DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Sana bir tenhâ sözüm var dinle cânım Mustafâ
Şiir · 17. yüzyıl

Sana bir tenhâ sözüm var dinle cânım Mustafâ

Şair Mustafa’ya mahrem bir söz ve korunacak sır bırakır; gece boyu ağlama, gam denizi, bülbül-gül ilişkisi ve aşk potası şiirin ana sahneleridir. Yârın kimliği, güle meyledenin öznesi ve “kal idüp” yüzeyi açık tutulur; Mecnun gibi çöle düşme henüz gerçekleşmemiş bir korkudur.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Sana bir var dinle cânım Mustafâ

    Gerçi hoş zahmettir ammâ hele cânım Mustafâ

    1Sana yalnızken söyleyeceğim bir söz var, dinle Mustafa;

    2Gerçi hoş bir zahmettir, ama hele Mustafa.

    “Tenhâ söz” baş başa kalmayı ve paylaşılacak şeyin mahremiyetini aynı anda kurar; ilk dizedeki “dinle” açık bir buyruğa dönüşür. İkinci dize ise “hoş zahmet” paradoksuyla dinlemenin tatlı bir yük olduğunu söyler; yalnız “hele” yüzeyi görülür, kaynakta ikinci bir dinle buyruğu yoktur.

  2. 2

    Kimseler olmasun asla sakın

    Dime lûtf et başın içün sakla cânım Mustafâ

    1Sakın bu sırrı asla kimse bilmesin;

    2başın için, lütfet de söyleme, sakla Mustafa.

    Sırrın kimseye açılmaması “asla” ve “sakın” kelimeleriyle çift güvence altına alınır. “Başın içün” yemini rica ile tehdidin arasındaki ciddiyeti yükseltir; “dime / sakla” fiilleri konuşmayı durdurup sırrı sevgilinin korumasına bırakır.

  3. 3

    Hak bilür konuşasın yâr ile

    Andırasın halk içinde kendini hem ad ile

    1Hak bilir, “yâr ile konuşasın” sözüne razı değilim [gönderim açık];

    2Halk içinde kendini ad ile andırasın [kip ve özne bağı açık].

    Hak’ın tanıklığı konuşanın hoşnutsuzluğunu kesinleştirir, ama “yâr ile” ifadesinin kimi gösterdiği açık değildir. “Halk içinde” çevresi, kendilik ile “ad” üzerinden anılmayı birleştirir; bunu doğrudan yasak buyruğu veya üçüncü kişilik rakip hikâyesi diye daraltmamak gerekir.

  4. 4

    Tâ giceler âh ile feryâd ile

    Ağlamaktan döndü çeşmim sele cânım Mustafâ

    1Geceler sabah oluncaya dek ah ve feryatla

    2ağlamaktan gözüm sele döndü Mustafa.

    Gecenin sabaha kadar sürmesi “âh” ve “feryâd” ile ölçülür; zaman, seslerin kesilmediği uzun bir aralığa dönüşür. Ağlamaktan gözün “sele” dönmesi ise bedendeki küçük bir kaynağı taşkın suya büyütür ve sevgiliye ulaşmayan sözlerin yerine gözyaşını geçirir.

  5. 5

    Âşık olan düşer elbet

    Yâ ne mümkin karşı durmak aşkımın bir dengine

    1Âşık olan elbette gam denizinin enginine düşer;

    2aşkımın bir denginin karşısında durmak nasıl mümkün olur?

    Âşık için gam denizinin “engine” düşmek kaçınılmaz bir sonuç olarak verilir. İkinci dizedeki soru, aşkın “bir dengi” karşısında durmanın mümkün olmadığını öne sürer; deniz derinliği ile ölçülemeyen güç aynı birimde âşığın dirençsizliğini anlatır.

  6. 6

    Bâğ-ı hüsnünde sataştın

    Sordum aslı mâil imiş güle cânım Mustafâ

    1Güzellik bahçende bülbülün pençesine takıldın;

    2Aslını sordum; güle meyilliymiş [özne açık değil], Mustafa.

    Güzellik bir “bâğ”, bülbülün “çengi” ise yakalayıcı bir pençe olarak çizilir; sevgili bu kuşsal sahnenin içine düşer. “Sordum aslı mâil imiş güle” cümlesinde güle eğilenin bülbül mü, sevgili mi olduğu kesin değildir; doğal eğilim görünür, özne açık kalır.

  7. 7

    Sen beni doğru yolundan şaştırırsun âkıbet

    Kal idüp pişirürsün âkıbet

    1Sonunda beni doğru yolundan şaşırtırsın;

    2“Kal idüp”, aşk potasında sonunda pişirirsin [ilk ibare kapalı].

    Doğru yoldan şaşma ilk dizede geleceğe dönük “âkıbet” uyarısıyla verilir. Ardından aşkın “pûte”si, yani eritme ve sınama kabı gelir; “kal idüp” kapalı yüzeyi tanıksız “oyalamak” diye çözülmeden, pişirilmenin aşk içindeki dönüşüm ve eziyet imgesi olduğu belirtilir.

  8. 8

    Gerçi kim Âşık Ömer’i düşürürsün âkıbet

    Korkarım cânım Mustafâ

    1Gerçi Âşık Ömer’i sonunda düşürürsün;

    2Mecnun gibi çöle düşmekten korkarım Mustafa.

    Mahlaslı son birim Ömer’in düşürülmesini yine “âkıbet” sözüyle geleceğe taşır. Korkunun ölçüsü Mecnun gibi çöle düşmektir; böylece önceki doğru yol kaybı, edebî aşkın en bilinen ıssızlık sahnesine uzanır ve şiir gerçekleşmemiş bir endişeyle kapanır.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Ergun 1936 No.263 gövdesinde “Gerçi kim Âşık Ömer’i düşürürsün âkıbet” mahlası görünür.

Atıf kanıtını aç ↗

Kaynak sürümü ergun1936-n263-58BA1939778F. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.263, PDF 223; 8 iki dizelik birim/16 dize. İçerik aparatı: U3 yâr ve kişi gönderimi, U6 güle meyledenin öznesi, U7 “kal idüp” ibaresi açık değildir. Tarama yeniden dağıtılmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirSana cânâ derdimi bir bir beyân etsem gerekÂşık Ömer · Şiir

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

tenhâ sözüm

Yalnızken söylenecek gizli sözüm.

bu sırra sâhib

Âşıkla sevgili arasındaki gizli söze ortak olan kişi.

râzî değilim

Razı değilim; yâr ile muhatap ilişkisinin kimi gösterdiği açık değildir.

subh olunca

Sabah oluncaya kadar.

bahr-i gamın engine

Gam denizinin engin yerine.

andelîbin çengine

Bülbülün pençesine; sonraki güle meyil cümlesinin öznesi açık değildir.

pûte-i aşkta

Aşk potasında; önceki “kal idüp” ibaresi tanıksız çözülmemiştir.

Mecnun misâli çöle

Aşk yüzünden Mecnun’un dolaştığı ıssız çöle düşme hâli.