla değişti;
2bunu ne aklım alıyor ne hayalim.
Yasın hız duygusu: bir günden diğerine geçen değişimi zihin takip edemiyor. “Havsala” sözcüğü aklın kapasitesini kastediyor ve o kapasite yetersiz ilan ediliyor.
- 10
Çık Fatıma! Lahdden kıyam et,
Yadımdaki haline devam et.
1Çık Fatma! Mezardan kalk,
2anımdaki hâline devam et.
Ölüye yöneltilen doğrudan emir, yasın kabullenemeyişini çıplak biçimde gösteriyor. “Yadımdaki hâline devam et” sözü, anlatıcının hatıradaki canlı sureti koruma isteğini öne çıkarıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 152697 numaralı sürümün açılış bölümü esas alındı. Makber uzun bir manzumedir; burada baştan on iki beyit yer alıyor.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bir zamanlar karâr-gâhım idi,Abdülhak Hâmid Tarhan · Manzume→
Manzume bir ünlemle başlıyor, hazırlık yapmıyor. İlk dizede iki kayıp birden sayılıyor: hem sevgili hem yer — yani yaşanacak mekân da gitmiş.