Mest-i eser-i şarâb-ı aşkım
On heceli kısa dizelerle kurulmuş, her beyti “-âb-ı aşkım” ile biten bir kimlik sayımı. Şair kendini sırayla sarhoş, harap, ıstıraba lâyık, dilenci ve divane diye tanımlar; altıncı beyitte sevgilinin bile gözden düştüğünü söyleyerek aşkı nesnesinden ayırır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
-i eser-i şarâb-ı aşkım
Göñlüm gibi ben -ı aşkım
1Aşk şarabının tesiriyle sarhoşum;
2gönlüm gibi ben de aşkın harabıyım.
- 2
Kurbânın olam bana cefâ kıl
Ben lâyık-ı ıztırâb-ı aşkım
1Kurbanın olayım, bana cefa et;
2ben aşkın ıstırabına lâyığım.
Cefa istemek klasik gazelin sık kullandığı bir el açıştır ama buradaki gerekçe farklı: âşık acıyı katlanılacak bir yük değil, hak edilmiş bir paye sayıyor. “Lâyık” kelimesi ıstırabı liyakatle ölçülen bir rütbeye çeviriyor; istenen şey merhamet değil, terfi.
- 3
Ol zâlimiñ olmuşum esîri
Sad hamd ki -ı aşkım
1O zalimin esiri olmuşum;
2yüz şükür ki aşkın muradına ermişiyim.
Esirlik ile murada erme aynı beytin iki ucunda duruyor; aralarındaki köprü “sad hamd”, yani yüz şükür. Dinî sözlükten alınan bu formül esareti bir lütuf makbuzuna dönüştürüyor ve zalimin karşısındaki âşığı şikâyet eden değil, teşekkür eden taraf yapıyor.
- 4
Sûretde -yı
Ma'nîde felek-cenâb-ı aşkım
1Görünüşte başı ayağı belirsiz bir dilenciyim;
2manada aşkın felek katındakiyim.
Gazelin omurgası bu beyit: sûret ile mana arasındaki tasavvufî ayrım, dilencilikle felek makamını tek kişide toplamayı mümkün kılıyor. “Bî-ser ü pâ” hem baştan ayaktan yoksun hem derbeder demek; dışarıdaki perişanlık içeride bir mertebeye çevriliyor.
- 5
-ı dil-i şu'le-güsterimden
Âfet-res-i tef ü tâb-ı aşkım
1Alev saçan gönül yaram yüzünden
2aşkın hararet ve ateşiyle afete uğramışım.
Alev saçan gönül yarası ile aşkın harareti birbirini büyütür. Konuşan bu ateş yüzünden afete uğradığını söyler; ‘âfet-res’ günümüz Türkçesinde acıyı alan kişiyi sessizce acıyı yayan özneye çevirmez.
- 6
Cânân bile yok gözümde hâlâ
Ol mertebe -ı aşkım
1Gözümde hâlâ cânan bile yok;
2aşkın neşesini o mertebede bulmuşum.
Gazelin en cüretli beyti, çünkü sevgiliyi denklemden çıkarıyor: aşk artık birine duyulan şey değil, kendi başına yeten bir hâl. Bu soyutlama divan geleneğinin sevgili merkezli düzenini gevşetir ve duygunun nesnesiz yaşanabileceğini söyler.
- 7
Yok kimseden ihtirâzım Ekrem
Dîvâne-i -ı aşkım
1Ekrem, kimseden çekindiğim yok;
2ben aşkın perdesiz divanesiyim.
Mahlas beytinde deliliğe “bî-hicâb”, yani perdesiz sıfatı ekleniyor; hicap hem utanma hem örtü demek olduğu için divanelik saklanmayan bir hâl diye tanımlanıyor. İlk beyitteki sarhoşluk, kapanışta açıkça ilan edilen bir kimliğe dönüşmüş oluyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142891 numaralı sürüm esas alındı; Nağme-i Seher'in Kafiye-i Mim bölümünün onuncu gazeli. Sayfa başındaki “İbtidâ-yı Gazeliyyât” bölüm başlığı dize sayılmadı, mahlasın yanındaki yıldızlar atıldı. Partinin en kısa ölçülü metni bu: Leylâ vü Mecnûn kalıbı olarak bilinen on heceli Mef'ûlü Mefâilün Feûlün. On dört dizenin on üçü on heceyi dolduruyor; yalnız üçüncü beytin ikinci dizesi (“Sad hamd ki kâm-yâb-ı aşkım”) sekiz hece, yani iki hece eksik dizilmiş — dizeden bir kelime düşmüş olmalı, tamamlanmadı. Eski imlâ (“Göñlüm”, “zâlimiñ”) korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Gazelin kafiyeleri “-âb-ı aşkım” üzerine kuruldu ve ilk beyitte kalıbın iki ucu birden görünüyor: “şarâb” ile “harâb”. İkincisi hem yıkık hem içkiden perişan demek; on heceye sığan cümle sarhoşluğu bir hâl olmaktan çıkarıp bir yapıya, bir harabeye dönüştürüyor.