Mu'ammer kıl cihân durdukça yâ Râb şâh-ı zî-şânı
Hükümdar için kurulan dua, onu âlemin canı, göğün güneşi ve lütuf ufkunun ay ışığı sayan kozmik benzetmelerle ilerler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Mu'ammer kıl cihân durdukça yâ Râb şâh-ı zî-şânı
Odur zîrâ hakîkatta vücûd-ı âlemin cânı
Nice şâh evc-i lutfun mâhtâb-ı âlem-ârâsı
Nice şâh âsmân-ı şevketin -i rahşânı
Zamâna lutf-ı tab'ı terbiyet-bâhşâ-yı âsâyiş
Cihâna feyz-i adli mâye-i iksîr-i umrânî
Müsellem destine şemşîr-i düşmen-gîr-i Behrâmî
Musahhar tigına ser-tâ-ser mülk-i cihânbânî
Murassa' şeb-çerağ-ı devletiyle tâc-ı Dârâyî
Muşa'şa' berk-ı tig-ı satvetiyle taht-ı Osmanî
Süleyman kevkebe Abdülazîz-i arş-mesned kim
Perestârı Ferîdûn u Sikender olsa erzânî
Hudâvend-i cîhân -i zî-şân-ı devrân kim
Kılar adi yedi iklîme ser-tâ-ser nigehbâni
Çerâg-efrûz-ı devlet -endâz-ı celâlet kim
Eder envâr-ı lutfu âlem-i imkânı nûrânî
O Fârûkî-şiyem Hâtem-kerem kim nev-be-nev eyler
Esâs-ı mülkü muhkem adl ü dâd u lutf u ihsânı
Dil-i pür feyzidir ol bahr-ı mevc-â mevc-i re'fet kim
Eder pür-dürr ü gevher kîse vü dâmân-ı imkânı
Cilâ-yı kalbimin mâh-ı felek meftûn u mecbûru
Safa-yı tab'ının ervâh-ı kudsî deng ü hayranı
O bir bedr-i münevverdir sipihr-i câh ü iclâle
Süreyyâ'dır ana cem'iyyet-i tertîb-i divânı
Ya bir hûrşîd-i gerdûn-ı sahâvettir ki hem-vâre
Zer ü sîm ile eyler bahr u berre -efşânî
Rahîk-ı midhatıdır ol şarâb-ı bezm-i kudsî kim
Verir keyfiyeti fikreyledikçe zevk-ı rûhânî
Nice takdîr olunsun pâye-i eyvân-ı iclâli
K'olur endîşesi hayret-fezâ-yı akl-ı insânı
Degil her şâha âsân mazhariyyet bu tecellîye
Aña mahsûstur bu mertebe dârât-ı sultânî
Kemâl-i himmeti hükm-i zamânı istese tagyîr
Kılar hem revnak-ı nevrûz-ı hengâm-ı zemistânî
Anıñçün söylemiş bu beyti gûyâ Nef'i-i üstâd
İlâhî nûr-ı gufrânıyla olsun kabri nûrânî
"Fürug-ı re'yi çerh-i devletin hem mihri hem mâhı
Kef-i cûdu cihân-ı himmetin hem bahrı hem kânı"
Güzâr eylerse farzâ sarsar-ı kûh-efken-i kahrı
eder bir külhan-ı âteş-feşân sahn-ı gülistânı
Bu heybet bu mehâbetle aceb mi olsa bî-şemşîr
İtâbı pençe-tâb-ı savlet-i Sâm u Nerîmânî
Felekte mâh-ı nev zanneyleme âyine-i çerhe
Kemâl-i tâbişinden düştü aks-i tig-ı bürrânı
Fürug-ı berk-ı tig-ı kahrı güm-râhân-ı a'dâya
Eder efrûhte peyk-i meş'al-i vâdi-i nîrânî
Degildir encüm-i seyyâre olmuş çerhe dek peyvest
Şerâr-ı na'l-i rahş-ı bâd-pây-ı hurde-cevlânı
Ne ra'nâ rahş-ı dil-keştir gâh'i gelse reftâra
Sanır bir şu'le-i cevvâledir seyreyleyen ânı
Degildir rahş bu bir bü'l-aceb seyr ü temâşâdır
Kim eyler cilvegeh her zerre-i nâçiz-i perrânı
Hırâm etse ne dem ol perçem-i müşgîn ile eyler
Nesîm-i gülşen-i firdevs-vârî anber-efşânî
Şitâb ettikçe gerd-i râhıdır ol ebr-i âteş kim
Şerâr-ı berk-ı dûzah-şu'ledir her katre bârânı
Kader kudret şehinşâhâ zafer yâver Hudâvendâ
Ayâ pîraye-i evreng-i iclâl-i cihânbânî
Sen ol şâhenşehe pür-cûd u himmetsin ki kıldın hep
Ferîh ü mükrim envâ'-ı ni'amla zîr-i destânî
Zamânında hüner kadri bilindi geçti ol dem kim
Hemân yeksân idi âlemde dânâyî vü nâ-dânî
Rüsûm-ı lutf u cûdun kalmamıştı nâmı dillerde
Bihamdi'llâh ki ihyâ eyledin âyîn-i ihsânı
Muhassıl her cihetle bir yegâne şâh-ı zî-şânsın
Ki mislin görmemiştir taht-ı âlî baht-ı Osmân-î
Dil ü tab'ı yine pür-neş'e kıldı feyz-i evsâfın
Aceb mi eylesem bu demde şevkıyle gazel-hânî
Ne efsûnkârdır ol şîvekârın çeşm-i fettânı
Eder yek nazarda berbâd hem dinî hem îmânı
Bulaşmaz gamzenin çâpüklüğünden kana dâmânı
Zemîn ü çerhi tutsa cûşiş-i hûn-ı şehîdânî
O rütbe âteşîndir -i hüsn-i nigeh sûzu
Ki hûrşid olamaz pîş-i nazarda âyinedânı
Ferâhem baht-ı nâ-sâzım gibi ebrû-yı pür-çîni
Müşevveş hâl-i mâhzunum gibi zülf-i perîşânı
Göñül hâhişger-i zahm-ı belâdır gamzesinden lîk
Degil ana müs'aid hükm-i baht-ı nâ-be-sâmânî
Ne sengîn-dil ne bî- ne bî-pervâdır ol âfet
Eder her dem dil-i bî-çâreye cevr-i firâvânî
Yine hep iktizâ-yı tâli'mindendir bu mihnetler
Revâ görmem o şûh-ı şer-keşe bî-hûde bühtânı
Tehî zannetme ey dil böyle hûn-rîz olduğun o mâh
Edermiş tigına seng-i fesân her cevher-i cânı
Hûdâvendâ benim ol şâ'ir-i i'câz-perver kim
Göreydi reşk ederdi şi'rimi Urfî vü Hâkânî
Kılar pür-neş'e ehl-i tab'ı câm-ı nazm-ı rengînim
Misâl-i sâgar-ı feyz-âver-i sahbâ-yı rümmânî
Nevâ-senc-i makal oldukça gâhî bülbül-i tab'ım
Girîbân-çâk eder gül gibi haclet andelîbânı
Mîdâdım her dem ihyâ-yı ma'ânî etmede eyler
Hacâletle rehîn-i deşt-i zulmet âb-ı hayvânı
Degildir bikr-i mazmûn tab'-ı pâk-i tâb-dârımda
Zelîha'dırk'olur âguş-gîr-i mâh-ı Ken'ânî
Yazılmış tâ-ezel ser-defter-i nazm-âverân üzre
Cenâb-ı tab'ımın bu vechile elkab u unvânı
Sühan-sencân-ı Rûm'un sihr-sâz-ı mu'cîz-âsârdır
Nüket-bînân-ı asrın şâ'ir-i pâkize-iz'ânı
Bu isti'dâd-ı mâderzâd ile ammâ acebdir kim
Felek zından eder endûh u gamla bana devrânı
Güneh mi işledim sa'y eyledimse kesb-i irfâna
Nedendir bilsem âyâ bana böyle zulm ü udvânı
Şikâyâtım felekten sanma bî-baht olduğumdandır
Garaz tahlîstir dest-i cefâsından girîbânı
Bañ bir bundan â'la baht u ikbâl olmaz âlemde
Ki tuttu tab'ımın gûş-ı cihânı sıyt-ı irfânı
O da olmazsa ger kâfi değil mi bana bu devlet
Kim oldum sen gibi bir şâh-ı zî-şânın senâ-hânı
Du'âya başla bu demlerde *Ekrem* sıdkla zîrâ
Du'âdır şart-ı a'zâm söz bulunca hadd ü pâyânı
Cihân kim rûz-ı rustâhîze dek böyle olup bercâ
Ola tâ-bezm-i imkân cilvegâh-ı nev'-i insânî
Kemâl-i âfiyetle taht-ı şevkette mekîn olsun
Muzaffer eylesin hemvâre zâtın lutf-ı Yezdânî
Hudâ yâr u mu'în etsin ana her işte tevfîkın
Safâ vü şâdi-i hâtırla geçsin cümle ezmânı
1Ey Tanrım, dünya durdukça o şanlı padişaha uzun ömür ver;
2Çünkü gerçekte o, dünyanın varlığına can veren kişidir.
3O nasıl bir padişahtır: lütuf doruğunun dünyayı süsleyen ay ışığıdır;
4O nasıl bir padişahtır: kudret göğünün parlak güneşidir.
5Yaradılışının lütfu zamana huzur veren bir eğitim sunar;
6Adaletinin feyzi dünyaya kalkınmanın iksirini verir.
7Behram’ın düşman avlayan kılıcı onun eline teslim edilmiştir;
8Dünyaya hükmeden ülkelerin tamamı kılıcına boyun eğmiştir.
9Devletinin mücevherli gece kandiliyle Dârâ’nın tacı,
10Kudret kılıcının parlayan şimşeğiyle Osmanlı tahtı ışıldar.
11Süleyman yıldızlı, arş makamlı Sultan Abdülaziz’e
12Feridun ile İskender’in hizmet etmesi yakışır.
13O, dünyanın hükümdarı ve çağın şanlı adalet dağıtanıdır;
14Adaleti yedi iklimin tamamını gözetir.
15Devletin kandilini yakıp yücelik ışığını yayar;
16Lütfunun ışıkları imkân âlemini aydınlatır.
17Ömer gibi adaletli, Hâtem gibi cömerttir; her defasında
18Adalet, doğruluk, lütuf ve iyiliğiyle ülkenin temelini güçlendirir.
19Feyiz dolu gönlü, dalga dalga merhamet taşıyan bir denizdir;
20İmkânın kesesini ve eteğini inci ile cevherle doldurur.
21Göğün ayı onun gönül parıltısına tutulmuş ve boyun eğmiştir;
22Kutsal ruhlar onun yaradılışındaki duruluğa şaşırıp hayran kalır.
23O, makam ve yücelik göğünde ışıklı bir dolunaydır;
24Düzenli divan topluluğu ise onun çevresindeki Ülker yıldızıdır.
25Ya da o, cömertlik göğünün bir güneşidir; durmadan
26Altın ve gümüşle karaya da denize de ışık saçar.
27Övgüsünün özü kutsal meclisin öyle bir şarabıdır ki
28Düşündükçe verdiği sarhoşluk ruha özgü bir zevk doğurur.
29Yücelik sarayının derecesi nasıl ölçülebilir?
30Onu düşünmek insan aklının şaşkınlığını artırır.
31Bu tecelliye erişmek her padişah için kolay değildir;
32Bu hükümdarlık mertebesi yalnız ona özgüdür.
33Yüce gayreti zamanın hükmünü değiştirmek istese
34Kış mevsimini Nevruz tazeliğiyle süsler.
35Üstat Nef‘î sanki bu yüzden şu beyti söylemiştir;
36Tanrı onun mezarını bağışının ışığıyla aydınlatsın:
37“Görüşünün ışığı devlet göğünün hem güneşi hem ayıdır;
38Cömert eli, himmet dünyasının hem denizi hem madenidir.”
39Dağ deviren öfke fırtınası bir kez geçse
40Gül bahçesini ateş saçan bir külhana çevirir.
41Bu heybet ve görkemle, kılıca gerek kalmadan
42Azarı Sâm ile Nerîmân’ın saldırısını alt etse şaşılır mı?
43Gökteki yeni ayı sanma; o, gök aynasına
44Keskin kılıcının büyük parlaklığından düşen yansımadır.
45Öfke kılıcının şimşek ışığı, yolunu şaşırmış düşmanlara
46Ateş vadisinin meşalesini taşıyan haberciler salar.
47Göğe kadar uzananlar gezegenler değildir;
48Küçük adımlarla çevik koşan rüzgâr ayaklı atının nal kıvılcımlarıdır.
49Ne güzel ve gönül çeken bir attır; yürümeye başlayınca
50Onu seyreden, dönen bir alev olduğunu sanır.
51Bu bir at değil, şaşırtıcı bir seyirliktir;
52Uçuşan en küçük zerreyi bile kendine görünme yeri yapar.
53Misk kokulu perçemiyle ne zaman salınsa
54Cennet bahçesinin yeli gibi amber saçar.
55Hızlandıkça yol tozu ateş dolu bir buluta döner;
56Yağmurunun her damlası cehennem alevli bir şimşek kıvılcımıdır.
57Ey kudretli padişah, ey zaferin yardım ettiği hükümdar;
58Ey dünyaya hükmeden yücelik tahtının süsü!
59Sen öylesine cömert ve himmetli bir padişahsın ki
60Halkını türlü nimetlerle ferahlatıp ağırladın.
61Senin çağında hünerin değeri bilindi; artık bilgeyle cahilin
62Dünyada bir tutulduğu o dönem geçti.
63Lütuf ve cömertlik geleneklerinin adı bile dillerde kalmamıştı;
64Tanrı’ya şükür ki iyilik töresini yeniden dirilttin.
65Kısacası her bakımdan eşsiz ve şanlı bir padişahsın;
66Osmanlı’nın yüce tahtı ve talihi senin benzerini görmemiştir.
67Niteliklerinin feyzi gönlümü ve yaradılışımı yine neşeyle doldurdu;
68Şimdi bu şevkle gazel söylesem şaşılır mı?
69O işveli güzelin fitneci gözü ne büyüleyicidir;
70Tek bakışta insanın hem dinini hem imanını yıkar.
71Gamzesinin çevikliği yüzünden eteğine kan bulaşmaz;
72Şehitlerin kanı yer ile göğü kaplayıp coşsa bile.
73Yakıcı bakışındaki güzellik ışığı öylesine ateşlidir ki
74Güneş onun karşısında ayna tutan biri bile olamaz.
75Çatık kaşı uyumsuz talihim gibi kıvrım kıvrımdır;
76Dağınık saçı üzgün hâlim gibi karmakarışıktır.
77Gönül, gamzesinden bela yarası ister; fakat
78Düzensiz talihin hükmü buna izin vermez.
79O afet ne katı yürekli, ne şefkatsiz, ne de pervasızdır;
80Yine de çaresiz gönle her an çokça eziyet eder.
81Bu sıkıntıların hepsi yine talihimin gereğidir;
82O başına buyruk güzele boş yere iftira etmeyi uygun görmem.
83Ey gönül, o ay yüzlünün böyle kan dökmesini amaçsız sanma;
84Her can cevheri onun kılıcına bileği taşı olurmuş.
85Ey hükümdar, ben öyle mucizeyi gözeten bir şairim ki
86Urfî ile Hâkânî şiirimi görse kıskanırdı.
87Renkli şiirimin kadehi, yaradılış sahiplerine neşe verir;
88Nar şarabının feyiz veren kadehi gibidir.
89Yaradılışımın bülbülü bazen sözün ezgisini ölçtüğünde
90Bülbüller gül gibi utanıp yakalarını yırtar.
91Mürekkebim her an anlamları diriltirken
92Ölümsüzlük suyunu utançla karanlıklar çölüne tutsak eder.
93Parlak ve temiz yaradılışımda el değmemiş mazmun sıradan bir bakire değildir;
94Kenan ayını kucaklayan Züleyha’dır.
95Şiir söyleyenlerin baş defterine ezelden
96Yaradılışımın adları ve unvanları böyle yazılmıştır:
97Rum diyarı söz ustalarının büyü kuran, mucize eserli şairi;
98Çağın nüktedanlarının temiz anlayışlı şairi.
99Doğuştan gelen bu yeteneğe rağmen ne şaşırtıcıdır ki
100Felek zamanımı kaygı ve keder zindanına çevirir.
101Bilgi edinmeye çalıştıysam günah mı işledim?
102Bana böyle zulmetmesinin ve düşmanlık etmesinin nedeni nedir?
103Felekten yakınmamı talihsizliğimden sanma;
104Amacım yakamı onun eziyet elinden kurtarmaktır.
105Dünyada benim için bundan daha yüce talih ve mutluluk olamaz:
106Yaradılışımın bilgeliğinin ünü dünyanın kulağını doldurdu.
107Bu olmasa bile şu devlet bana yetmez mi?
108Senin gibi şanlı bir padişahın övgücüsü oldum.
109Ekrem, şimdi içtenlikle duaya başla; çünkü
110Söz sınıra ve sona gelince en büyük koşul duadır.
111Dünya kıyamet gününe dek böyle yerinde kaldıkça,
112İmkân meclisi insan türünün görünme yeri oldukça,
113Padişah tam bir sağlıkla kudret tahtında otursun;
114Tanrı’nın lütfu onu her zaman muzaffer kılsın.
115Tanrı her işte yardımını ona yar ve yardımcı etsin;
116Bütün zamanları gönül huzuru ve sevinçle geçsin.
Metnin kaynağı
Şiir, bağlı kaynakta Recaizade Mahmut Ekrem adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.
Atıf kanıtını aç ↗Metin, Türkçe Vikikaynak'taki 7 sabit sayfa revizyonundan birleştirilmiştir (oldid: 98019, 98035, 98036, 98037, 98038, 98039, 98040). Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Meş'al-firûz-ı külliye-i gam âhtır bu şebRecaizade Mahmut Ekrem · Yedi beyitli gazel→
Hükümdar için kurulan dua, onu âlemin canı, göğün güneşi ve lütuf ufkunun ay ışığı sayan kozmik benzetmelerle ilerler. Son dizeler sağlık, zafer, ilahî yardım ve gönül ferahlığı ister; kasidenin ihtişamlı sıfatları böylece somut bir yönetim ve esenlik duasında toplanır.