DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Cenab Şahabeddin/Mev'îd-i Telakîde
Sone · 19. yüzyıl

Mev'îd-i Telakîde

Buluşma yerinde sevgilisini bekleyen âşığın saat ilerledikçe büyüyen sabırsızlığını, bir soba yansımasının sevgiliyi hatırlatması ve göz kenarında kırılan yaşla anlatır.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Gelmiş bu -ı rûşen-i pakîze hey'ete

    -i intizârr idi bir hasta-i ;

    Vaz' etmek üzre kalbini rû'yâ-yı vuslata

    Beklerdi canşikârını, beklerdi berdevâm!

    1Bu aydınlık ve temiz buluşma yerine gelmişti;

    2aşk hastası, bekleyişten içi daralmıştı.

    3Kalbini kavuşma rüyasına bırakmak üzere

    4can avlayan sevgilisini durmadan bekliyordu.

    Aydınlık ve temiz buluşma yeri, bekleyenin iç sıkıntısıyla karşıtlık kurar. ‘Hasta-i garâm’ aşkı bedensel hastalık, sevgiliyi ise can avlayan kişi yapar. Kalbin kavuşma rüyasına bırakılmak istenmesi, gerçek buluşma gerçekleşmeden önce hayalin teselli alanına dönüştüğünü gösterir.

  2. 2

    Artık bu iştiyâka, bu sâat-i hasrete

    Çekmek dilerdi sînesi bir sâye-i bekâm,

    olarak baktı sa'ate:

    «Sa'at dokuz buçuk!..» diyerek eyledi kıyâm!

    1Artık bu özlemin, bu hasret saatinin üzerine

    2göğsü mutluluk veren bir gölge çekmek istiyordu.

    3Güçsüz ve sabırsız hâlde saate baktı;

    4‘Saat dokuz buçuk!’ diyerek ayağa kalktı.

    Soyut iştiyak ve hasret, göğsün üstüne çöken bir zaman yükü gibi hissedilir; konuşucu bunun üzerine mutlu bir gölge çekmek ister. Fakat saate bakış hayali dağıtır. ‘Dokuz buçuk’ ifadesinin kesinliği, uzayan bekleyişi ölçülebilir ve artık dayanılmaz bir ana çevirir.

  3. 3

    Etti ziyâ-yı sürh ile bir tâb-ı mu'tedil

    Fagfur ocaktan ol gül-i sîmine in'ikâs!

    İhtâr-ı yâr edince bu şîrin-terin temâs:

    1Kırmızı ışığıyla ılımlı bir parıltı düşürdü:

    2porselen ocaktan o gümüş renkli güle bir yansıma!

    3Bu çok tatlı temas sevgiliyi hatırlatınca

    Porselen ocaktan gelen kırmızı ışık, gümüş renkli güzele yansıyınca sıcak ve soğuk renkler aynı bedende buluşur. Işık fiziksel bir temas gibi hissedilir; bu tatlı dokunuş gelmeyen sevgilinin yerini bir anlığına doldurup onu daha güçlü biçimde hatırlatır.

  4. 4

    «Hâlâ da gelmedi!..» dedi ol hüsn-i sâdedil;

    Etti kenâr-ı çeşm-i melûlünde inkisâr

    Bir tâze -i billûr-ı intizâr!

    1O temiz yürekli güzel, ‘Hâlâ gelmedi!’ dedi;

    2hüzünlü gözünün kenarında kırılıp döküldü

    3bekleyişin billurdan taze, iri bir tanesi.

    ‘Hâlâ’ sözü ışığın kurduğu kısa yanılsamayı bozar ve gecikmenin sürdüğünü kesinleştirir. Gözyaşı doğrudan adlandırılmaz; hüzünlü gözün kıyısında kırılan billur bir bekleyiş tanesine dönüşür. Böylece içte biriken zaman, görülebilir tek damla hâlinde dışarı çıkar.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Ana eser sayfasının 162399 numaralı sabit revizyonu ile transklüde ettiği Servet-i Fünûn 267'nin 9. sayfasındaki 155840 numaralı dönemsel tarama tanığı birlikte esas alındı. Başlık, ithaf, resim altyapısı ve imza şiir gövdesinden ayrıldı; kaynak yazımı sessizce düzeltilmedi. Basılı sayfada başlık ve Cenab Şahabeddin imzası atfı doğrular. Dönemsel taramadaki dizeler on dört hecelidir ve muzâri dizisine oturur; yalnız son dize (“Bir tâze şahdâne-i billûr-ı intizâr!”) on üç hecedir ve kaynak yazımıyla bırakılmıştır.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirAglasam
Çöksem diz üstü karşına hürmetle aglasam;
Cenab Şahabeddin · Şiir

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

cây

Yer, mekân

delteng

Bekleyişten içi daralmış

garâm

Yakıcı aşk

vuslat

Kavuşma

canşikâr

Can avlayan; gönlü ele geçiren sevgili

bîtâb ü nâşekîb

Güçsüz ve sabırsız

fagfur ocak

Porselen kaplamalı ocak

şahdâne

İri tane; burada gözyaşı