Nagâh yağma eyledi ışk odu canumuzu
On beyit boyunca her kafiye birinci çokluk iyelikle biter: canumuzu, nişanumuzu, dükkânumuzu, mekânumuzu. Şiir bir “biz” kurar ve bu bizin tanımlanmasına, ölçülmesine, adlandırılmasına tek tek karşı çıkar. Ticaret dilinden alınmış kelimelerle kurulan dükkân imgesi önce yıkılır, sonra kâr-zarar defteri büsbütün ortadan kaldırılır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
yağma eyledi ışk odu canumuzu
Hiç kimse nitelükden virmez nişanumuzu
1Aşk ateşi ansızın canımızı yağmaladı
2Artık kimse niteliğe dayanıp nişanımızı veremez
- 2
Nice nişan vireler yoldan soralar
Çün elden bırakdurdu dîn ü îmânumuzu
1Nasıl nişan verecekler, hangi yoldan soracaklar
2Çünkü din ve imanımızı elden bıraktırdı
Soru kimliğin değil yöntemin sorusu: tarif edebilmek için önce sorulacak bir yol gerekiyor. İkinci dize şiirin en açık melâmet hamlesi. Sonraki beyitler bu hükmü geri almıyor, sınırlandırıyor: iddia bir inkâr değil, aracın ortadan kalkması.
- 3
Ne îmâna bakdurur ne hud dine tapdurur
Kendüyle bile dutar yıkdı dükkânumuzu
1Ne imana baktırır ne de dine kulluk ettirir
2Kendisiyle birlikte tutar; dükkânımızı yıktı
Beyit önceki dizeyi açıklıyor: aşk dini başka bir nesneyle değiştirmiyor, âşığı kendisiyle birlikte tutuyor. “Tapmak” burada bugünkü anlamından çok hizmet etmek demektir. “Dükkân” şiirin iktisadî mecazını başlatıyor: benlik bir dükkândır.
- 4
Verdi birlikden şarab kıldı dükkânı harab
Cümlesini terkitdük ziyânumuzu
1Birlikten şarap verdi, dükkânı harap etti
2Kârımızı zararımızı, hepsini terk ettik
Şarabın kaynağı belirtiliyor: “birlikden”, yani vahdetten sunuluyor — sarhoşluk duygusal değil öğretiye bağlı bir hâl. İkinci dize yıkılan dükkân imgesini tamamlıyor: kaldırılan şey kâr ile zararın dengesi değil, defterin kendisi.
- 5
Ne var ne ziyan gelsün canuna kıyan
Cümlesinden geçüben bulduk sultânumuzu
1Ne kâr var ne zarar; canına kıyan gelsin
2Hepsinden geçerek sultanımızı bulduk
“Gelsün canuna kıyan” çağrısı şiiri bir rapordan davete çeviriyor ve bedeli ödülden önce söylüyor. İç kafiye ziyan / kıyan dizenin belini tutuyor. Sultana ulaşmak da “cümlesinden geçmek” şartına bağlanıyor.
- 6
Çünki oldu bilelik kaldı nitelik
Ayruluk söylemeğe komaz lisânumuzu
1Birliktelik olunca nelik ve nitelik geride kaldı
2Dilimiz ayrılık söylemeye elvermez
“Nelik” mahiyet, “nitelik” vasıf demek; ikisi de medrese tanımının temel sorularıdır ve beyit ikisini birden geride bırakıyor. “Nitelük” matladan geri dönüyor. Ayrılığı söyleyemeyiş bir yasak değil bir yetersizlik: dil elvermiyor.
- 7
Yüzbin lisancı gelür yüzbin can yolda kalur
Yüzbin gözler göremez bizüm cevlânumuzu
1Yüz bin dil bilen gelir, yüz bin can yolda kalır
2Yüz bin göz bizim cevlânımızı göremez
“Yüzbin” bir beyitte üç kez geçiyor; sayı gerçek bir nicelik değil, “kaç olursa olsun” demenin yolu. “Lisancı” yani tercüman, bir önceki beytin “lisân”ıyla eşleşiyor: söyleyemeyen dilin yerine geçmeye kalkan taraf tam da başarısız olan.
- 8
Gözler nite göriser kimse nite iriser
İki cihandan öte kurdı sayvanumuzu
1Gözler nasıl görecek, kimse nasıl erişecek
2Çadırımızı iki cihandan öte kurdu
“-iser” eki Eski Anadolu Türkçesinin gelecek zamanıdır (göriser: görecek) ve on beşinci yüzyıldan sonra kullanımdan düşer; metnin eskiliğinin en güvenilir işaretlerinden biri. “Sayvan” çadır demek ve “bizi” iki âlemin ötesine yerleştiriyor.
- 9
Görlüm imdi bu kândan ne biter bu ma’denden
Ayrılmazuz birlikden bulduk mekânumuzu
1Şimdi görelim bu ocaktan, bu madenden ne çıkar
2Birlikten ayrılmayız, mekânımızı bulduk
“Kân” ile “ma’den” aynı şeyi iki kez söylüyor; tekrar, kaynağın bereketini vurgulamanın yolu. Şiirin geleceğe döndüğü tek beyit burası. Kaynakta “görelim” beklenen kelime “Görlüm” biçiminde dizili; dizgi olduğu gibi bırakıldı.
- 10
Said imdi yüri var çün bir oldu bu ikrar
Hîç makamdan virmesün kimse nişanumuzu
1Said, şimdi yürü git; çünkü bu ikrar bir oldu
2Kimse hiçbir makamdan bizim nişanımızı vermesin
Mahlas beyti matlaın kafiye kelimesini geri getirerek daireyi kapatıyor: şiir “kimse nişanumuzu veremez” diye açılmış, “kimse vermesin” diye bitiyor. “İkrar” yola girenin verdiği sözün, “makam” derecelerin adıdır; yasak geleneğin kendi terimlerine yöneliyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144129 numaralı sürüm esas alındı; Ergun'un derlemesindeki üçüncü manzume ve beş metnin en uzunu. Dokuzuncu beytin ilk dizesi kaynakta “Görlüm imdi bu kândan” biçiminde dizili; “görelim” beklenirdi, düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Şiirin redifi ilk beyitte belli oluyor: bütün kafiyeler birinci çokluk iyelik ekiyle bitecek, yani her beyit bir şeyi “bizim” diye sahiplenerek kapanacak. Bu topluluğun karşısında “nagâh” duruyor — olay ansızın ve seçilmeden gelmiş.