Sen seni sanma melil ey dil bütün dünyâ melil
Şiir, gönüle seslenerek hüznün yalnız ona özgü olmadığını, sevdanın herkesi başka bir hâlle kederlendirdiğini söyler. Âdem ile Havva’dan çiçeklere, bülbülden pervaneye, Mecnun ile Leyla’ya uzanan geniş bir imge dizisi bütün varlığı melal içinde gösterir. Âşık uyumaz, divane uslanmaz; mum ve pervane ateşle sınanır. Son bölümde hikmet defterlerinin toplamı tek noktaya indirgenir; aklın Kâf ve Nûn’dan doğan yaratılış sırrına erişememesi yedi denizi bile hüzne boğar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Sen seni sanma ey dil bütün dünyâ
Her kesi bir hâl ile kılmaktadır sevdâ
1Ey gönül, yalnız kendini kederli sanma; bütün dünya kederlidir.
2Sevda herkesi başka bir hâlin içinde hüzünlendirir.
- 2
Geldiler dünyâya çün Âdem zelil Havvâ
İntişâr üzre kaluptur cennet ü havrâ
1Âdem dünyaya gelince zelil, Havva da kederli oldu.
2Cennet ve huriler ayrılıp dağılma hâlinde hüzünlü kaldı.
Âdem ile Havva’nın dünyaya gelişi zillet ve melalle anılır; kayıp cennet düşüncesi insanlık tarihinin başlangıcına hüzün yerleştirir. Cennet ve hurilerin intişar hâlinde kalması, ayrılma ve dağılma duygusunu yeryüzüyle sınırlamaz.
- 3
Her şükûfeyle derûn-i bâğ hoş şöhrettedir
Lâle bağrın dâğ yakmış âteşin şöhrettedir
1Bahçenin içi her çiçekle güzel bir ün kazanmıştır.
2Lale bağrını dağlamış; ateşiyle ün salmıştır.
Bahçe çiçeklerle şöhret kazanır fakat lale bu güzelliğin içinde bağrını ateşle dağlamıştır. Lalenin koyu merkezi geleneksel yara imgesine dönüşür; dışarıdan parlak ve itibarlı görünen tabiatın içinde saklı acı bulunduğu sezdirilir.
- 4
Goncanın ağzı açık kalmış acep hayrettedir
Gülşen-i hayrette inler bülbül-i şeydâ
1Goncanın ağzı şaşkınlıktan açık kalmış gibidir.
2Hayret bahçesinde çılgın bülbül kederle inler.
Goncanın kapalı ağzı burada hayretten açık kalmış gibi canlandırılır. Şaşkınlığın bahçesinde inleyen çılgın bülbül, güzellik karşısında neşelenmek yerine melale düşer; hayret ile hüzün aynı seyir mekânında birleşir.
- 5
Var mı görmüş hâb-ı gamda âşıkın uyandığın
Aşk zencîrin çeken dîvânenin uslandığın
1Gam uykusunda bir âşığın uyandığını gören olmuş mudur?
2Aşk zincirini taşıyan delinin uslandığı görülmüş müdür?
İki soru beklenen cevabı olumsuz olan bir çift kurar: gam uykusundaki âşık uyanmaz, aşk zincirini çeken divane uslanmaz. Sevda geçici bir sersemlik değil, bilinci ve davranışı sürekli biçimde değiştiren bağlayıcı durum sayılır.
- 6
Bezmde şem’in görüp başında odlar yandığın
Üstüne perler yakar pervâne-i
1Mecliste mumun başında ateşlerin yandığını görür.
2Çekinen pervane bile onun üstünde kanatlarını yakar, hüzünlüdür.
Mumun kendi başında ateş yanarken pervane de çevresinde kanatlarını yakar. Pervânede pervâ, yani çekinme bulunsa bile ateşe yöneliş engellenemez; söz oyunu, aşkın hem merkezini hem ona yaklaşanın ortak kederini görünür kılar.
- 7
Fâl açup bâb-ı elemden hasbıhâlim söyledim
Söyledim ammâ yine dîvâne gönlüm eğledim
1Elem sayfasından fal açıp kendi hâlimi anlattım.
2Anlattım ama yine de deli gönlümü oyaladım.
Elem kapısı bir fal kitabının sayfasına çevrilir ve şair kendi hâlini oradan okur. Konuşup açıklamak rahatlama sağlamaz; deli gönlü yeniden oyalamak gerekir. Bilmek ile teselli bulmak arasındaki ayrılık beyitte açıkça hissedilir.
- 8
Aşk vâdîsin bugün ibretle seyrân eyledim
Baktım ol Mecnûn sergerdan gezer Leylâ
1Bugün aşk vadisini ibretle dolaşıp seyrettim.
2Baktım; Mecnun şaşkın dolaşıyor, Leyla ise kederli.
Aşk vadisindeki ibret gezisi, anlatıcıyı ünlü aşk hikâyesinin kişilerine götürür. Mecnun yönünü yitirmiş biçimde dolaşırken Leyla melildir; böylece efsanevi çift bile sevdanın evrensel hüzün hükmünden kaçamaz.
- 9
Ey Ömer var mı bu hikmet defterinde geh fünûn
Belli bir noktadürür bunca defâtîre yekûn
1Ey Ömer, bu hikmet defterinde türlü bilgiler var mı?
2Bunca defterin toplamı belli bir tek noktadır.
Mahlasla açılan soru, hikmetin pek çok deftere dağılmış bilgilerden oluşup oluşmadığını yoklar. Ardından bütün defterlerin yekûnu tek bir noktaya indirilir; çoğalan yazı karşısında hakikatin yoğun ve sade merkezi vurgulanır.
- 10
Kim nice sâbit oluptur ’den Kâf’ ü Nûn
Ermedi aklın ana oldu yedi deryâ
1Bütün akıldan çıkan Kâf ve Nûn ile bu nasıl kesinleşmiştir?
2Aklın buna eremedi; yedi deniz bile kederli oldu.
Kâf ile Nûn, ol buyruğunun harfleri olarak yaratılış sırrını çağırır; Akl-ı kül bile bu oluşun sınırında anılır. Şair kendi aklının erişemediğini söyleyince keder bireyden yedi denize yayılır ve kapanış ilk beyitteki dünya melalini kozmik ölçekte tamamlar.
Metnin kaynağı
Tam gövdede görünür Âşık Ömer mahlası: 17. dize: “Ey Ömer var mı bu hikmet defterinde geh fünûn”. Basılı koleksiyon yerleşimi destekleyici kanıttır.
Atıf kanıtını aç ↗Sadeddin Nüzhet Ergun’un 1936 tarihli Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri baskısındaki 379 numaralı metin, 302 ve 303 numaralı PDF sayfalarından aktarılmıştır. Sabit kayıt sürümü ergun1936-n379-017974B337C0 olarak belirtilmiştir. Şiirin 10 birimi ve 20 özgün dizesi basılı biçimiyle korunmuş, tarama görseli yeniden dağıtılmamıştır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Gönle yöneltilen uyarı, kişisel acının benzersiz olduğu vehmini kırar. Bütün dünyanın melil sayılması hüznü ortak varoluş hâline getirirken sevda herkesi aynı biçimde değil, kendi şartına uygun ayrı bir hâl içinde kederlendirir.