Mir’ât-ı Dil Bulsun Cilâ Dirsen Eger Tevhîde Gel
Şiir, gönül aynasını parlatmak ve Hakk'a yakınlaşmak isteyen kişiyi tevhîde çağırır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
bulsun dirseñ eger tevhîde gel
Dil derdine dermân bulam dirseñ eger tevhîde gel
1Gönül aynan parlasın istiyorsan tevhîde gel;
2gönül derdine çare bulmak istiyorsan tevhîde gel.
- 2
Emr-i Hakka makdûrunu sarf ide gör leyl ü nehâr
Hakka yakîn olam müdâm dirseñ eger tevhîde gel
1Gece gündüz gücünü Hakk'ın buyruğuna harca;
2Hakk'a sürekli yakın olmak istiyorsan tevhîde gel.
Şart cümlesi burada ilk kez ikinci dizeye ertelenir ve beyit doğrudan bir buyrukla başlar. ‘Makdûr’ kişinin gücünün yettiği kadarını, ‘sarf itmek’ ise onu para gibi harcamayı anlatır; yakınlık böylece dilekle değil tükenene kadar verilen emekle ölçülür. ‘Leyl ü nehâr’ bu harcamaya ara vermez.
- 3
Hakkun visâli Ka‘besin her dem ziyâret itmege
Cânun diler her rûz-ı şeb dirseñ eger tevhîde gel
1Hakk'a kavuşma Kâbesini her an ziyaret etmeyi
2canın gece gündüz diliyorsa tevhîde gel.
Kâbe ziyareti ömürde bir kez yerine getirilen bir yolculuktur; beyit onu ‘her dem’ ve ‘her rûz u şeb’ ile durmadan yinelenen bir işe çevirerek hedefi mekândan çıkarır. İsteyen de kişinin kendisi değil ‘cân’dır; arzu iradenin altına, canın kendiliğinden yönelişine yerleştirilmiş olur.
- 4
Âriflerin âlimlerin irdikleri menzillere
Nâ’il olam her anda ben dirseñ eger tevhîde gel
1Âriflerle âlimlerin eriştiği menzillere
2her an ulaşmak istiyorsan tevhîde gel.
Beyit iki ayrı bilme yolunu — sezerek bilen ârif ile öğrenerek bilen âlim — aynı ‘menzil’de buluşturur; menzil sözü ikisini de bir yolun konağında durdurur. ‘Her anda’ kaydı ise varılan yeri bir kez elde edilen makam olmaktan çıkarıp sürekli yenilenmesi gereken bir erişme hâli yapar.
- 5
Zâhirde vü bâtında hem ihsân-ı Hak yâri kılup
Âsân ola müşkillerün dirseñ eger tevhîde gel
1Hakk'ın ihsanını dışta ve içte yoldaş edip
2güçlüklerin kolaylaşsın istiyorsan tevhîde gel.
Zâhir ile bâtın burada karşıt değil, ihsanın aynı anda bulunabildiği iki alandır; ‘yâr kılmak’ ilâhî bağışı sahip olunan bir şey değil eşlik eden biri sayar. Dilek de güçlüklerin kalkması değil ‘âsân’ olmasıdır: yük yerinde durur, değişen onu taşıyanın yalnız olup olmadığıdır.
- 6
Ey âşık-ı sâdık eger bu derd-mend Fahrî gibi
Lutf-ı Hakka olam dirseñ eger tevhîde gel
1Ey içten âşık, dertli Fahrî gibi
2Hakk'ın lütfuna erişmek istiyorsan tevhîde gel.
Mahlas beyti muhatabı ilk kez adıyla çağırır: ‘âşık-ı sâdık’. Şair kendini örnek gösterirken ‘derd-mend’ sıfatını üstünde bırakır; yani gösterilen model derdinden kurtulmuş biri değil, derdiyle birlikte lütfa erişmiş biridir. ‘Mazhar’ da erişmeyi kazanma değil, görünme yeri olma sayar.
Metnin kaynağı
Sabit kaynak DEU-AVESIS.173d4472-4f1c-42be-8afc-48c2c8ea7a0d:pdf144-printed135-n92. Bu görüntü aralığında 92 numarasıyla başlayan kayıt, sonraki numaraya kadar tam 12 dizedir; basılı aruz satırı aynı sınırdadır. AVESİS profili dosyanın yanında CC BY 4.0 bağlantısı verir; PDF içinde gömülü lisans cümlesi yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Mü’minuñ kalbin münevver ider Allâh Hû dimekMehmed Fahrî-i Sünbülî · Gazel→
İki dize de ‘dil’ sözcüğüyle açılır, fakat gönlü iki ayrı hâlde gösterir: önce paslanmış bir ayna, sonra derdine derman arayan bir hasta. Klasik ayna madenden yapıldığı için parlaklık kazanılmaz, üstündeki leke silinerek geri getirilir; ‘cilâ’ sözü bu yüzden bir ekleme değil bir arındırmadır.