Men dahi nesne bilmezem
Bir bilmezlik itirafıyla açılıp aynı üç adı her bendin sonunda tekrar eden bir nefes. Şair tek tek bilgileri saymak yerine, bildiği tek cümleyi altı kez söyler; aradaki bentler bu cümleyi doğadan, ayinden ve bilmeceden alınmış imgelerle sınar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
dahi nesne bilmezem
Allah bir Muhammed Ali
Özüm gurbete salmazam
Allah bir Muhammed Ali
1Ben hiçbir şey bilmem;
2Allah bir, Muhammed Ali.
3Kendimi gurbete salmam;
4Allah bir, Muhammed Ali.
- 2
Anlar pirdür bir
Balığına nur olubdür
Dört köşede sırr olubdür
Allah bir Muhammed Ali
1Onlar pirdir, bir olmuştur;
2balığına nur olmuştur;
3dört köşede sır olmuştur.
4Allah bir, Muhammed Ali.
Bent nakaratın “bir” iddiasını açıyor: üç ad ayrı ayrı değil, tek bir pir olarak anılıyor. İkinci dize kaynakta karanlık kalıyor — “Balığına” kelimesi okunmuyor, düzeltilmedi. Üçüncü dize sırrı bir yere kapatmaz, dört köşeye yani her yöne yayar; gizli olan saklı değil, dağılmış olandır.
- 3
Mümin müslim etek tutar
Bir gönülde mekân tutar
diyicek gelür yeter
Allah bir Muhammed Ali
1Mümin ve müslim eteğine yapışır;
2bir gönülde mekân tutar.
3“Hû” denince gelir, yetişir.
4Allah bir, Muhammed Ali.
Üç dize üç ayrı fiili aynı yöne çevirir: tutmak, tutmak, gelmek. İlk ikisindeki tekrar kasıtlı — insan eteği tutar, o da gönülde yer tutar; bağlanma karşılıklıdır. Üçüncü dize aradaki mesafeyi kaldırır: “Hû” nidası tekkede zikrin tek heceye inmiş hâlidir ve çağrı ile cevap arasına zaman bırakmaz.
- 4
İki yavru var yuvada
döner havada
Dağda deryâda ovada
Allah bir Muhammed Ali
1Yuvada iki yavru var;
2boşlukta asılı döner.
3Dağda, denizde, ovada —
4Allah bir, Muhammed Ali.
Nefesin tek bilmece bendi. Yuvadaki iki yavru Hasan ile Hüseyin okunur; “muallâk” asılı demektir, yani hiçbir dayanağa oturmayan bir dönüş. Üçüncü dize üç ayrı coğrafyayı tek dizeye sıkıştırarak bu dönüşün bir yere bağlı olmadığını söyler; nakarat da onu tekliğe bağlar.
- 5
Bindikleri Burakdürür
Yaktıkları çırakdürür
Yerden göğe direkdürür
Allah bir Muhammed Ali
1Bindikleri Burak'tır,
2yaktıkları çerağdır,
3yerden göğe direktir.
4Allah bir, Muhammed Ali.
Üç dize de aynı ekle biter ve bir yükselme düzeneği kurar: binek, ışık, direk. Burak miracın bineği, çerağ cem ayininde yakılan kandil, direk de yeri göğe bağlayan gövde. Sıralama ibadeti bir yolculuk aygıtı gibi resmeder — önce taşınmak, sonra görmek, sonunda ayakta durmak.
- 6
Hatâyî bu yolda serdür
Serin verenler de erdür
Ayda sırdur günde nurdur
Allah bir Muhammed Ali
1Hatâyî bu yolda baştır;
2başını verenler ise erdir.
3Ayda sır, güneşte nurdur.
4Allah bir, Muhammed Ali.
Mahlas bendi “ser” kelimesini iki anlamıyla çeviriyor: önce baş, yani önde giden; sonra verilen baş, yani can. Bu çevirme şairin kendi konumunu bir üstünlükten bir bedele taşır. Son dize aynı sırrı iki gök cismine dağıtarak nakaratın tekliğini görünür kılar: gizli olan ay, açık olan güneştir.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 143986 numaralı sürüm (Bektaşî Şairleri ve Nefesleri / Hatayi) esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Şiirin başındaki sıra işareti (“—16—”) metne alınmadı, geriye yirmi dört dize kaldı. Kaynakta aynı ek bir dizede “olubtür”, ötekilerde “olubdür” dizilmiş ve ikinci bendin ikinci dizesi “Balığına nur olubdür” diye okunuşu karanlık kalan bir kelimeyle basılmış; bent ve şiir eksiksiz olduğu için metin atlanmadı, dize aynen bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Açılış bir bilgi reddiyle başlıyor, ama hemen ardından tek bir bilgi geliyor — nakaratın kendisi. Bu, tasavvufta sık kurulan bir denge: çok bilmek yerine bir bilmek. Üçüncü dize aynı tutumu mekâna taşır; bir tek şeyi bilen kişinin yer değiştirmeye, arayıp dolaşmaya ihtiyacı kalmaz.