DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Recaizade Mahmut Ekrem/Mu'ammer kıl cihân durdukça yâ Râb şâh-ı zî-şânı
kaside/kıt’a · 19. yüzyıl

Mu'ammer kıl cihân durdukça yâ Râb şâh-ı zî-şânı

Hükümdar için kurulan dua, onu âlemin canı, göğün güneşi ve lütuf ufkunun ay ışığı sayan kozmik benzetmelerle ilerler.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Mu'ammer kıl cihân durdukça yâ Râb şâh-ı zî-şânı

    Odur zîrâ hakîkatta vücûd-ı âlemin cânı

    Nice şâh evc-i lutfun mâhtâb-ı âlem-ârâsı

    Nice şâh âsmân-ı şevketin -i rahşânı

    Zamâna lutf-ı tab'ı terbiyet-bâhşâ-yı âsâyiş

    Cihâna feyz-i adli mâye-i iksîr-i umrânî

    Müsellem destine şemşîr-i düşmen-gîr-i Behrâmî

    Musahhar tigına ser-tâ-ser mülk-i cihânbânî

    Murassa' şeb-çerağ-ı devletiyle tâc-ı Dârâyî

    Muşa'şa' berk-ı tig-ı satvetiyle taht-ı Osmanî

    Süleyman kevkebe Abdülazîz-i arş-mesned kim

    Perestârı Ferîdûn u Sikender olsa erzânî

    Hudâvend-i cîhân -i zî-şân-ı devrân kim

    Kılar adi yedi iklîme ser-tâ-ser nigehbâni

    Çerâg-efrûz-ı devlet -endâz-ı celâlet kim

    Eder envâr-ı lutfu âlem-i imkânı nûrânî

    O Fârûkî-şiyem Hâtem-kerem kim nev-be-nev eyler

    Esâs-ı mülkü muhkem adl ü dâd u lutf u ihsânı

    Dil-i pür feyzidir ol bahr-ı mevc-â mevc-i re'fet kim

    Eder pür-dürr ü gevher kîse vü dâmân-ı imkânı

    Cilâ-yı kalbimin mâh-ı felek meftûn u mecbûru

    Safa-yı tab'ının ervâh-ı kudsî deng ü hayranı

    O bir bedr-i münevverdir sipihr-i câh ü iclâle

    Süreyyâ'dır ana cem'iyyet-i tertîb-i divânı

    Ya bir hûrşîd-i gerdûn-ı sahâvettir ki hem-vâre

    Zer ü sîm ile eyler bahr u berre -efşânî

    Rahîk-ı midhatıdır ol şarâb-ı bezm-i kudsî kim

    Verir keyfiyeti fikreyledikçe zevk-ı rûhânî

    Nice takdîr olunsun pâye-i eyvân-ı iclâli

    K'olur endîşesi hayret-fezâ-yı akl-ı insânı

    Degil her şâha âsân mazhariyyet bu tecellîye

    Aña mahsûstur bu mertebe dârât-ı sultânî

    Kemâl-i himmeti hükm-i zamânı istese tagyîr

    Kılar hem revnak-ı nevrûz-ı hengâm-ı zemistânî

    Anıñçün söylemiş bu beyti gûyâ Nef'i-i üstâd

    İlâhî nûr-ı gufrânıyla olsun kabri nûrânî

    "Fürug-ı re'yi çerh-i devletin hem mihri hem mâhı

    Kef-i cûdu cihân-ı himmetin hem bahrı hem kânı"

    Güzâr eylerse farzâ sarsar-ı kûh-efken-i kahrı

    eder bir külhan-ı âteş-feşân sahn-ı gülistânı

    Bu heybet bu mehâbetle aceb mi olsa bî-şemşîr

    İtâbı pençe-tâb-ı savlet-i Sâm u Nerîmânî

    Felekte mâh-ı nev zanneyleme âyine-i çerhe

    Kemâl-i tâbişinden düştü aks-i tig-ı bürrânı

    Fürug-ı berk-ı tig-ı kahrı güm-râhân-ı a'dâya

    Eder efrûhte peyk-i meş'al-i vâdi-i nîrânî

    Degildir encüm-i seyyâre olmuş çerhe dek peyvest

    Şerâr-ı na'l-i rahş-ı bâd-pây-ı hurde-cevlânı

    Ne ra'nâ rahş-ı dil-keştir gâh'i gelse reftâra

    Sanır bir şu'le-i cevvâledir seyreyleyen ânı

    Degildir rahş bu bir bü'l-aceb seyr ü temâşâdır

    Kim eyler cilvegeh her zerre-i nâçiz-i perrânı

    Hırâm etse ne dem ol perçem-i müşgîn ile eyler

    Nesîm-i gülşen-i firdevs-vârî anber-efşânî

    Şitâb ettikçe gerd-i râhıdır ol ebr-i âteş kim

    Şerâr-ı berk-ı dûzah-şu'ledir her katre bârânı

    Kader kudret şehinşâhâ zafer yâver Hudâvendâ

    Ayâ pîraye-i evreng-i iclâl-i cihânbânî

    Sen ol şâhenşehe pür-cûd u himmetsin ki kıldın hep

    Ferîh ü mükrim envâ'-ı ni'amla zîr-i destânî

    Zamânında hüner kadri bilindi geçti ol dem kim

    Hemân yeksân idi âlemde dânâyî vü nâ-dânî

    Rüsûm-ı lutf u cûdun kalmamıştı nâmı dillerde

    Bihamdi'llâh ki ihyâ eyledin âyîn-i ihsânı

    Muhassıl her cihetle bir yegâne şâh-ı zî-şânsın

    Ki mislin görmemiştir taht-ı âlî baht-ı Osmân-î

    Dil ü tab'ı yine pür-neş'e kıldı feyz-i evsâfın

    Aceb mi eylesem bu demde şevkıyle gazel-hânî

    Ne efsûnkârdır ol şîvekârın çeşm-i fettânı

    Eder yek nazarda berbâd hem dinî hem îmânı

    Bulaşmaz gamzenin çâpüklüğünden kana dâmânı

    Zemîn ü çerhi tutsa cûşiş-i hûn-ı şehîdânî

    O rütbe âteşîndir -i hüsn-i nigeh sûzu

    Ki hûrşid olamaz pîş-i nazarda âyinedânı

    Ferâhem baht-ı nâ-sâzım gibi ebrû-yı pür-çîni

    Müşevveş hâl-i mâhzunum gibi zülf-i perîşânı

    Göñül hâhişger-i zahm-ı belâdır gamzesinden lîk

    Degil ana müs'aid hükm-i baht-ı nâ-be-sâmânî

    Ne sengîn-dil ne bî- ne bî-pervâdır ol âfet

    Eder her dem dil-i bî-çâreye cevr-i firâvânî

    Yine hep iktizâ-yı tâli'mindendir bu mihnetler

    Revâ görmem o şûh-ı şer-keşe bî-hûde bühtânı

    Tehî zannetme ey dil böyle hûn-rîz olduğun o mâh

    Edermiş tigına seng-i fesân her cevher-i cânı

    Hûdâvendâ benim ol şâ'ir-i i'câz-perver kim

    Göreydi reşk ederdi şi'rimi Urfî vü Hâkânî

    Kılar pür-neş'e ehl-i tab'ı câm-ı nazm-ı rengînim

    Misâl-i sâgar-ı feyz-âver-i sahbâ-yı rümmânî

    Nevâ-senc-i makal oldukça gâhî bülbül-i tab'ım

    Girîbân-çâk eder gül gibi haclet andelîbânı

    Mîdâdım her dem ihyâ-yı ma'ânî etmede eyler

    Hacâletle rehîn-i deşt-i zulmet âb-ı hayvânı

    Degildir bikr-i mazmûn tab'-ı pâk-i tâb-dârımda

    Zelîha'dırk'olur âguş-gîr-i mâh-ı Ken'ânî

    Yazılmış tâ-ezel ser-defter-i nazm-âverân üzre

    Cenâb-ı tab'ımın bu vechile elkab u unvânı

    Sühan-sencân-ı Rûm'un sihr-sâz-ı mu'cîz-âsârdır

    Nüket-bînân-ı asrın şâ'ir-i pâkize-iz'ânı

    Bu isti'dâd-ı mâderzâd ile ammâ acebdir kim

    Felek zından eder endûh u gamla bana devrânı

    Güneh mi işledim sa'y eyledimse kesb-i irfâna

    Nedendir bilsem âyâ bana böyle zulm ü udvânı

    Şikâyâtım felekten sanma bî-baht olduğumdandır

    Garaz tahlîstir dest-i cefâsından girîbânı

    Bañ bir bundan â'la baht u ikbâl olmaz âlemde

    Ki tuttu tab'ımın gûş-ı cihânı sıyt-ı irfânı

    O da olmazsa ger kâfi değil mi bana bu devlet

    Kim oldum sen gibi bir şâh-ı zî-şânın senâ-hânı

    Du'âya başla bu demlerde *Ekrem* sıdkla zîrâ

    Du'âdır şart-ı a'zâm söz bulunca hadd ü pâyânı

    Cihân kim rûz-ı rustâhîze dek böyle olup bercâ

    Ola tâ-bezm-i imkân cilvegâh-ı nev'-i insânî

    Kemâl-i âfiyetle taht-ı şevkette mekîn olsun

    Muzaffer eylesin hemvâre zâtın lutf-ı Yezdânî

    Hudâ yâr u mu'în etsin ana her işte tevfîkın

    Safâ vü şâdi-i hâtırla geçsin cümle ezmânı

    1Ey Tanrım, dünya durdukça o şanlı padişaha uzun ömür ver;

    2Çünkü gerçekte o, dünyanın varlığına can veren kişidir.

    3O nasıl bir padişahtır: lütuf doruğunun dünyayı süsleyen ay ışığıdır;

    4O nasıl bir padişahtır: kudret göğünün parlak güneşidir.

    5Yaradılışının lütfu zamana huzur veren bir eğitim sunar;

    6Adaletinin feyzi dünyaya kalkınmanın iksirini verir.

    7Behram’ın düşman avlayan kılıcı onun eline teslim edilmiştir;

    8Dünyaya hükmeden ülkelerin tamamı kılıcına boyun eğmiştir.

    9Devletinin mücevherli gece kandiliyle Dârâ’nın tacı,

    10Kudret kılıcının parlayan şimşeğiyle Osmanlı tahtı ışıldar.

    11Süleyman yıldızlı, arş makamlı Sultan Abdülaziz’e

    12Feridun ile İskender’in hizmet etmesi yakışır.

    13O, dünyanın hükümdarı ve çağın şanlı adalet dağıtanıdır;

    14Adaleti yedi iklimin tamamını gözetir.

    15Devletin kandilini yakıp yücelik ışığını yayar;

    16Lütfunun ışıkları imkân âlemini aydınlatır.

    17Ömer gibi adaletli, Hâtem gibi cömerttir; her defasında

    18Adalet, doğruluk, lütuf ve iyiliğiyle ülkenin temelini güçlendirir.

    19Feyiz dolu gönlü, dalga dalga merhamet taşıyan bir denizdir;

    20İmkânın kesesini ve eteğini inci ile cevherle doldurur.

    21Göğün ayı onun gönül parıltısına tutulmuş ve boyun eğmiştir;

    22Kutsal ruhlar onun yaradılışındaki duruluğa şaşırıp hayran kalır.

    23O, makam ve yücelik göğünde ışıklı bir dolunaydır;

    24Düzenli divan topluluğu ise onun çevresindeki Ülker yıldızıdır.

    25Ya da o, cömertlik göğünün bir güneşidir; durmadan

    26Altın ve gümüşle karaya da denize de ışık saçar.

    27Övgüsünün özü kutsal meclisin öyle bir şarabıdır ki

    28Düşündükçe verdiği sarhoşluk ruha özgü bir zevk doğurur.

    29Yücelik sarayının derecesi nasıl ölçülebilir?

    30Onu düşünmek insan aklının şaşkınlığını artırır.

    31Bu tecelliye erişmek her padişah için kolay değildir;

    32Bu hükümdarlık mertebesi yalnız ona özgüdür.

    33Yüce gayreti zamanın hükmünü değiştirmek istese

    34Kış mevsimini Nevruz tazeliğiyle süsler.

    35Üstat Nef‘î sanki bu yüzden şu beyti söylemiştir;

    36Tanrı onun mezarını bağışının ışığıyla aydınlatsın:

    37“Görüşünün ışığı devlet göğünün hem güneşi hem ayıdır;

    38Cömert eli, himmet dünyasının hem denizi hem madenidir.”

    39Dağ deviren öfke fırtınası bir kez geçse

    40Gül bahçesini ateş saçan bir külhana çevirir.

    41Bu heybet ve görkemle, kılıca gerek kalmadan

    42Azarı Sâm ile Nerîmân’ın saldırısını alt etse şaşılır mı?

    43Gökteki yeni ayı sanma; o, gök aynasına

    44Keskin kılıcının büyük parlaklığından düşen yansımadır.

    45Öfke kılıcının şimşek ışığı, yolunu şaşırmış düşmanlara

    46Ateş vadisinin meşalesini taşıyan haberciler salar.

    47Göğe kadar uzananlar gezegenler değildir;

    48Küçük adımlarla çevik koşan rüzgâr ayaklı atının nal kıvılcımlarıdır.

    49Ne güzel ve gönül çeken bir attır; yürümeye başlayınca

    50Onu seyreden, dönen bir alev olduğunu sanır.

    51Bu bir at değil, şaşırtıcı bir seyirliktir;

    52Uçuşan en küçük zerreyi bile kendine görünme yeri yapar.

    53Misk kokulu perçemiyle ne zaman salınsa

    54Cennet bahçesinin yeli gibi amber saçar.

    55Hızlandıkça yol tozu ateş dolu bir buluta döner;

    56Yağmurunun her damlası cehennem alevli bir şimşek kıvılcımıdır.

    57Ey kudretli padişah, ey zaferin yardım ettiği hükümdar;

    58Ey dünyaya hükmeden yücelik tahtının süsü!

    59Sen öylesine cömert ve himmetli bir padişahsın ki

    60Halkını türlü nimetlerle ferahlatıp ağırladın.

    61Senin çağında hünerin değeri bilindi; artık bilgeyle cahilin

    62Dünyada bir tutulduğu o dönem geçti.

    63Lütuf ve cömertlik geleneklerinin adı bile dillerde kalmamıştı;

    64Tanrı’ya şükür ki iyilik töresini yeniden dirilttin.

    65Kısacası her bakımdan eşsiz ve şanlı bir padişahsın;

    66Osmanlı’nın yüce tahtı ve talihi senin benzerini görmemiştir.

    67Niteliklerinin feyzi gönlümü ve yaradılışımı yine neşeyle doldurdu;

    68Şimdi bu şevkle gazel söylesem şaşılır mı?

    69O işveli güzelin fitneci gözü ne büyüleyicidir;

    70Tek bakışta insanın hem dinini hem imanını yıkar.

    71Gamzesinin çevikliği yüzünden eteğine kan bulaşmaz;

    72Şehitlerin kanı yer ile göğü kaplayıp coşsa bile.

    73Yakıcı bakışındaki güzellik ışığı öylesine ateşlidir ki

    74Güneş onun karşısında ayna tutan biri bile olamaz.

    75Çatık kaşı uyumsuz talihim gibi kıvrım kıvrımdır;

    76Dağınık saçı üzgün hâlim gibi karmakarışıktır.

    77Gönül, gamzesinden bela yarası ister; fakat

    78Düzensiz talihin hükmü buna izin vermez.

    79O afet ne katı yürekli, ne şefkatsiz, ne de pervasızdır;

    80Yine de çaresiz gönle her an çokça eziyet eder.

    81Bu sıkıntıların hepsi yine talihimin gereğidir;

    82O başına buyruk güzele boş yere iftira etmeyi uygun görmem.

    83Ey gönül, o ay yüzlünün böyle kan dökmesini amaçsız sanma;

    84Her can cevheri onun kılıcına bileği taşı olurmuş.

    85Ey hükümdar, ben öyle mucizeyi gözeten bir şairim ki

    86Urfî ile Hâkânî şiirimi görse kıskanırdı.

    87Renkli şiirimin kadehi, yaradılış sahiplerine neşe verir;

    88Nar şarabının feyiz veren kadehi gibidir.

    89Yaradılışımın bülbülü bazen sözün ezgisini ölçtüğünde

    90Bülbüller gül gibi utanıp yakalarını yırtar.

    91Mürekkebim her an anlamları diriltirken

    92Ölümsüzlük suyunu utançla karanlıklar çölüne tutsak eder.

    93Parlak ve temiz yaradılışımda el değmemiş mazmun sıradan bir bakire değildir;

    94Kenan ayını kucaklayan Züleyha’dır.

    95Şiir söyleyenlerin baş defterine ezelden

    96Yaradılışımın adları ve unvanları böyle yazılmıştır:

    97Rum diyarı söz ustalarının büyü kuran, mucize eserli şairi;

    98Çağın nüktedanlarının temiz anlayışlı şairi.

    99Doğuştan gelen bu yeteneğe rağmen ne şaşırtıcıdır ki

    100Felek zamanımı kaygı ve keder zindanına çevirir.

    101Bilgi edinmeye çalıştıysam günah mı işledim?

    102Bana böyle zulmetmesinin ve düşmanlık etmesinin nedeni nedir?

    103Felekten yakınmamı talihsizliğimden sanma;

    104Amacım yakamı onun eziyet elinden kurtarmaktır.

    105Dünyada benim için bundan daha yüce talih ve mutluluk olamaz:

    106Yaradılışımın bilgeliğinin ünü dünyanın kulağını doldurdu.

    107Bu olmasa bile şu devlet bana yetmez mi?

    108Senin gibi şanlı bir padişahın övgücüsü oldum.

    109Ekrem, şimdi içtenlikle duaya başla; çünkü

    110Söz sınıra ve sona gelince en büyük koşul duadır.

    111Dünya kıyamet gününe dek böyle yerinde kaldıkça,

    112İmkân meclisi insan türünün görünme yeri oldukça,

    113Padişah tam bir sağlıkla kudret tahtında otursun;

    114Tanrı’nın lütfu onu her zaman muzaffer kılsın.

    115Tanrı her işte yardımını ona yar ve yardımcı etsin;

    116Bütün zamanları gönül huzuru ve sevinçle geçsin.

    Hükümdar için kurulan dua, onu âlemin canı, göğün güneşi ve lütuf ufkunun ay ışığı sayan kozmik benzetmelerle ilerler. Son dizeler sağlık, zafer, ilahî yardım ve gönül ferahlığı ister; kasidenin ihtişamlı sıfatları böylece somut bir yönetim ve esenlik duasında toplanır.

Kavram sözlüğü (6) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Şiir, bağlı kaynakta Recaizade Mahmut Ekrem adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.

Atıf kanıtını aç ↗

Metin, Türkçe Vikikaynak'taki 7 sabit sayfa revizyonundan birleştirilmiştir (oldid: 98019, 98035, 98036, 98037, 98038, 98039, 98040). Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirNağme-i Seher/Kafiye-i Bâ/Yedinci Gazel
Meş'al-firûz-ı külliye-i gam âhtır bu şeb
Recaizade Mahmut Ekrem · Yedi beyitli gazel

Kavram sözlüğü

6 kavram bulundu.

şefkat

acıyarak koruma duygusu

pertev

ışık, parıltı

hurşîd

güneş

dâd-âver

Adalet dağıtan hükümdar.

şeb-çerâğ

Geceyi aydınlatan kandil veya parlak mücevher.

rahîk-i midhat

Övgünün kutsal meclis şarabına benzetilen özü.