Sen gidelden hiç bilir misin ki cânân oldu gel
Sevgilinin gidişinden beri “cânân oldu” yüzeyinde kimin ne hâle geldiği açık tutulur; ömür kavuşma arzusuyla tükenmiş, servi boyun hayali gözden gitmemiş ve yaşlar deniz gibi akmıştır. Kavuşma anıldıkça ayrılık artar, lal dudak hatırlandıkça akıl gider. Sevinç, rahat, kuvvet, sabır ve irade kaybolur; “akl u fikrin” ikinci kişi iyeliği değiştirilmeden can ve gönülle birlikte dağılır. Hayret kadehi gönlü sarhoşluğa, dostlar yabancılığa yöneltir. “Çeşm-i düşmân” tamlaması iki okuma alanıyla korunur; Ömer dağlara düşmenin kesin olduğunu söyler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Sen gidelden hiç bilir misin ki cânân oldu gel
Gitti ömrüm -ı cânân oldu gel
1Sen gideli ‘cânân oldu’; hiç bilir misin [kişi ve hâl bağı açık]? Gel;
2Ömrüm sevgiliye kavuşma arzusuyla geçti, gel.
- 2
Gitmedi gözden hayâl-i serv-i kaddin sâyesi
Aktı deryâlar gibi yaşım oldu gel
1Servi boyunun hayal gölgesi gözümden gitmedi;
2Yaşım denizler gibi bol bol aktı, gel.
Servi boyun hayal gölgesi gözden gitmez; sevgilinin bedeni yokken uzun silueti bakışta kalır. Gözyaşının deryalar gibi firavan akması, bu sabit hayalin karşısına durmadan çoğalan su hareketini çıkarır.
- 3
Vuslatın andıkça cânan firkatin artar yeter
yâdeyledikçe zâr olur aklım yiter
1Ey sevgili, kavuşmanı andıkça ayrılığın artar, yeter;
2Lal dudağını andıkça inlerim, aklım gider.
Vuslatı anmak ayrılığı azaltmak yerine artırır; hatırlama teselli işlevini tersine çevirir. Lal dudağı yâd ettikçe zâr olmak ve aklı yitirmek, güzelliğin bir parçasını zihne çağırmanın sesli acı ile düşünce kaybına dönüştüğünü gösterir.
- 4
Başıma sevdâ-yi zülfün saldığı devlet yeter
Çeşmime sensiz fenâ mülkü oldu gel
1Saçının sevdasının başıma saldığı devlet yeter;
2Sensiz gözümde yokluk ülkesi gece mekânı oldu, gel.
Zülf sevdasının başa saldığı “devlet” hem talih hem yük çağrışımı taşır; konuşan bunun yeterli olduğunu söyler. Sevgilisiz gözde fena mülkünün şebistan olması, görülen dünyayı yokluk ve karanlık ülkesine çevirir.
- 5
Kani ya şevk u sürûrum kande gitti râhatim
Ağlamaklar inlemekler derd ü mâtem âdetim
1Hani sevincim ve neşem, rahatım nereye gitti?
2Ağlamak, inlemek, dert ve yas âdetim oldu.
Şevk, sürur ve rahatın nerede olduğu peş peşe sorularla aranır, fakat cevap yoktur. Bunların yerine ağlama, inleme, dert ve matem âdet olmuştur; olağan yaşam alışkanlıkları bütünüyle acı davranışlarıyla değiştirilir.
- 6
Gitti tende kuvvetim ü sabrım tâkatim
Akl u fikrin cân ü dil dağıldı nâlân oldu gel
1Bedendeki gücüm, rahatım, sabrım ve dayanma gücüm gitti;
2Aklın ve fikrin; can ile gönül dağılıp inledi [iyelik bağı korundu], gel.
Bedendeki kuvvetten ihtiyara kadar dört dayanak tükenir; fiziksel güç ile irade aynı çöküşe girer. “Akl u fikrin” ikinci kişi iyeliğidir ve birinci kişiye çevrilmez; can ile gönlün dağılışı ayrıca korunur.
- 7
Câm-ı hayretle bu dil mestânelik semtin tutâr
Ol sebebden hâtırım vîrânelik semtin tutar
1Bu gönül hayret kadehiyle sarhoşluk yönünü tutar;
2Bu yüzden gönlüm viranelik yönünü tutar.
Câm-ı hayret gönlü sarhoş eder ve onu mestanelik semtine yöneltir; şaşkınlık içilen bir madde gibi işler. Aynı sebep hatırı viranelik yönüne taşır, böylece sarhoşluk neşeli meclise değil yıkılmış iç mekâna açılır.
- 8
Dostlarım şimdi bana semtin tutar
Hâsılı sensin sebeb ey çeşm-i düşmân oldu gel
1Dostlarım şimdi bana yabancılık yönünü tutar;
2Sonuçta sebep sensin ey ‘çeşm-i düşmân’ [düşmanın gözü/düşman gözlü], gel.
Dostların bigânelik semtini tutması, sevgili yokluğunun sosyal çevreyi yabancılaştırdığını gösterir. “Çeşm-i düşmân” düşmanın gözü veya düşman gözlü anlamlarına açıktır; çağrı suçlamayla birlikte yine “gel” der.
- 9
Sâdık u âşık çekerken derd ü hasretle cefâ
Sanma dilberler sürûr-i kalbile eyler safâ
1Sadık âşık dert ve hasretle eziyet çekerken;
2Güzellerin gönül sevinciyle sefa sürdüğünü sanma.
Sadık âşık dert ve hasretle cefa çekerken güzellerin gerçekten gönül süruruyla sefa sürdüğü sanılmamalıdır. Dize, sevgililerin dış rahatlığının iç sevinç kanıtı olmadığını söyleyerek şiirdeki tek taraflı acı görünümünü kısa süreli sorgular.
- 10
Dağlara düşmem mukarrerdir Ömer ey bîvefâ
Aklımı aldırdı ol dîvâne dîvân oldu gel
1Ey vefasız, Ömer’in dağlara düşmesi kesindir;
2O divane divan aklımı aldırdı, gel.
Mahlaslı kapanışta dağlara düşmek mukarrer, yani kaçınılmazdır; Ömer Mecnun yolunu kendi sonu sayar. “Divane divan” ses tekrarı sevgili topluluğu, şiir meclisi veya delilik alanını açık bırakır; kesin olan aklın elden alınmasıdır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.374 gövdesinde “Dağlara düşmem mukarrerdir Ömer ey bîvefâ” mahlası görünür; aparat ve atıf düzeyi kaynak kararıyla korundu.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n374-75AC67E74161. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.374, PDF 297–298; 10 kaynak birimi/20 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Açılıştaki “cânân oldu” yüzeyi hâle gelen kişiyi konuşan diye kesinleştirmeye izin vermez; sevgiliye bilip bilmediği sorulur. Ömrün vuslat arzusuyla tükenmesi ise bekleyişi bütün yaşamı harcayan süre yapar.