Rind-i aşkım âlem-i ma'nâ musahhardır baña
Baştan sona bir iddia gazeli: şair kendini mana âleminin fatihi ilan eder ve her beyitte bu iddiaya yeni bir kanıt ekler. "Baña" redifi altı beyti tek bir özneye bağlar, sonunda gönlü bir tapınağa çevirir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
-i aşkım âlem-i ma'nâ musahhardır baña
Keşf-i sırr-ı müşkilât emr-i müyesserdir baña
1Aşkın rindiyim; mana âlemi bana boyun eğmiştir,
2çetin sırları çözmek benim için kolay bir iştir.
- 2
Feyz-yâb-ı mâye-i fakr u fenâyım tâ-ezel
Geşt-i sahrâ-yı muhabbet hacc-ı ekberdir baña
1Ezelden beri yokluk ile fakr mayasından feyz almışım;
2sevgi çölünde dolaşmak benim için en büyük hacdır.
İddianın dayanağı burada veriliyor: kazanç değil yokluk. Fakr ile fenâ tasavvufun iki makamıdır; şair bunları "mâye", yani hamurun mayası sayar. İkinci dize hac ibadetini oynatır: Kâbe'ye yürümek yerine muhabbet çölünde dolaşmak "hacc-ı ekber" ilan edilir.
- 3
Pertev-efşân-ı semâyım -ı zemîn
Himmetimden zillet ü rif'at berâberdir baña
1Göğe ışık saçanım, yere gölge düşürenim;
2himmetim yüzünden alçalmakla yükselmek bana birdir.
İlk dize şairi gökle yer arasına yerleştirir: yukarıya ışık, aşağıya gölge. Bu iki yönlü duruş ikinci dizedeki denklemi hazırlar; zillet ile rif'at, yani alçalma ile yücelme, aynı kefeye konur. Mevki hırsına karşı çıkarılan ölçü tasavvuf diliyle söylenir.
- 4
Îsi-i eflâk-i tecrîdim zemîndir meskenim
Âsmân ü ma'nîde hem-serdir baña
1Soyutlanma göklerinin İsa'sıyım, oysa meskenim yeryüzüdür;
2gök ile toprak yurdu, manada bana denktir.
İsa'nın göğe yükseltilmesi mazmunu tersine çevriliyor: şair kendini tecrîd göklerinin İsa'sı sayar ama yerde oturur. Çelişki ikinci dizede çözülür: mana düzeyinde gökle toprak eşittir. Kaynakta "Îsi-i" yazımı bozuktur, düzeltilmeden bırakıldı.
- 5
Nâ'il-i nîm-iltifât-ı çeşm-i yâr olsam n 'ola
Zahm-ı hûnîn dag dag sîne-zîverdir baña
1Yârin gözünün yarım iltifatına erişsem ne olur;
2kanlı yara, yara yara, sineme takılmış bir süstür bana.
Gazel birden âşıkane söyleyişe döner ve iddia burada da sürer: yaralar utanç değil ziynettir. "Dag dag" ikilemesi yara izlerini sinede bir desene çevirir; "sîne-zîver" ise takı dilinden gelir, göğse takılan süsü anlatır. Kaynaktaki "n 'ola" boşluğu dizgi hatasıdır.
- 6
Ol perestişgâhtır dil âlem-i vahdette kim
Zerreler Ekrem birer levh-i musavverdir baña
1Gönül, birlik âleminde öyle bir tapınaktır ki
2zerreler, Ekrem, bana birer resimli levha görünür.
Makta gazeli tek görüntüde toplar: gönül tapınağa, kâinatın zerreleri o tapınağın duvarındaki resimlere dönüşür. "Levh-i musavver" hem tasvirli tablo hem yazılı levha demektir; böylece âlem aynı anda seyredilecek ve okunacak bir şey olur.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142827 numaralı sürüm esas alındı. Gövdenin ilk iki satırı şiir değil künyedir (sayfa başlığının yinelenmesi ve "İbtidâ-yı Gazeliyyât" bölüm adı); alınmadı, geriye on iki dize yani altı beyit kaldı. Beşinci beyitteki "n 'ola" ile dördüncü beyitteki "Îsi-i" kaynağın kendi yazımıdır, düzeltilmedi. Dördüncü ve beşinci beyitlerin ikinci dizeleri kalıbın iki hecesi eksiğiyle duruyor; nüshanın eksiği olarak bırakıldı. Mahlas kaynakta "* Ekrem *" biçiminde yıldızlıdır; yıldızlar atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Matla, redifi daha ilk hecelerde yerleştirir: "baña". Kelime her dizenin sonunda durup cümleyi şairin üstüne yıkar, böylece şiir bir tasvir değil bir hak iddiası olur. "Musahhar" fetih dilinden gelir; şair mana âlemini seyretmediğini, ele geçirdiğini söylüyor.