Sanma zâhid sen bizi inkâra gelmişlerdeniz
Beş beyitlik bir müdafaaname. Zahide seslenip Bektaşî yolunu inkâr değil ikrar olarak tanımlıyor; başı açık yalın ayak abdal kılığını, Hacı Bektaş'a bağlılığı ve aşk pazarında canı satmayı sıralıyor. Son beyitte enelhak sözü Mansûr'un darağacıyla birlikte anılır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Sanma sen bizi inkâra gelmişlerdeniz
diyüben ikrâra gelmişlerdeniz
1Ey zahid, bizi inkâra gelmişlerden sanma;
2biz “Şâh-ı Merdân” diyerek ikrara gelmişlerdeniz.
- 2
Sanma bizi ile geldik âleme
Biz Ali’yi, Hak bilüb gelmişlerdeniz
1Bizim âleme boş sözle geldiğimizi sanma;
2biz Ali'yi Hak bilerek açıkça geldik.
İkinci “sanma” ilk beytin kuruluşunu tekrarlıyor ve gazele nakarat düzeni veriyor. Vurgu “âşkâre” kelimesinde: iddia gizli tutulan bir bâtınî sır olarak değil, açıkça söylenmiş bir şey olarak sunuluyor. Kaynaktaki mısra içi virgül olduğu gibi korundu.
- 3
Baş açık yalın ayak olub âlemde biz
Hacı Bektaş-ı Velî Hünkâr’a gelmişlerdeniz
1Başı açık, yalın ayak, âlemde abdal olarak
2biz Hacı Bektaş-ı Velî Hünkâr'a gelmişlerdeniz.
Beyit iddiayı bir kılığa bağlıyor: başı açık ve yalın ayak dolaşmak, Kalenderî-abdal zümresinin görünür işaretidir. Ergun'un şairin Bektaşîliğini bizzat kendi sözünden çıkardığı yer de burasıdır; ad hiçbir örtü olmadan anılıyor.
- 4
Girmişiz meydân-ı aşka can metâ’ı almağa
Cân ü başa kalmayub bâzâra gelmişlerdeniz
1Aşk meydanına can malını almak için girmişiz;
2cana başa bakmayıp pazara gelmişlerdeniz.
Meydan hem tekkedeki tören alanı hem savaş alanı, “bâzâr” ise alışveriş yeri; iki mekân üst üste bindiriliyor. Satılan ile satın alınan aynı şey olunca ticaret tersine dönüyor: burada kâr, sermayeyi elden çıkarmakla ediliyor.
- 5
Fazliyâ çün Hak benem Hak bendedir Hak söylerim
Yine veş olub berdâra gelmişlerdeniz
1Ey Fazlî, madem Hak benim, Hak bendedir, Hakk'ı söylerim;
2yine Mansûr gibi olup darağacına gelmişlerdeniz.
Enelhak iddiası üç kez üst üste tekrarlanarak yükseltiliyor, sonra bedeli hemen ödeniyor: “berdâr” asılmış demek. Hallâc-ı Mansûr'a yapılan gönderme, gazelin baştan beri sürdürdüğü açıklık ısrarının nereye vardığını da göstermiş oluyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 170415 numaralı sürüm esas alındı; metin Sadettin Nüzhet Ergun'un “Bektaşî Şairleri ve Nefesleri” antolojisinin Fazli bölümünden (Vikikaynak'ta PDF s. 89–90) geliyor. Antoloji şairin üç gazelini tek sayfada dizdiği için üçü de aynı sürüm numarasını taşır. Antolojide hemen önce gelen Fâzılî ayrı bir şairdir; bu metin ona değil Fazlî'ye aittir. Bu gazel kaynakta “— 3 —” başlığıyla dizili. İki dizgi özelliği korundu: ikinci beyitteki “Biz Ali’yi, Hak bilüb” ibaresinde mısra ortasına düşen virgül ve aynı mısradaki “âşikâre” yerine “âşkâre” yazımı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Gazel bir savunma değil, bir karşı hitap olarak açılıyor; muhatap daha ilk kelimede zahid diye adlandırılıp suçlayan tarafa yerleştiriliyor. İnkâr ile ikrar kafiyede karşı karşıya konmuş: ikrar, Bektaşî erkânında yola girerken verilen sözün teknik adıdır.