DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Muhyiddin Abdal/Nefsini Bilmeyen Kes Can Olamaz
Gazel · 16. yüzyıl

Nefsini Bilmeyen Kes Can Olamaz

Bir insan-ı kâmil ölçütü listesi: her beyit bir şart koyar ve şartı yerine getirmeyenin ne olamayacağını söyler. Redif olan “olamaz” şiiri baştan sona olumsuz bir tanım hâlinde yürütür; dört kapı sırayla anılır, makta Süleyman kıssasına bağlanır.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Nefsini bilmeyen kes can olamaz

    Özü hayvandürür insan olamaz

    1Nefsini bilmeyen kişi can olamaz;

    2özü hayvandır, insan olamaz.

    Matla, “nefsini bilen Rabbini bilir” sözünü olumsuzundan kuruyor. Redif olan “olamaz”, gazelin her beytinde bir eşiği kapatacak: şiir boyunca ne olunabileceği değil, hangi şart yerine gelmezse ne olunamayacağı sayılıyor. “Kes” ile “can” arasındaki fark, canlı olmak ile yola girmiş olmak arasındaki farktır.

  2. 2

    Ol heman serserî gezer yabanda

    Vücûdu şehrine sultan olamaz

    1O, hemen başıboş, yabanda gezer;

    2kendi beden şehrine sultan olamaz.

    Beden bir şehir, kişi de onun hükümdarı sayılıyor; nefsini bilmeyense surların dışında, yabanda kalıyor. “Serserî” ile “sultan” aynı kişinin iki ihtimalidir: içeride hüküm süren ya da dışarıda dolaşan. Şehir mecazı, bu gazelin insanı bir düzen olarak görüşünü tek dizede özetliyor.

  3. 3

    Nutku yoktur ânın hem canı cindir

    Hayâtı olamaz

    1Onun konuşması yoktur, canı da cindir;

    2hayatı ölümsüzlük çeşmesi olamaz.

    “Nutk” burada ses değil mânalı söz demek; sözü olmayanın canı da görünmeyen bir cine indirgeniyor. Karşısına konan “çeşme-i hayvan” âb-ı hayat kaynağıdır: söz sahibi olmayan ömür, içildikçe diriltmez, yalnızca akıp gider.

  4. 4

    oturur yüz yıllık yolda

    Iraktır yakını olamaz

    1Yüz yıllık yolun üstünde diz dize oturur;

    2yakını uzaktır, konuk olamaz.

    Oturmak ile yol almak karşılaştırılıyor: yüz yıllık mesafenin başında kıpırdamadan durana yakın olan bile uzak düşüyor. “Mihman” tasavvufta erenlerin sofrasına kabul edilen kişidir; hareketsizlik burada yalnızca mesafe değil, davetsizlik üretiyor.

  5. 5

    Bu yola gelip de rızâ vermeyen

    Teslîm-i Hak olub kurbân olamaz

    1Bu yola gelip de rıza göstermeyen,

    2Hakk'a teslim olup kurban olamaz.

    Bektaşî erkânının iki anahtar sözü yan yana geliyor: “rızâ” ikrar verilirken gösterilen gönüllülük, “kurbân” ise o gönüllülüğün bedelidir. Yola girmiş olmak yetmiyor; şair kabulü değil, kabulün ardından gelen teslimi şart koşuyor.

  6. 6

    Hüsnü gibi hulku aziz olmayan

    Mısır’a Yûsuf-i Ken’ân olamaz

    1Güzelliği gibi huyu da değerli olmayan,

    2Mısır'a Ken'anlı Yusuf olamaz.

    “Hüsn” ile “hulk” — yüz güzelliği ile huy güzelliği — divan şiirinin sürekli eşlediği çifttir. Yusuf kıssası burada güzelliği övmek için değil, güzelliğe eşlik eden ahlakın hükümranlık kazandırdığını söylemek için çağrılıyor: Mısır'a varan yüz değil, huydur.

  7. 7

    Yüzünde hak Fâtiha’yı bilmeyen

    Akl-i kâmil olamaz.

    1Yüzünde yazılı Fâtiha'yı bilmeyen,

    2olgun akıl, irfan ehli olamaz.

    Hurufî okumanın en açık göründüğü beyit: insan yüzü, üzerine Fâtiha yazılmış bir levha sayılıyor. Şair okunacak metni kitaptan çehreye taşıyor; bilgi dışarıda değil, karşındaki insanın yüzündedir. Kaynakta bu dize gazel ortasında noktayla kapanıyor.

  8. 8

    Şerîatte edebin saklamayan

    Tarîkatte pişip olamaz.

    1Şeriatte edebini korumayan,

    2tarikatte pişip kebap olamaz.

    Dört kapının ilk ikisi sırayla anılıyor ve ikincisine ilkinden geçilmeden varılamayacağı söyleniyor. “Büryan” ateşte pişmiş et demek; olgunlaşmayı ısıyla anlatan bu mecaz, tarikatı bir ders değil bir fırın olarak resmediyor.

  9. 9

    âbından içip kanmayan

    Hakikat bâbında ummân olamaz

    1Marifet suyundan içip kanmayan,

    2hakikat kapısında umman olamaz.

    Dört kapının kalan ikisi de aynı sırayla geliyor ve mecaz suda birleşiyor: marifet içilen su, hakikat ise olunacak denizdir. Bir yudum ile bir umman arasındaki ölçek farkı, iki kapı arasındaki mesafeyi tek kelimeyle veriyor.

  10. 10

    Muhyeddin kuş dilinden anlamayan

    Göklere uçup Süleymân olamaz

    1Muhyeddin, kuş dilinden anlamayan,

    2göklere uçup Süleyman olamaz.

    Makta, gazelin bütün şartlarını tek kıssada topluyor: kuşların dilini bilen Süleyman, erenlerin remzî diline vâkıf olanın örneğidir. Şiir “can olamaz” ile açılıp “Süleymân olamaz” ile kapanarak redifi en alt basamaktan en yüksek makama taşıyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 143963 numaralı sürüm esas alındı; sayfa Sadettin Nüzhet Ergun'un “Bektaşî Şairleri ve Nefesleri” taramasının 144-157. yapraklarını topluca aktardığı bölüm sayfasıdır, bu yüzden şairin bu partideki bütün şiirleri aynı adresi ve aynı sürüm numarasını taşır. Metin Ergun'un “—7—” sıra numarasıyla dizdiği gazeldir; sıra numarası metne alınmadı ve nazım şeklini kitabın “— Gazel —” tasnif başlığı belirledi. Yirmi dizenin yirmisi de 11 hecedir, yani divan biçimi halk ölçüsüyle doldurulmuş. Kaynakta yedinci ve sekizinci beyitlerin son dizeleri gazel ortasında noktayla kapanıyor (“…ehl-i irfân olamaz.”, “…büryan olamaz.”); bu noktalar dizgi artığıdır ama metinden çıkarılmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirŞükür Elhamdülillâh
Şükür elhamdülillâh
Muhyiddin Abdal · Nefes

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

nefs

kişinin arzu ve benlik yanı

çeşme-i hayvan

âb-ı hayat çeşmesi, ölümsüzlük suyunun kaynağı

dizbediz

diz dize, olduğu yerde kıpırdamadan

mihman

misafir, konuk

büryan

ateşte pişmiş, kızarmış et

ma’rifet

dört kapının üçüncüsü; Hakk'ı gönülle bilme

ehl-i irfân

irfan sahibi, gönül bilgisine ermiş kimse

kuş dili

erenlerin remzî, gizli dili; Süleyman'ın bildiği söylenen dil