Şâh-ı nevrûz eyledi dehri muattar bir yana
Nevruz dünyayı kokuyla doldurup güzelleri kır gezisine çıkarırken konuşan sevgilisiz huzura kavuşamaz; tek sevgili bütün güzellerden üstün tutulur. Tatlı söz ve nazlı yürüyüş anlatılamaz, serviyle çam geride kalır. Keskin bakış cana kasteder, ayrılık yükü boyu büker; Ömer’in yorgunluğu son bölümde ay, yıldız ve güneş karşılaştırmasına açılır. Yirmi beşinci dize tek satırlık son birim olarak korunur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
eyledi dehri bir yana
Dilrübâlar kıldılar her bir yana
1Nevruz şahı dünyayı bir yandan güzel kokularla doldurdu.
2Güzeller kır gezisine çıkıp her yana dağıldı.
- 2
Çıkmadı sensiz dil-i âsûde server bir yana
Yalınız bir yana sen olsan güzeller bir yana
1Sensiz huzurlu gönül bir yana çıkmadı; ‘server’ sözünün bağı açık değildir.
2Bir yanda yalnız sen olsan, öbür yanda bütün güzeller olsa.
Sensiz huzurlu gönlün bir yana çıkmaması kapalı dizimini korur; “server”in bağı kesinleştirilmez. Ardından tek sevgiliyle bütün güzeller iki yana konur ve üstünlük karşılaştırması hazırlanır.
- 3
Gayra bakmam gelse hep âlem serâser bir yana
Nutka geldikçe şirin güftârının tefhîmini
1Bütün dünya bir yana gelse de başkasına bakmam.
2Tatlı sözlerin dile geldikçe onları anlatmayı
Bütün âlem karşı tarafa geçse de konuşan başkasına bakmayacağını söyler. İkinci dize sevgilinin tatlı sözlerini anlatma girişimini başlatır ve yüklemini sonraki birime erteleyerek akışı taşır.
- 4
Ehl-i diller edemez âciz kalur taksîmini
Kimini hayran kılup sevdâya saldın kimini
1Gönül ehli tatlı sözlerini anlatamaz; ‘taksîmini’ sözünün bağı açık değildir.
2Kimini hayran edip kimini sevdaya saldın.
Önceki birimde açılan tatlı sözleri anlatma işi, gönül ehlinin aciz kalmasıyla tamamlanır; “taksîmini”nin kapalı bağı ayrıca korunur. Sevgilinin kimi hayran, kimi sevdalı etmesi bu sözsel gücün sonucudur.
- 5
Almağ içün şîve-i reftârının ta’lîmini
Gitti tûbâ bir yana serv ü bir yana
1Nazlı yürüyüşünün dersini almak için
2Tuba ağacı bir yana, serviyle çam bir yana çekildi.
Tuba, servi ve çam sevgilinin nazlı yürüyüşünden ders almak için bir araya gelir. Sonra hepsinin bir yana çekilmesi, doğanın ölçü kabul edilen ağaçlarını sevgilinin hareketi karşısında geriletir.
- 6
San beni koymaz varup dâd eyleyim sultânıma
Acıyup insâf edüp şâyed görüp efganıma
1San beni bırakmıyor; varıp sultanıma şikâyet edeyim.
2Belki acıyıp insaf eder, feryadımı görür.
Sanı konuşanı bırakmadığı için sultanına şikâyete gitmek ister. İnsaf ve feryadı görme ihtimali “şâyed” ile sınırlıdır; sevgilinin acıyacağı kesin bir sonuç gibi sunulmaz.
- 7
Fitneler tahrik edüp kasd eylemişler cânıma
Hey efendim göz göre girmek dilerler kanıma
1Fitneler çıkarıp canıma kastetmişler.
2Efendim, göz göre göre kanıma girmek istiyorlar.
Fitnelerin cana kastetmesi tehlikeyi çoğul ve hareketli kılar. “Göz göre göre kanıma girmek” sözü, efendiye doğrudan hitapla tehdidi görünür ve yakın bir saldırıya çevirir.
- 8
Bir yanadan hançer bir yana
Ben efendim kendime gör kim niçe hâle eyledim
1Bir yanda keskin yan bakış, bir yanda hançer var.
2Efendim, kendimi nasıl bir hâle getirdiğime bak.
Keskin yan bakış ile hançer iki ayrı yana yerleştirilir; bakışın yaralayıcılığı silah ölçüsünde somutlaşır. Konuşanın kendine yaptığı hâli efendisine göstermesi, şikâyeti öz-eleştiriyle birleştirir.
- 9
Firkatin nârına yaktım cismimi kal eyledim
Bâr-ı hecrinle elif kaddim büküp dâl eyledim
1Ayrılık ateşinde bedenimi yakıp eritme potasına çevirdim.
2Ayrılık yükünle elif gibi boyumu büküp dal harfine çevirdim.
Beden ayrılık ateşinde eritme potasına çevrilir, elif gibi düz boy da ayrılık yüküyle dal biçiminde bükülür. Ateş ve yazı imgeleri aynı fiziksel çöküşü iki farklı maddede gösterir.
- 10
İştîyâkım nağmesin vasliyle irsâl eyledim
Mürg-ı dil bir yana per açtı kebûter bir yana
1Özlemimin ezgisini kavuşmayla gönderdim.
2Gönül kuşu bir yana, güvercin başka bir yana kanat açtı.
Özlem ezgiye dönüştürülüp kavuşmayla gönderilir; dizede olmayan bir dilek anlamı eklenmez. Gönül kuşu ile güvercinin ayrı yönlere uçması, bu iletinin dağılma hareketini göğe taşır.
- 11
Der ki bu Âşık Ömer çektim yolunda çok teab
Ey melek mûnis m’olursun âdeme sen bî sebeb
1Bu Âşık Ömer der ki: Yolunda çok yorgunluk çektim.
2Ey melek, insana sebepsiz yere yoldaş olur musun?
Mahlaslı konuşan sevgilinin yolunda çektiği yorgunluğu doğrudan bildirir. Sevgiliye “melek” diye seslenip sebepsiz yoldaşlık sorulması, yakınlık umudunu bir soru sınırında tutar.
- 12
Devr edüp seyyârelerle heft semâ rûz ü şep
-ı cihan ârâyı eylerler taleb
1Gezegenlerle birlikte yedi göğü gece gündüz dolaşıp
2Dünyayı süsleyen talih yıldızını ararlar.
Gezegenler yedi göğü gece gündüz dolaşırken dünyanın süsü olan talih yıldızını arar. Kozmik devinim, sevgiliyi tek bir yıldıza benzetmekten öte bütün göğün aradığı merkez yapar.
- 13
Mâh ü encüm bir yana hurşîd-i enver bir yana
1Ay ve yıldızlar bir yana, parlak güneş bir yana.
Tek satırlık kapanış ay ve yıldızların tamamını bir yana, parlak güneşi öbür yana koyar. Şiir boyunca yinelenen karşılaştırma düzeni en geniş göksel ölçekte ve eksiltisiz final dizesiyle tamamlanır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.596 gövdesinde “Der ki bu Âşık Ömer çektim yolunda çok teab” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n596-6C1487A71E98. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.596, PDF 458; 13 birim/25 dize; son birim tek dizedir ve basılı final satırı korunmuştur. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Nevruz şahının dünyayı kokutması baharı hükümdar gibi sahneye çıkarır. Güzellerin kır gezisine her yana dağılması, mevsim değişimini toplumsal ve hareketli bir manzaraya dönüştürür.