Nice dil vermesin divâne gönlüm
Gönül parlak yüzlü sevgili karşısında kendinden geçer; onun sözü, güzelliği ve cilvesi övülürken şair dostlarını böyle bir aşka tutulmaktan sakındırır, sonunda kendi övgü kudretini sınar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Nice dil vermesin gönlüm
Aşkıyla olaldan mestâne gönlüm
1Divane gönlüm nasıl gönül vermesin?
2Onun aşkıyla sarhoş olalı gönlüm...
- 2
Böyle bir cemâli münevver aya
Nazar etmez oldu câm-ı sahbâya
1Böyle aydınlık yüzlü bir aya bağlanınca
2gönlüm şarap kadehine bakmaz oldu.
Önceki birimdeki gönül öznesi burada sürer: aydınlık ay yüzlü sevgiliye yönelince şarap kadehine bakmaz olur. ‘Câm-ı sahbâya’ yönelme hâlindeki hedeftir, bakan özne değildir; güzellik meclis sarhoşluğunun önüne geçer.
- 3
eyledikçe cânımın cânı
ile beslemiş anı
1Canımın canı konuştukça
2onu şeker kamışıyla beslemişler sanırsın.
Sevgilinin konuşması tat alma imgesiyle açıklanır: sesi, şeker kamışıyla beslenmiş kadar tatlıdır. ‘Canımın canı’ hitabı duygusal yakınlığı kurarken beslenme benzetmesi bu tatlılığı bedensel ve işitilebilir kılar.
- 4
Mest ü eder cümle cihânı
Pesend âferin büyüden anaya
1Bütün dünyayı sarhoş ve hayran eder;
2onu büyüten anaya aferin denir.
Söz ve görünüşün etkisi tek kişide kalmaz, bütün dünyayı sarhoş eder. Övgü sevgiliden onu yetiştiren anneye doğru genişler; güzelliğin kaynağı aile terbiyesiyle ilişkilendirilerek ‘pesend âferin’ sözüyle kutlanır.
- 5
Bu aşk bize belâ olmasın dostlar
Kimseler olmasın dostlar
1Dostlar, bu aşk başımıza bela olmasın;
2kimse bu aşka tutulmasın.
Şair dostlarını aşkın bela oluşuna karşı uyarır ve müptelalık dilemez. Bu uyarı aşkı reddetmez; konuşanın kendi tutulmuş hâlini başkaları için ağır bir sınav saydığını gösterir, deneyim öğüt biçimine dönüşür.
- 6
Bülbül veş hem nevâ olmasın dostlar
Böyle bir dilber-i şûh u garrâya
1Dostlar, bülbül gibi inleyen olmasın;
2böyle cilveli ve parlak bir güzel yüzünden.
Bülbül gibi ses vermek, sevgilinin şuh ve parlak güzelliği yüzünden durmadan inlemektir. Aynı ‘dostlar’ hitabı sürerken güzelliğin cazibesi ile âşığın sesli acısı doğrudan neden-sonuç ilişkisine bağlanır.
- 7
Ömer âşıkındır medhini kılur
Tekellüm bâbında kim kadir olur
1Ömer onun âşığıdır, övgüsünü yapar;
2konuşma konusunda ona kim yetişebilir?
Ömer mahlasını söyleyip sevgilinin övgüsünü üstlenir, ardından konuşmada kimin ona yetişebileceğini sorar. Soru hem sevgilinin söz kudretini hem de onu anlatmaya çalışan şairin iddiasını aynı anda sınar.
- 8
Var mıdır yârîne bahâne bulur
Böyle böyle rengin edâya
1Sevgilisine bahane bulan var mıdır,
2böyle seçkin, böyle renkli bir edaya karşı?
Kapanış soru yapısını korur; ‘tuhfe’ ve ‘rengin eda’ sözlerinin tam sözdizimsel bağı kesinleşmediği için övgünün sevgiliye ulaşmak için kurulmuş bir bahane olduğu ileri sürülmez. Seçkin ve renkli eda karşısındaki bahane sorusu açık bırakılır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 şiir No.18 Âşık Ömer bölümündedir ve gövdede Ömer mahlası açıkça görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n18-8708B48E362B. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.18, PDF 121; 8 iki dizelik birim/16 dize. Tarama yalnız kanıt olarak bağlandı ve yeniden dağıtılmadı. İçerik aparatı: ‘Nice ... vermesin’ soru kipidir; kapanıştaki tuhfe/rengin eda sözdizimi kesinleştirilmeden soru olarak tutuldu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
‘Nice ... vermesin’ sayı bildiren nice değil, gönül vermenin kaçınılmazlığını soran ‘nasıl vermesin?’ yapısıdır. İkinci dizenin öznesi de aynı divane gönüldür; başka güzellere yönelmeme yasağı veya ayrı bir ben öznesi eklenmez.