DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Muallâ dervişiz, yoksulluk ve yokluk yolunun âşıklarıyız
Şiir · 17. yüzyıl

Muallâ dervişiz, yoksulluk ve yokluk yolunun âşıklarıyız

Şiir, konuşan topluluğu dünya varlığından geçen derviş âşıklar olarak tanımlar ve bağlılığını Ehl-i beyt ile dört halifeye dayandırır. İmamlar sırayla din rehberi, takva önderi ve gönül gözüne sürme sayılır; Kerbelâ uğruna can veren öncüler örnek alınır. Son bölümde bozulmuş zamanın fitnesi, Mehdi’nin gelişinin yaklaşmasıyla yorumlanır; tekrarlanan Hüseyin ve Kerbelâ dizesi bütün bölümleri ortak bir sadakat yemini altında toplar.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Muallâ dervişüz fakr u fenâyîlerdenüz âşık

    Beka arzûsun etmiş bî bekayîlerdenüz âşık

    1Biz yüce dervişleriz; yoksulluk ve yokluk yolunun âşıklarıyız.

    2Kalıcı olmayı arzulayan, kendisi geçici âşıklardanız.

    Açılış, dervişliği yoksulluk ve benlikten geçişle tanımlar. Kalıcılığı isteyen kişinin kendi faniliğini bilmesi, topluluğun ilk inanç ölçüsüdür.

  2. 2

    Yakîn-i bende-i ’yîlerdenüz âşık

    Muhîbb-i -ı bâsafâyîlerdenüz âşık

    1Âl-i Abâ’nın bağlı kullarından olduğumuza kesinlikle inanırız.

    2Temiz dört halifenin sevgisine bağlı âşıklardanız.

    Âl-i Abâ’ya kulluk ile dört halifeye sevgi yan yana getirilir. Şiir, Ehl-i beyt bağlılığını ilk halifeleri dışlayan bir karşıtlık olarak kurmaz.

  3. 3

    Sadâkatte Ebû Bekr-i gınâyîlerdenüz âşık

    Hasen hakkı Hüseyn-i Kerbelâ’yîlerdenüz âşık

    1Sadakat bakımından Ebû Bekir’in manevî zenginliğine bağlıyız.

    2Hasan hakkı için Hüseyin ve Kerbelâ yolunun âşıklarıyız.

    Ebû Bekir sadakatin örneğidir; nakarat ise bağlılığı Hasan hakkı ve Hüseyin’in Kerbelâ’sına yöneltir. İki soy çizgisi aynı yeminde birleşir.

  4. 4

    Ulu himmet imâm-ı nâm-ı Zeynel’âbidîn’indir

    Delâletler İmâmı Bâkır’ın erbâb-ı dînindir

    1Büyük himmet ve imamlık şanı Zeynelâbidîn’indir.

    2Doğru yolu gösterme, İmam Bâkır’a bağlı din ehlinindir.

    Zeynelâbidîn’in himmetiyle Bâkır’ın yol göstericiliği ayrı görevler olarak anılır. İmam adları yalnız sayılmaz, din içindeki işlevleri de belirtilir.

  5. 5

    İmâmı Ca’fer’in sıdkı kamu ashâb-ı dînindir

    Oların iştiyâkı sînede âdâb-ı dînindir

    1İmam Cafer’in doğruluğu bütün din dostlarının doğruluğudur.

    2Onlara duyulan özlem, göğüste dinin edebi olarak yaşar.

    Cafer’in sıdkı bütün din dostlarına yayılır; imamları özlemek göğüste taşınan bir edep olur. Duygu böylece davranış kuralına dönüşür. “İmâmı Ca’fer’in sıdkı” sözü “Oların iştiyâkı sînede” dizesindeki sonucu görünürleştirir.

  6. 6

    İmâmı Mûsi-i Kâzım Rızâyî’lerdenüz âşık

    Hasen hakkı Hüseyn-i Kerbelâ’yîlerdenüz âşık

    1İmam Mûsâ Kâzım ile Rızâ’ya bağlı âşıklardanız.

    2Hasan hakkı için Hüseyin ve Kerbelâ yolunun âşıklarıyız.

    Mûsâ Kâzım ile Rızâ’nın ardından değişmeyen Kerbelâ dizesi gelir. Tekrar, imamlar silsilesinin merkezine Hasan ve Hüseyin sevgisini yerleştirir.

  7. 7

    Ali İbn-i İmam Mûsâ bizim din rehnümâmızdır

    Takî’nin zâkiriyiz zühd ü takvâ pîşüvâmızdır

    1İmam Mûsâ’nın oğlu Ali bizim din yol göstericimizdir.

    2Takî’yi anarız; zühdün ve takvanın önderi odur.

    Ali bin Mûsâ yol gösterici, Takî ise zühd ve takva önderidir. Bu birim bilgi ile ahlâkı iki ayrı imamın adı üzerinden tamamlar. “Ali İbn-i İmam” biçimindeki başlangıç “Takî’nin zâkiriyiz zühd” sözüyle anlam kazanır.

  8. 8

    Nakî ile Takî hem evliyâmız etkıyâmızdır

    Abîr-i âstânı can gözüne tûtiyâmızdır

    1Nakî ile Takî velilerimiz ve takva sahiplerimizdir.

    2Eşiğinin güzel kokulu toprağı gönül gözümüzün sürmesidir.

    Nakî ve Takî veli sayılır; eşiklerinin toprağı gönül gözüne sürme olur. Maddî toprak, manevî görmeyi açan değerli bir nesneye çevrilir. “Nakî ile Takî” ifadesi “Abîr-i âstânı can” devamına bağlanan odağı kurar.

  9. 9

    Muhibb- Aiskerîlerden duâyîlerdenüz âşık

    Hasan hakkı Hüseyn-i Kerbalâ’yîlerdenüz âşık

    1Askerî’nin sevenlerinden ve ona dua edenlerdeniz.

    2Hasan hakkı için Hüseyin ve Kerbelâ yolunun âşıklarıyız.

    Basılı ‘Muhibb-’ yüzeyi tamamlanmadan Askerî sevgisine bağlanır; ardından Kerbelâ nakaratı döner. Kaynak kusuru sessiz bir ekle düzeltilmez.

  10. 10

    Haber aldık bu râh-ı aşka bizden ön gelenlerden

    uğruna cân ü serin kılanlardan

    1Bu aşk yolunun haberini bizden önce gelenlerden aldık.

    2Hasan ile Hüseyin uğruna canını ve başını verenlerdeniz.

    Aşk yolunun bilgisi önceki kuşaklardan gelir; bu miras, Hasan ile Hüseyin uğruna can ve baş verme örneğiyle açıkça doğrulanır. “Haber aldık bu” başlangıcıyla “İmâmeyn uğruna cân” sonucu aynı anlam çizgisinde buluşur.

  11. 11

    Baş açık yalın ayak Kerbelâ’larda yelenlerden

    Biziz ol Çârıyâr’ı bir görüp te hem bilenlerden

    1Kerbelâ’da baş açık, yalın ayak koşanlardanız.

    2Dört halifeyi bir bütün olarak görüp bilenler biziz.

    Kerbelâ’da yalın ayak koşmak bedensel fedakârlığı görünür kılar. Dört halifeyi bir bilme sözü, topluluğun kapsayıcı bağlılık beyanıdır. “Baş açık yalın” ile “Biziz ol Çârıyâr’ı” arasında kurulan bağ anlamı tamamlar.

  12. 12

    Ömer Osman Aliy-yel- Mürtezâ’yîlerdenüz âşık

    Hasen hakkı Hüseyn-i Kerbelâ’yîlerdenüz âşık

    1Ömer, Osman ve Aliyyü’l-Murtazâ yolunun âşıklarıyız.

    2Hasan hakkı için Hüseyin ve Kerbelâ yolunun âşıklarıyız.

    Mahlasın geçtiği dize Ömer’i Osman ve Aliyyü’l-Murtazâ ile birlikte anar. Şair kendi adını kutsal adlar arasına eşsesli bir bağla yerleştirir.

  13. 13

    Ömer çarhın sütûnu oynadı ya çenberi şaştı

    Ya bârân-ı fesâd ü fitne yağdı sular taştı

    1Ömer, feleğin direği mi oynadı, yoksa çemberi mi şaştı?

    2Yoksa fesat ve fitne yağmuru yağdı da sular mı taştı?

    Feleğin direği ile çemberinin bozulması kozmik düzenin sarsıldığını düşündürür; fitne yağmuru ve taşan su bu krizi dünyaya indirir. “Ömer çarhın sütûnu” başlangıcı, “Ya bârân-ı fesâd” devamıyla anlam yönünü belirginleştirir.

  14. 14

    Safâ kalmadı bir yerde hevâ ye’cûcu karcaştı

    İmâmı Mehdi-i devr-i zamânın vakti yaklaştı

    1Hiçbir yerde huzur kalmadı; hevesin Ye’cûc’u birbirine karıştı.

    2Devrin İmam Mehdi’sinin gelme vakti yaklaştı.

    Huzurun yokluğu ‘heves Ye’cûc’u’ imgesiyle açıklanır. Kargaşanın sonuna Mehdi’nin yaklaşan zamanı bir kurtuluş ufku olarak konur. İlk dizedeki “Safâ kalmadı bir”, ikinci dizedeki “İmâmı Mehdi-i devr-i” sözüyle birleşir.

  15. 15

    Ana bin cân ile biz ser fedâyîlerdenüz âşık

    Hasen hakkı Hüseyn-i Kerbelâyîlerdenüz âşık

    1Onun uğruna bin canla başımızı feda eden âşıklardanız.

    2Hasan hakkı için Hüseyin ve Kerbelâ yolunun âşıklarıyız.

    Son birim başı bin canla feda etme sözü verir ve Kerbelâ nakaratına döner. Şiir, tarih anlatısını kişisel bağlılık yeminiyle kapatır. “Ana bin cân” ifadesinin yönü “Hasen hakkı Hüseyn-i” sözünde tamamlanır.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Ergun 1936 No.626 tam gövdesindeki görünür mahlas: L23 “Ömer Osman Aliy-yel- Mürtezâ’yîlerdenüz âşık”; L25 “Ömer çarhın sütûnu oynadı ya çenberi şaştı”. Koleksiyon yerleşimi yalnız destekleyicidir.

Atıf kanıtını aç ↗

Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), basılı No.626, PDF 492–493; 15 birim/30 dize. Başlangıç, gövde, bitiş ve sonraki sınır için görsel kanıt kayıt altındadır. Kaynak aparatı: L17 “Muhibb-”: Basılı yüzeyde izafet harfi görünmüyor; sessizce eklenmedi. Tarama yeniden dağıtılmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirMübtelâyım hâtırımdan fikr-i yâr eksik değilÂşık Ömer · Şiir

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

fakr u fenâ

Maddî benlikten ve geçici varlıktan sıyrılma.

Âl-i Âbâ

Hz. Muhammed, Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’den oluşan Ehl-i beyt.

Çâryâr

İlk dört halife.

rehnümâ

Yol gösterici.

tûtiyâ

Göze sürülen sürme; değerli şifa imgesi.

İmâmeyn

Burada Hasan ile Hüseyin.

ifnâ

Yok etme, feda etme.

Ye’cûc

Kargaşa imgesi olarak kullanılan Ye’cûc.