Niçe bir çeksem gerek dred ü firâk u ıztırâb
Her birim “niçe bir” sorusuyla acının daha ne kadar süreceğini sorar: kanlı gözyaşı, ters dönen felek, aşk zehri, unutulan ahit, gurbet yangını ve bülbül dili aralıksız tekrarlanır. Kara talihin dönüşü, sitemkâr sevgilinin esareti ve yollarda tükenen ömür sonunda Ömer’in gizli sırlarının kapı açıp açmayacağı kapalı basılı “fet h-i bâb” yüzeyiyle bırakılır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Niçe bir çeksem gerek u ıztırâb
Niçe bir aksın gözümden dâimâ bu kanlı âb
1Dert, ayrılık ve ıstırabı daha ne kadar çekmem gerekir?
2Bu kanlı su gözümden daha ne kadar sürekli aksın?
- 2
Niçe bir bu aksine devr eylesün
Niçe bir yansun ciğer olsun kara bağrım kebâb
1Bu ters giden felek daha ne kadar aksine dönsün?
2Ciğer daha ne kadar yansın, kara bağrım kebap olsun?
Felek “kecrev”, yani eğri/ters giden bir harekete sahiptir ve dönüşünü konuşanın aleyhine sürdürür. Ciğerin yanıp kara bağrın “kebâb” olması kozmik tersliği bedensel pişmeye çevirir; gökteki devinim iç organı yakar.
- 3
Niçe bir ben dembedem nûş eyleyim
Niçe bir derd ü belâyı başıma dûş eyleyim
1Aşk zehrini daha ne kadar sürekli içeyim?
2Dert ve belayı daha ne kadar başıma düşüreyim?
Aşk “zehr”dir ve konuşan bunu “dembedem” kendi eliyle nûş eder; acı gönüllü içme hareketi kazanır. Dert ile belayı başa “dûş eylemek” de yükü dışarıdan beklemek yerine üzerine düşürme biçiminde öz sorumluluk sorusu kurar.
- 4
Niçe bir nâhak yere ahdim eyleyim
Niçe bir gurbet diyârında yanam mest ü harâb
1Haksız yere ahdimi daha ne kadar unutayım?
2Gurbet diyarında daha ne kadar sarhoş ve yıkık yanayım?
“Ahdim ferâmûş” verilen sözün unutulmasını anlatır, “nâhak yere” bunun haksızlığını vurgular. Gurbet diyarındaki yanışa “mest ü harâb” sıfatları eşlik eder; sarhoşluk ile yıkım aşk zehrinin iki sonucu olur.
- 5
Niçe bir gülşende feryâd ü figan etsem gerek
Niçe bir bülbül zebân etsem gerek
1Gül bahçesinde daha ne kadar feryat etmem gerekir?
2Gönül kuşunu daha ne kadar bülbül dilli etmem gerekir?
Gülşen güzellik mekânı olsa da içindeki temel eylem feryat ve figandır. “Dil mürgu”nu bülbül zeban etmek, gönül kuşuna aşkın geleneksel sesini öğretmek demektir; konuşan kendi iç varlığını sürekli şiir söyleyen canlıya dönüştürür.
- 6
Niçe bir mihnet çeküp hâlim yaman etsem gerek
Niçe bir durmaz eyler inkılâb
1Daha ne kadar mihnet çekip hâlimi kötü etmem gerekir?
2Kara talihim daha ne kadar durmadan değişsin?
Mihnet çekmek yalnız hâli kötüleştirmez, konuşan “hâlim yaman etsem” diyerek bu sonuca kendi fiilini de katar. “Baht-ı siyâh”ın durmadan inkılap etmesi değişimin iyileşme değil karanlık talihin yeni dönüşleri olduğunu gösterir.
- 7
Niçe bir gurbet diyârında olam
Niçe bir şûh-i sitemkârım beni eyler esîr
1Gurbet diyarında daha ne kadar hor ve aşağı olayım?
2Sitemkâr şuhum beni daha ne kadar esir etsin?
Gurbet konuşanı “hâr ü hakîr”, yani hor ve aşağı kılar; toplumsal değer kaybı mekânsal yabancılığa eklenir. “Şûh-i sitemkâr” cazibeli sevgiliyi eziyet eden fail yapar ve esaretin süresini yine cevapsız soruyla uzatır.
- 8
Niçe bir ömrüm telef olsun bu yollarda kesîr
Niçe bir olmaz Ömer bu gizli sırlar
1Ömrüm bu çok yollarda daha ne kadar telef olsun?
2Ey Ömer, bu gizli sırlar daha ne kadar “fet h-i bâb” olmaz [basılı boşluk korundu]?
Ömür “bu yollarda kesîr” ifadesiyle çok ve uzun güzergâhlarda telef olur. Son “fet h-i” yazımı kaynakta düzensiz boşluk taşır; sırların kapı açması çağrışımı açık olsa da yüzey sessizce “feth-i” yapılmaz, mahlas soruyu yazı kusuruyla birlikte kapatır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.303 gövdesinde “Niçe bir olmaz Ömer bu gizli sırlar fet h-i bâb” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n303-616EFA2BC27B. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.303, PDF 249–250; 8 iki dizelik birim/16 dize. Kaynak aparatı: dize 16 fet h-i: Basılı yüzeyde h harfi/boşluk düzensiz görünür; sessizce ‘feth-i’ yapılmadı. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
İlk “niçe bir” dert, firak ve ıstırabı üçlü yük olarak sayar; soru cevaptan çok sürenin dayanılmazlığını bildirir. Gözyaşı “kanlı âb”dır, su ile kan birleşir ve “dâimâ” akışın kesilmediğini söyler.