Niçe bir bu mihnet-i hicrâna katlansam gerek
Konuşan ayrılık sıkıntısına ve sonu olmayan kedere daha ne kadar katlanacağını sorar; sönmeyen aşk ateşi ciğerini yakar. Tabip sevgiliden çare bekler, kaşın okunun göğsüne gönderilmesini bile ister. Başı açık abdal olarak gam mahallesinde kavuşma güneşini arar; ayrılık bulutunun yağmuruna dayanır. Sevgilinin ilgisizliği ve ertelenen vaadi ardından Ömer’in serseri dolaşması, ay yüzlünün gidişi ve kaynakta kapalı “seri” yüzeyi ecel çağrısına bağlanır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Niçe bir bu katlansam gerek
Tâ bekey katlansam gerek
1Bu ayrılık sıkıntısına daha ne kadar katlanmam gerek?
2“Tâ bekey” sonu olmayan kedere katlanmam gerek?
- 2
Şöyle bildim âteş-i aşkı söyünmez varayım
Tâ dönünce ciğerim katlansam gerek
1Aşk ateşinin sönmediğini böylece bildim; varayım;
2Ciğerim bütünüyle yanana dek katlanmam gerek.
Konuşan aşk ateşinin sönmezliğini deneyimle öğrendiğini söyler; “varayım” eylemin yönü açık kalır. Ciğerin büryan olmasına kadar katlanmak, iç organı pişiren ateşi dayanmanın ölçüsü ve son sınırı yapar.
- 3
Yaralıyım ey tabîbim bâri kıl geldim eme
Olmaz ey âşık bu derdin çâresi olmaz deme
1Yaralıyım ey tabibim, bari gel emek ver;
2‘Ey âşık, bu derdin çaresi olmaz’ deme.
Sevgili “tabîb” diye çağrılır, yaralı kişi ondan hiç değilse emek ve bakım ister. Çaresizlik hükmünü önceden söylememesi özellikle talep edilir; tedavi garantisi değil, çare ihtimalinin dille kapatılmaması beklenir.
- 4
Tîrini ey kaşı yâ gönder derûn-i sîneme
Ben o zahm-i katlansam gerek
1Ey kaşı yay, okunu göğsümün içine gönder;
2O yabancı neşterinin yarasına katlanmam gerek.
Keman kaşın oku sevgilinin yaralayıcı bakışıdır; konuşan onu kendi sinesine göndermesini ister. “Neşter-i peygâne” yabancı cerrahi alet ve yara çağrışımı taşır, katlanış saldırıyı gönüllü kabul etmeye dönüşür.
- 5
Baş açık ebdâlinim ey nûr-i ahsen mâh rû
Subha dek kılmaktayım cüstücû
1Ey en güzel nur, ay yüzlü; başı açık abdalınım;
2Sabaha dek gam mahallende aramaktayım.
Başı açık abdal, dünyevi korunma ve statüden sıyrılmış gezgindir; ay yüzlü sevgili “nûr-i ahsen” diye en güzel ışık olur. Sabaha dek gam mahallesindeki cüstücu, hem kişiyi hem aydınlığı arayan gece yürüyüşüdür.
- 6
Tâ kılınca mihr-i vaslın başıma ey meh tulû
gelen bârâna katlansam gerek
1Kavuşma güneşin başıma doğuncaya dek ey ay;
2Ayrılık bulutundan gelen yağmura katlanmam gerek.
Vuslat “mihr” yani güneş olarak başa doğacaktır, fakat zaman belirtilmez. O ana dek ayrılık “ebr”inden yağan yağmur gözyaşı ve sıkıntıyı göksel hava hâline getirir; âşık bu sürekli yağışa dayanır.
- 7
Ey perî bâis nedir bilsen bu
Kara zülfün gibi düşmüşken uzun sevdâlara
1Ey peri, bu ilgisizliğin sebebi nedir bilsen;
2Kara saçın gibi uzun sevdalara düşmüşken.
Sevgilinin istiğnası ilgisizlik ve kendine yeterliktir; konuşan bunun sebebini bilse diye kapalı bir istek kurar. Kara saç gibi uzun sevdalara düşmek renk ile süreyi birleştirir, zülfün fiziksel uzantısını yaşanan zamana taşır.
- 8
Vaslın ikrâr eyleyüp saldın beni ferdâlara
Bir zaman ol katlansam gerek
1Kavuşmayı kabul edip beni yarınlara bıraktın;
2Bir zaman o vaat ve söze katlanmam gerek.
Sevgili vuslatı ikrar etmiş, fakat kişiyi “ferdâ”lara, bitmeyen yarınlara salmıştır. Vaad ile peyman aynı söz yükümlülüğünü iki kez güçlendirir; konuşan belirli bir süre değil sözün belirsiz ertelenmesine katlanır.
- 9
Gezdin ey Âşık Ömer bu yolda her dem serserî
Ben gelince gitme dedim gitti ol mâh-ı perî
1Ey Âşık Ömer, bu yolda her an serseri gezdin;
2‘Ben gelince gitme’ dedim, o ay yüzlü peri gitti.
Mahlaslı hitap Ömer’in aşk yolunda “her dem serserî” dolaştığını kayda geçirir. “Ben gelince gitme” çağrısına rağmen ay yüzlü perinin gitmesi, zamanlaması kaçırılmış karşılaşmayı ve yolculuğun ters yönlerini gösterir.
- 10
Bir dem âsân ediyor mu râh-ı aşkında seri
Ey ecel billâhi ben de câna katlansam gerek
1Aşk yolunda “seri” bir an kolay ediyor mu [yüzey kapalı]?
2Ey ecel, Allah için ben de cana katlanmam gerek.
Kaynaktaki “seri” olağandışı yüzeydir; onu baş, hız veya başka söze tahminle bağlamak yerine soru açık tutulur. Son dizede ecele sesleniş cana katlanmayı ölümle yüzleşme alanına taşır, fakat kesin ölüm arzusu eklenmez.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.346 gövdesinde “Gezdin ey Âşık Ömer bu yolda her dem serserî” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n346-C73097905615. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.346, PDF 278–279; 10 iki dizelik birim/20 dize. Kaynak aparatı: dize 2 “Tâ bekey”: SOURCE_VISIBLE_JOINED_SURFACE_PRESERVED_NO_GUESS dize 19 “seri”: SOURCE_VISIBLE_ODD_SURFACE_PRESERVED_NO_GUESS Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
“Niçe bir” dayanmanın süresini sorgular, “mihnet-i hicrân” ayrılığı ağır emek ve eziyet yapar. Kaynaktaki birleşik “Tâ bekey” korunur; sonsuz “endûh-i bîpâyân” ile soru zaten bitişsiz kederi anlatır.